Limanlarda Duran Vinçler, Vicdanda Kalkan Bir İnsanlık

Silah taşımayı reddeden işçilerin durduğu yerde, insanlık yeniden ayağa kalkıyor. Gazze için duran vinçler, bize susmanın suç ortaklığı olduğunu hatırlatıyor.
Bir vinç durduğunda yalnızca demir askıda kalmaz.
Bir gemi yüklenmediğinde sadece konteynerler gecikmez.
Bazen bir liman sustuğunda, insanlığın sesi yükselir.

İtalya limanlarında işçiler işi bıraktı. Ellerini ceplerine değil, vicdanlarına koydular. “Bu yükü taşımıyoruz” dediler. Çünkü o yük, sadece silah değildi. O yük; Gazze’de yıkılan evlerdi, enkaz altından çıkarılamayan çocuklardı, adı konulamayan bir soykırımın devam fişleriydi.
Ben bu haberi okuduğumda bir köşe yazarı olarak değil, bir insan olarak utandım.
Çünkü dünya susarken bir avuç işçi konuşuyordu.
Devletler üç maymunu oynarken, işçiler “biz buradayız” diyordu.

Limanlar…
Hep ticaretle, para ile, ihracat rakamlarıyla anılır. Oysa bugün limanlar, ahlakın son sınırı haline geldi. Bir vinç operatörü, bir vardiya amiri, bir sendika temsilcisi; kravatlı diplomatların söyleyemediğini tek cümlede söyledi:
“Limanlar halkların kanıyla beslenen bir ticaret alanı olamaz.”
Bu cümle benim için bir slogan değil, bir insanlık manifestosudur.
Mersin’de Liman-İş Sendikası’nın açıklamasını okurken içimde bir şey yerinden oynadı. Çünkü bu topraklarda da limanlar var. Bu ülkede de gemiler kalkıyor. Ve biz çoğu zaman “bana dokunmayan yılan” diyerek yaşamayı öğrendik.
Ama Gazze bize dokunuyor.
Çocuk cesetleri, sadece Filistinli annelerin değil, insan olan herkesin yüreğine dokunuyor.

İtalya’daki işçilerin yaptığı şey büyük bir devrim değildir belki. Ama ahlaki bir isyandır. Ve bugün dünyanın en çok ihtiyacı olan şey de budur.
Silahı reddetmek.
Ölümü taşımayı kabul etmemek.
“Ben bunun parçası değilim” diyebilmek.
Ben bu eylemi destekliyorum.
Çünkü tarafsızlık, böyle zamanlarda zalimden yana durmaktır.
Çünkü susmak, lojistik destek kadar suçtur.
Çünkü vinci durdurmak, tetiği çekmemekten daha onurludur.
Bugün limanlarda duran işçiler bize şunu gösterdi:
İnsanlık bazen saraylarda değil, iskelelerde korunur.
Bazen tarih, tanklarla değil; iş bırakma kararlarıyla yazılır.
Ve bir gün bu karanlık çağ anlatıldığında, çocuklarımıza şunu söyleyebilmek istiyorum:
“Biz susmadık.
Biz o gemiye yük olmadık.
Biz insan kalmayı seçtik.”













































