Zeytin Ağaçlarını Rahat Bırakın

3573 Sayılı Zeytincilik Kanunu açık ve nettir. Bu kanuna göre zeytinlikler korunmalı, yerleşimden, sanayi faaliyetlerinden ve diğer baskılardan uzak tutulmalıdır. Kanun böyle diyor ama ne yazık ki zeytinlikleri koruması gereken devlet, tam tersine zeytinlikleri yapılaşmaya, sanayiye ve madenciliğe açmak için her yolu deniyor.
Bu saldırılara karşı ülke çapında çevre gönüllüleri, doğa savunucuları ve demokratik kitle örgütleri direniyor. Devletin bütün gücüne rağmen, doğanın ve kamunun yararını savunan bu insanları alkışlamak gerekiyor.

Son dönemlerde zeytinlikleri madencilere peşkeş çekmek için başvurulan en ilginç yöntem ise “zeytinlikleri taşımak” oldu. Yani, bulunduğu alandan söküp başka bir yere dikmek.
Zaten bazı belediyeler bu yöntemi daha önce denedi. Ancak sonuçlar hüsrandan başka bir şey olmadı. Özellikle Ege ve Akdeniz kıyılarında bunun pek çok acı örneğini görmek mümkün.
Dünyada da bu işin nasıl felakete dönüştüğünü gösteren çok sayıda örnek var. Bilim insanlarının ve çevre kuruluşlarının defalarca uyardığı bu uygulama, telafisi mümkün olmayan doğa tahribatlarına yol açıyor.

İlk örnek, zeytincilikte söz sahibi olan İspanya’dan.
2016 yılında otoyol yapımı nedeniyle binin üzerinde asırlık zeytin ağacı taşındı. Ancak bu girişim kısa sürede ekolojik felakete dönüştü. Taşınan ağaçların yarısından fazlası kurudu. Kalanlarda ise Phytophthora mantarı yayıldı ve enfekte olmayan ağaçları da etkiledi. Bölgedeki çiftçiler beş yıl boyunca ürün kaybı yaşadı. Birçok çiftçi iflasın eşiğine geldi.
Komşumuz Yunanistan’da benzer bir tablo yaşandı. 2019 yılında altın madeni açmak için yaklaşık beş yüz Kalamata ve Koroneiki türü zeytin ağacı taşındı. Sonuç yine hüsran oldu. Ağaçların büyük bölümü kurudu. Hayatta kalanlarda ise meyve kalitesinde büyük düşüş yaşandı. Zeytinyağında %40 oranında yağ kaybı ve tatta acılaşma gözlendi. Üstelik, taşındıkları yeni alandaki toprakta kadmiyum birikimi nedeniyle ağaç köklerinde deformasyon oluştu. Her biri ortalama 300 yıllık olan bu klonal ağaçların genetik çeşitliliği geri dönülmez biçimde kayboldu.
İtalya’da ise 2018 yılında Xylella fastidiosa bakterisinin yayılması nedeniyle 20 bin hektar zeytinlik sökülerek başka bölgelere taşındı. Ancak taşınan ağaçların %70’i üç yıl içinde öldü. Daha kötüsü, nakil sırasında kullanılan aletlerle hastalık sağlıklı bölgelere de taşındı ve salgın hızla yayıldı. Bunun sonucunda, Puglia’nın “Antik Zeytinlikleri” için yapılan Dünya Mirası başvurusu iptal edildi.
Bu örnekler sadece birkaç tanesi. Liste uzayıp gidiyor. Zeytin ağacını taşımak, faydadan çok zarar getiriyor.
Bilim insanları diyor ki; zeytin ağacı, köklerinde yaşayan mikrobiyal yaşamla birlikte bir bütündür. Kök mikrobiyomu dediğimiz bu yaşam ağı, topraktaki yüzlerce bakteri ve mantar türüyle simbiyotik bir ilişki içindedir. Ağaç söküldüğünde bu yaşam ağı kopar ve yeniden kurulması neredeyse imkansızdır.
Ayrıca yetişkin zeytin ağaçlarının kökleri, bulundukları coğrafyanın su kaynaklarına ve toprak yapısına özel olarak adapte olur. Yeni alana taşındığında sulama bile kök çürümesini engelleyemez.
Bin yıllık bir zeytin ağacı, aynı zamanda o coğrafyanın iklim hafızasını taşır. O hafıza, yer değişimiyle sıfırlanır.
Köklerinden kopan bir zeytin, ruhunu kaybetmiş bir anıt gibidir.
Peki dünyada ne yapılıyor?
Portekiz, 2021 yılında zeytin naklini “ekolojik suç” olarak tanımlayan bir yasa çıkardı.
Tunus ise asırlık zeytinliklerin bulunduğu alanları “Milli Yaşayan Anıt” statüsüne aldı ve ağaç taşımayı yasakladı.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) 2023 Sürdürülebilir Tarım Raporu’nda şu cümleyi kurdu:
“Zeytin nakli, yetişkin ağaçlar için bir intihar eylemidir.”
Zeytin ağaçları, toprağın belleği ve bu ekosistemin nefesidir. Bu toprakların kadim ve vazgeçilmez bir parçasıdır. Binlerce yıldır bu coğrafyanın simgesi olmuştur.
Uluslararası örnekler gösteriyor ki; bir zeytin ağacını kökünden sökmek, sadece bir ağacı değil; onun gölgesine yuva yapan kuşları, çiçeklerinden polen toplayan arıları, toprağın kimyasını ve insanlığın hafızasını da yok etmektir.
Binlerce yıldır bizimle yaşayan bu anıt ağaçlar, oldukları yerde korunmalıdır. Zeytin taşınmaz. Zeytin göç etmez. Zeytin yerinde güzeldir.
Son sözü yine Nazım’a bırakalım:
“Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile, mesela zeytin dikeceksin.”
















































