Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

KELİMELER, KELİMELER… ÖNCE İNSAN! 

Kelimeler…
Yazık, insan oğlundan ne çektiler.

Kemik olmayan dil ile utanç duymayan ruh birleşince, kelimeler hunharca ve anlamsızca kullanılabiliyor. Oysa kelimeler, insanın vicdanını, ahlakını ve niyetini ele veren en güçlü aynadır.

Geçtiğimiz günlerde Ömer Günel bir mesaj yayınlamış:

“Avukatlık mesleğine haksızlığa karşı adalet duygusuyla başladım. Hayatta insanın kendini savunması da varmış. Şimdi anlıyorum ki mücadelem haksızlığa karşı değil, kötülüğe ve kötüye karşı da olacak.”

Cümleler ne kadar güzel sıralanmış, değil mi?
Şimdi bu cümleleri biraz iteleyelim; zavallı kelimelerin kimlerin dilinde anlamlarını kaybettiğini anlamak için…
Önce adalet duygusundan söz etmiş.
Kendi çıkarlarını koruyabilmek adına etik dışı her türlü davranışı sergileyebilen bir insanın “adalet” demesi gerçekten manidar.
Sadece siyaseten muhalif olduğu için elindeki yetkiyi kötüye kullanarak kaç kişinin hayatını kararttığını bilmiyor muyuz ki adaletten söz edebiliyorsun?
Sadece seni eleştirdiği için işçiyi, sanatçıyı, bilim insanını, esnafı, sıradan vatandaşları türlü yöntemlerle nasıl cezalandırdığını bilmiyor muyuz ki adalet diyebiliyorsun?

“Hayatta kendini savunmak da varmış” demişsin.

Oysa sen, bütün hayatın boyunca yalnızca kendini savundun. Hırslarının adına, çıkarlarının adına…
Şimdi diyorsun ki kötülüğe ve kötüye karşı kendini savunacaksın.
Kötülüğü görmek istiyorsan yaptıklarına bak.
Kötüyü görmek istiyorsan bir aynaya bak.

Bir hatırlatma yapayım.

4 Ekim 2022 sabahı, Kuşadası Belediyesi’nin altı personeline şafak operasyonu yapılarak evlerinden alındığında, senin adalet duygun neredeydi?
Adliyenin önünde sıraya dizilip drone ile görüntüler çekildiğinde, bu görüntüler ulusal basına servis edildiğinde; “hak, hukuk, adalet” diyen CHP ilçe örgütün neredeydi?

Hakkındaki Güvercin Masa ihalesi dosyasını sümen altı edebilmek için savcı Ümit Öz’e bu gösteriyi yaptırtan kimdi?

Dört gün boyunca neden orada olduğumuzu bile anlayamadığımız bir şok yaşarken, hakkımızdaki raporu dahi göremeden; bugün sana çalıştığından emin olduğumuz savcı Ümit Öz tarafından, hiçbir soru sorulmadan ve savunma hakkımız kullandırılmadan tutuklamaya sevk edildiğimizde sen ve adalet duygun neredeydi?

Ben biliyorum nerede olduğunu.

Kurduğun kumpas tutmazsa diye üç gün boyunca Samos kıyılarından Kuşadası’nı seyrettin.

Benim ve arkadaşlarımın aileleri adliyenin önünde çırpınırken; sen, siyasi kariyerini kurtarmanın huzuruyla, insanlıktan uzak bir varoluşla yeryüzünde yer işgal ettin.

Şimdi soruyorum:

Sen mi kötülükle karşı karşıyasın?

Bütün bunları “kötü” dediğin kişilerle iş birliği içinde yapmadın mı?
Kötülükle mücadele eden sensin, öyle mi?
Bu ülkede Teknogratlar kolay yetişmiyor… 

Hayır.

Kötülükle dört yıldır mücadele eden benim.

Üstelik bu mücadele parayla, organizasyonlarla, pankartlarla, çadırlarla ya da para verilip konuşturulan savunmacılarla yapılmıyor.
Benim tek destekçim, bu toprakların vicdanını kaybetmemiş insanlarıdır.

Ve emin ol ki o insanlar çok kalabalık.

Cezaevinde bir şey öğrendim.

Yaklaşık yirmi gün sonra, suçun içine doğmuş, hayatta başka bir yol bulamamış genç bir grup yanıma geldi.

Ve şöyle dediler:

“Abla, senin suçsuz olduğuna kanaat getirdik.”

Şaşırdım.
“Hiçbir şey anlatmadığım halde buna nasıl karar verdiniz?” diye sordum.
Verdikleri cevap çok anlamlıydı:
“Biz suç camiasını iyi biliriz. Suçlu, suçu işlemeden önce savunmasını hazırlar. Senin bir savunman bile yok.”

Bugün anlıyorum ki ne kadar doğru bir tespitmiş.

Suçunu kendin bildiğin için aylar öncesinden başladın:
“Bana siyasi kumpas kuracaklar” demeye.

Gözaltına alınır alınmaz savunmaların hazırdı.
Cümlelerin hazırdı.
Ekiplerin hazırdı.

Şimdi en büyük görev, CHP üyesi ve CHP’ye gönül veren Kuşadalılara düşüyor.

Her zaman söyledim ve söylemeye devam edeceğim:

Cumhuriyet Halk Partisi’nin hiçbir ilkesini temsil etmeyen bir insanı, sadece parti rozeti taşıyor diye aklamaya çalışmak; organize kötülüğün bir parçası olmaktır.
Kent üzerinde kurduğu korku imparatorluğunu kullanarak daha da ilerlemesine izin verip vermemek tamamen sizin sorumluluğunuzdadır.

Çünkü kelimeler, gerçeklerle örtüşmediğinde anlamını kaybeder.

Kelimeler insanların iletişim kurmak için kullandığı en temel araçtır. Ama kelimenin ne olduğuna değil, kimin söylediğine dikkat etmek gerekir.
Aksi takdirde yalanın hüküm sürdüğü bir dünyada, kaosla yaşamaya mahkûm oluruz.