Kuşadası’nda Skandallar Zinciri: Rant, Yasayı da Denetimi de Aştı!

Kuşadası Belediyesi hakkında Sayıştay’ın 2024 yılı denetim raporu yayımlandı.
Raporun 17’nci bulgusu, belediyenin “gayri ayni hak tesisi” yöntemiyle yaptığı iki ihalenin — hem imar hem de ihale mevzuatına — açıkça aykırı olduğunu tescilledi.
Ancak raporu dikkatle incelediğimizde görüyoruz ki, belediyenin zincirleme biçimde yürüttüğü hileli uygulamaların sadece bir kısmı Sayıştay denetimine takılmış; asıl hukuksuzluk gözden kaçmış durumda.

Sayıştay ne diyor?
Rekreasyon ve spor alanı olarak planlanmış bir parsel, “ticari alana dönüştürülerek” emsalin çok üzerinde yapılaşmaya açılmış.
Yap-işlet-devret benzeri 30 yıllık bir proje, avan proje hazırlama ve uygulama projesi aynı firmaya yaptırılarak, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun açıklık ve rekabet ilkesi çiğnenmiş.
36 ay sonra ödenmesi gereken üst hakkı bedelleri güncellenmeden, yani değer artışı hesaba katılmadan, sabit tutulmuş.
Spor ve yeşil alanlarda izin verilen %5 yapılaşma sınırı neredeyse 10 kat aşılmış.
Bu bulgular bile tek başına büyük bir skandaldır.
Ancak bizim daha önce defalarca yazılarımızda ve programlarımızda dile getirdiğimiz asıl hile zinciri, ne yazık ki bu raporda eksik kalmış.
Belediye, bu alanı 3996 sayılı Yap-İşlet-Devret ihale Yasası kapsamına girmesi gerekirken, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu üzerinden ihaleye çıkarmıştır.
Bu fark, sıradan bir teknik ayrıntı değildir.
3996 sayılı yasa, böylesine uzun süreli (30 yıl) yatırım ve işletme hakkı içeren projelerde bakanlık onayı, fizibilite raporu, sürenin üst sınırı ve merkezi denetim şartı getirir.
Yani 3996 ile yapılsaydı, hem Ankara’nın hem de Sayıştay’ın denetimi ihalenin her aşamasında devrede olacaktı.
Ancak belediye, bu denetim mekanizmasından bilinçli olarak kaçtı.
Bu nedenle 2886 sayılı yasayı devreye soktu — oysa 2886, yalnızca kısa vadeli kiralama ve satış işlemleri içindir.
Bu tercih, aslında ilk hile halkasıdır.
Sonra ikinci halka geldi:
Ortada henüz inşaatı bile olmayan bir bina için, belediye meclisinden “üst kullanım hakkı” kararı çıkarıldı.
Yani önce bina yapılmadan, sanki orada hazır bir tesis varmış gibi 30 yıllık işletme hakkı devredildi.
Bu da hem imar mevzuatına, hem de meclis yetkisinin amacı dışında kullanılmaması ilkesine aykırıdır.
Ardından üçüncü halka:
Belediye, ihale dokümanını kendi hazırlamak yerine, avan projeyi çizen firmaya uygulama projelerini de yaptırarak, rekabeti ortadan kaldırdı.
2886 sayılı Kanun’un 83. maddesi açık:

“İhale işlemlerine hile, nüfuz kullanma veya çıkar sağlama suretiyle fesat karıştırmak yasaktır.”
Ama Kuşadası’nda bu hüküm, adeta bir kenara itilmiş.
Dördüncü halka ise en vahimi:
İmar planında “rekreasyon ve spor alanı” olarak ayrılmış bir bölge, AVM görünümlü beton yapı haline getirildi.
Sayıştay bile projenin görsellerinin “rekreasyon alanından çok ticari kompleks” olduğunu not düşmüş.
Yani halkın nefes alacağı alan, halktan koparılıp ücretli işletmeye dönüştürülmüş durumda.
Belediyenin savunması hazır:
“Yatırım getiriyoruz.”
Ama bu yatırım, kamu malını 30 yıllığına özel bir şirkete devrederek mi yapılır?
Kamu yararını savunmak yerine, rant yararına yol açmak “yatırım” değil, kamu hakkının gaspıdır.
Sayıştay raporu, bu ihalelerdeki teknik ve mali aykırılıkları belgeledi.
Ancak biz bir adım daha ileri gidiyoruz ve diyoruz ki:
Bu işin kökünde, mevzuatın bilinçli biçimde çarpıtılması yatıyor.
Yani sadece bir “ihale hatası” değil, zincirleme bir hile düzeni söz konusu.
Kuşadası halkı bunu unutmasın:
Bu alan, denize 200 metre uzaklıktaki son büyük kamusal nefes alanlarından biri.
Bu alanın “rekreasyon” adı altında betonla kaplanması, sadece doğaya değil, kentin geleceğine ihanettir.
Sayıştay raporunun eksik bıraktığı yeri tamamlamak, kamuoyunu bilgilendirmek bizim görevimizdir.
Bu zincir kırılmadıkça, Kuşadası’nda kamu hakkı her gün biraz daha elden gidecektir.
Kuşadası halkının hakkı, 2886’nın gölgesinde değil, 3996’nın denetiminde korunurdu.
Ama belli ki, bazıları denetimden değil, denetimsizlikten beslenmeyi tercih etti.















































