Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

Kuşadası’nda Siyasetin Derin Gölgesi: Sorular, İddialar ve Sessizlik

15 Temmuz’un izleri hâlâ silinmemişken, Kuşadası’nda yaşanan gelişmeler yalnızca bir yerel yönetim krizini değil; aynı zamanda siyasetin hafızası, ahlakı ve tutarlılığı üzerine ciddi bir sorgulamayı da beraberinde getiriyor.

FETÖ, bir terör örgütü olarak tescillenmiş; 15 Temmuz 2016 ise bu milletin hafızasına kazınmış bir kırılma noktası olmuştur. O gece yalnızca bir darbe girişimi bastırılmadı; aynı zamanda devletin ve siyasetin en mahrem noktalarına kadar sızmış bir yapının gerçek yüzü açığa çıktı.

O günden bu yana toplumun her kesiminde aynı soru yankılanıyor:
Bu yapı nerelere kadar uzandı, kimlere temas etti ve kimler bu temasın gölgesinde kaldı?
Kuşadası da bu sorulardan azade değildir. O günlerde gözaltına alınanlar, tutuklananlar oldu. Böylesi bir süreçte, bir terör örgütü mensubunu savunmak herkesin üstlenebileceği bir sorumluluk değildi.
Ancak bir isim çıktı ve bu savunmanın merkezinde yer aldı: Bu isim bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nden ikinci dönem Kuşadası Belediye Başkanı seçilen Avukat Ömer Günel.

Ömer Günel’in siyasi serüveni yalnızca belediye başkanlığı ile sınırlı kalmadı. İlçe teşkilatında kurduğu etki alanı, partinin yerel yapılanmasını şekillendiren bir güce dönüştü. Bu durum, siyasetin doğasında var olan rekabetin ötesinde, tek merkezli bir kontrol algısını da beraberinde getirdi. Genel merkez kanadında bulunan Bülent Tezcan Ailesi’nin Belediyeye yerleştirilmesi ile liyakat anlayışından çıkılmış, Oligark bir kadro hüküm sürmeye başlamıştı.
2021 yılından itibaren uygulamaya konulan 1/1000’lik planlar ve 18. madde yetkileriyle Kuşadası’nın hızla betonlaşması, kent kimliği açısından derin tartışmalara yol açtı. Altyapıdan yoksun bir yapılaşma süreci, yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda yönetsel bir sorgulamayı da zorunlu kıldı.

Ve bugün gelinen noktada…
İstanbul 9. Sulh Ceza Hâkimliği’nin 2026/276 sorgu numaralı dosyası kapsamında; rüşvet ve irtikap suçlamalarıyla Ömer Günel’in de aralarında bulunduğu 5 kişinin tutuklanması, süreci bambaşka bir boyuta taşımıştır.
Bu noktada geriye kalan sadece hukuki bir dosya değildir; aynı zamanda kamu vicdanında biriken soruların ağırlığıdır:

Rant tartışmaları…
Büyükşehir hedefleri uğruna verilen siyasi mücadele…
Lüks yaşam eleştirileri…
Kamu kaynaklarıyla ilişkilendirilen organizasyonlar, konserler ve sponsorluk ağları…
Ve tüm bunların arasında kaybolmayan bir gölge: FETÖ davalarıyla anılan ilişkiler…
Tam da bu atmosferde, İçişleri Bakanlığı tarafından görevden uzaklaştırılan Ömer Günel’in yerine belediye meclisinin seçtiği isim dikkat çekicidir: Avukat Tahsin Demirtaş.

Burada sorulması gereken sorular daha da derinleşmektedir.

Yıllardır Kuşadası siyasetini yakından takip eden bir göz olarak; bu ismin neden daha önce öne çıkmadığını sorgulamak kaçınılmazdır.
Neden özellikle bu isim üzerinde yoğunlaşılmıştır?
Neden alternatifler arasından CHP İle hiç ilişkisi olmayan bu isim tercihi yapılmıştır?
Özellikle yıllardır belediye yönetiminde aktif rol üstlenen ve parti içi mücadelelerde “temizlik” söylemiyle öne çıkan, iki dönemdir başkan yardımcılığı görevini yürüten Seyfi Seyhan Süvari varken, en azından partide mücadele vermiş isimlerden biri dururken, bu tercihin gerekçesi nedir?
1985 Diyarbakır doğumlu Tahsin Demirtaş hakkında yapılan araştırmalarda ortaya atılan iddialar ise bu soruları daha da ağırlaştırmaktadır. FETÖ üyeliği suçlamasıyla gözaltı süreci, adli kontrol şartları, yurt dışı süreci ve sonrasında Türkiye’ye dönüş… İlginç olan bu iddiaları biraz araştırınca; Kuşadası Cumhuriyet Baş Savcılığı’nın, 05.08.2016 tarih ve 2016/6491 Sayılı soruşturma talebi ile FETÖ Terör örgütü üyeliği ile ilgili soruşturma kapsamında imzalı adli kontrol ve adına yurtdışı yasağı koyularak, serbest bırakılmış olduğu bilgisine ulaşıyoruz. Tahsin Demirtaş’ın yurt dışı yasağının kalkmasının ardından Amerika’ya gidip, bir müddet orada eşiyle yaşayıp, orada da bir çocuğu olduğu ve çifte vatandaşlık aldığı da güçlü iddialar arasında.

Bu iddiaların varlığı dahi, kamuoyunun daha fazla şeffaflık talep etmesi için yeterlidir.

Buradan açık bir çağrı yapmak gerekir:

Kuşadası CHP İlçe Yönetimi, bu tercihlerin arkasındaki gerekçeleri kamuoyuna açıklamak zorundadır.
Siyaset, yalnızca seçim kazanmak değil; aynı zamanda topluma hesap verebilmektir.
FETÖ ile mücadele konusunda en küçük bir şüphenin dahi ciddiyetle ele alınması gereken bir ülkede, bu tür iddiaların görmezden gelinmesi kabul edilemez.
Dahası, aynı yapı içinde bir yanda “hain avcılığı” söylemi yükselirken, yıllarını Cumhuriyet Halk Partisine Vermiş üyelerin sorgusuz sualsiz partiden atılması yaşanırken, diğer yanda tartışmalı geçmişlere sahip isimlerin kritik görevlere getirilmesi; siyasetin kendi içinde bir çelişki üretmesi anlamına gelir.

Bu çelişki, yalnızca bir partinin değil; aynı zamanda kamu yönetimine olan güvenin de sorgulanmasına neden olur.
Bugün Kuşadası’nda yaşananlar, basit bir görev değişimi değildir.
Bu, siyasetin hafızası ile pratiği arasındaki mesafenin açığa çıkmasıdır.
Ve unutulmamalıdır ki;
Siyasette en tehlikeli şey hatalar değil, o hataların üzerinin örtülmesidir.
Çünkü örtülen her gerçek, yarının daha büyük krizlerinin habercisidir.