Kayyum Davası Saçmalığı

CHP’de liyakat eksikliği ve eski genel başkan döneminde partiye doldurulan bazı kişiler tarafından, CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’na şaibe karıştığı iddiasıyla farklı mahkemelerde açılan davalar; 42. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde birleştirilmiş ve kurultayın iptali talep edilmişti. Buna bağlı olarak kurultay yok hükmünde, yani “mutlak butlan” sayılarak Özgür Özel ve ekibinin görevden alınması; eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin ise göreve iade edilmesi isteniyordu.
Hukuki dayanaklardan yoksun, tamamen partiyi yıpratma amaçlı bu davanın ilk duruşması 26 Mayıs 2025’te Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görüldü. Davacılar, mevcut parti yönetiminin “ihtiyati tedbir” ile görevden uzaklaştırılmasını talep etti; ancak mahkeme bu talebi reddederek davayı 30 Haziran’a erteledi.

Tam da 38. Olağan Kurultay’ın iptali istemli davanın görülmesine kısa süre kala, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı dikkat çekici bir hamle yaptı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile birlikte 11 kişi hakkında, CHP delegelerine “oy karşılığında para, telefon ve ev verildiği” iddiasıyla başlatılan soruşturmanın iddianamesi tamamlandı ve Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Ancak mahkeme doğal olarak görevsizlik kararı verdi ve dosyayı Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yolladı. Duruşma önce 8 Eylül’e, sonra 15 Eylül’e ertelendi. Bugün yapılan duruşmada ise yine bir erteleme kararı çıktı: Dava 24 Ekim 2025’e bırakıldı.
Bu erteleme bize neyi anlatıyor?
Partilerin ilçe, il ve merkez kongreleri YSK, yani hâkim denetiminde yapılır. Dolayısıyla bu tür davaların normal mahkemelerde görülmesi başlı başına bir hukuk gaspıdır. Asıl amaç açıktır: Yükselişe geçen, ülkede birinci parti konumuna gelen ve ilk seçimlerde iktidar olma ihtimali yüksek olan CHP’yi yıpratmak… Bunun için her yol denenmekte, her türlü kumpas kurulmaktadır. Dahası, bu kumpasların bazıları CHP içindeki kripto AKP ve MHP tandanslı kişiler eliyle gerçekleştirilmektedir.
Bu sürecin farkında olan hâkimler ve savcıların görevsizlik kararı verememesi, yargının siyasallaşmasının ve tek adam rejiminin yarattığı baskı ortamının en açık göstergesidir. Mahkemenin 24 Ekim’e erteleme kararı, işte bu baskının ürünüdür. Normal şartlarda görevsizlik kararı vermesi gereken mahkeme, bu adımı doğrudan atamayarak davayı kongre sonrasına bırakmıştır. Yani aslında “Ben müdahil olmayayım, olay kendiliğinden kapansın” anlayışıyla hareket etmiştir.

Ancak iktidarın ve onun kontrolündeki kurumların hesaba katmadığı bir şey oldu: Bu saçmalıklar zinciri, CHP seçmeninin konsolidasyonunu ve kenetlenmesini sağladı. Şimdi iktidar başka yollar deneyecek, başta belediye başkanları olmak üzere CHP’ye yönelik baskıyı artıracak ve içerideki kriptolar aracılığıyla partiyi zayıflatmaya çalışacaktır. Bununla da yetinilmeyecek; bugün HKP Genel Başkanı’nın gözaltına alınmasında olduğu gibi tüm muhalefet partilerine yönelik baskılar da artacaktır.
Ama artık ne yaparlarsa yapsınlar, bu iktidar kaybedecek. Üstelik bu kez onları “yetmez ama evetçiler” bile kurtaramayacak.
“Sıkılmış bir yumrukla tokalaşamazsınız.” – Indira Gandhi
















































