Haberi dinleyebilirisiniz!

KUŞADASI SSK KAMPI SATIŞI
BU BİR SATIŞ DEĞİL, KAMU YARARINA AYKIRILIK DOSYASIDIR

Erdoğan Sayitoğlu Haberi/Aydın – Kuşadası’nda denize sıfır konumdaki SGK Eğitim ve Dinlenme Kampı’nın beton sektöründe faaliyet gösteren bir firmaya satılması, kıyıların kamu yararına kullanımı, sosyal devlet ilkesi ve Kıyı Kanunu açısından ciddi hukuki itirazları beraberinde getiriyor. Bu satış, yalnızca bir özelleştirme değil; anayasal sınırların zorlandığı bir süreç olarak değerlendiriliyor.

Aydın’ın Kuşadası ilçesinde yer alan ve yıllarca emeklilere hizmet veren SGK (SSK) Eğitim ve Dinlenme Kampı, 24 Ocak 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararıyla özel sektöre devredildi. Satışı sıradan bir mülkiyet işlemi olarak görmek mümkün değil. Çünkü konu, kıyı, kamu yararı ve sosyal devlet ilkelerinin doğrudan ihlal edilip edilmediği sorusunu gündeme getiriyor.
Öncelikle hukuki çerçeve nettir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 43. maddesi, kıyıların devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğunu ve öncelikle kamu yararına kullanılacağını açıkça düzenler. Aynı ilke, 3621 sayılı Kıyı Kanunu ile ayrıntılandırılmış; kıyıların herkesin eşit ve serbest kullanımına açık olduğu hüküm altına alınmıştır.
Bu çerçevede sorulması gereken temel soru şudur:
Denize sıfır, kamusal bir sosyal tesisin özel mülkiyete devri kamu yararı mıdır?

Satışa konu olan alan, yalnızca bir arsa değildir. Burası, emeklilerin ve dar gelirli yurttaşların yıllarca faydalandığı bir sosyal devlet uygulamasıdır. Bu yönüyle taşınmazın satışı, Anayasa’nın 2. maddesinde tanımlanan sosyal hukuk devleti ilkesine de açıkça aykırılık iddialarını gündeme getirmektedir.
Daha dikkat çekici olan ise, kamp alanını satın alan firmanın beton ve inşaat sektöründe faaliyet göstermesidir. Turizm ya da sosyal tesis işletmeciliğiyle değil, yapılaşmayla özdeşleşmiş bir sektörün bu alanı satın alması, kamuoyunda şu soruyu doğuruyor:
Bu satışın nihai amacı sosyal kullanım mı, yoksa yapılaşma mı?
Kent hukukçularına göre, kıyıya bitişik bir alanın beton sektörüyle anılan bir firmaya devri, imar değişikliği riskini ve kıyının fiilen yapılaşmaya açılması ihtimalini güçlendirir. Bu durum, yalnızca çevresel değil, aynı zamanda hukuki bir kamu zararına da işaret eder.

Danıştay’ın yerleşik içtihatlarında, kamuya ait taşınmazların devrinde “üstün kamu yararı” ölçütü esas alınmaktadır. Emeklinin kullandığı bir sosyal tesisin satılmasıyla hangi üstün kamu yararının sağlandığı ise açıklığa kavuşmuş değildir.
Bu nedenle Kuşadası SSK Kampı satışı;
– Anayasa’nın 2. ve 43. maddeleri,
– 3621 sayılı Kıyı Kanunu,
– kamu yararı ve sosyal devlet ilkeleri
çerçevesinde ciddi itirazlara konu olabilecek niteliktedir.
Bugün mesele yalnızca Kuşadası değildir. Bu satış, kıyıların kim için var olduğu, kamusal alanların nasıl tasfiye edildiği ve sosyal devletin hangi hızla geri çekildiği sorularını da beraberinde getirmektedir.
Emeklinin kampı giderken, geriye hukuk önünde yanıtlanması gereken tek bir soru kalmaktadır:
Kıyılar halkındır diyen Anayasa mı geçerlidir, yoksa betona açılan sahiller mi?