Bir Eğitim Masalı: Proje Okulları

Vaktiyle bir ülkenin Milli Eğitim Bakanlığı, “Proje Okulları” adını verdiği yeni bir icatla çıktı milletin karşısına. “Özel program, özel öğrenci, özel gelecek!” dediler. Yetmedi, bir de üstüne dediler ki: “Çocuklar yatılı kalacak, sınavla alınacak, etkinlik performansına göre değerlendirilecek, danışman atanacak, AR-GE birimi kurulacak, gerekirse yabancı dil öğretmeni ithal edilecek.”
Yani işin özeti: Çocuk da bizden, eğitimi de bizden, ama yöntem kimden bilinmez… Yine geldik bir yol ayrımına. Yine soruyoruz: Proje okulları nereye gidiyor?

12 Temmuz 2025 tarihli yeni yönetmelik, eğitimi proje kılığında şekillendirirken aslında başka bir şeyin altyapısını mı hazırlıyor, diye düşünmeden edemiyor insan. Her sınıfa 4 şube, her şubeye 24 öğrenci, her sekiz öğrenciye bir danışman… Peki, bu danışman kim? Neye göre seçilecek? Ne iş yapacak? Suskunluk… Yine suskunluk.
Her okula bir “Hami” atanacakmış. Ne iş yapar bu Hami? Belli değil. Muhtemelen gölgede durup yön verecek biri. Eğitimin görünmeyen ama etkili eli…

Ve bakın, asıl meseleye gelelim.
Yönetmelikte tek kelime geçmeyen ama gölge gibi duran bir isim var: Cihannüma Derneği.
Bu derneğin, Proje Okullarının fikir babası olduğu iddiası, yazılı ve görsel medyada sıkça dillendiriliyor. Dernek, kendisini “yeryüzünde adalet için mücadele eden bir kardeşler topluluğu” olarak tanımlıyor. Ne güzel! Ancak bu kardeşliğin içine çocuklarımızı da alıyorlarsa, burada durup düşünmemiz gerekir.
Derneğin kurucuları arasında mevcut Milli Eğitim Bakanı da var. İşte tam burada, sivil toplum çizgisi ile siyasal iktidarın iç içe geçtiği o kırılgan çizgideyiz. Devlet okullarının bir vakıf ya da cemaatle imzalanmış protokol aracılığıyla yönlendirildiği bir düzende, kamu eğitimi tarafsız kalabilir mi?
Ben bir eğitimciyim ve bir yurttaşım. Yıllardır aynı döngüyü izliyorum: Her gelen iktidar, eğitimi kendi ideolojisine göre “dizayn” etmeye çalışıyor. Müfredat değişiyor, öğretmen sistemi değişiyor, sınav sistemi değişiyor, ama değişmeyen tek şey, kaybolan nesiller oluyor.
Yüz binlerce öğrenci her yıl bu “deneme-yanılma” labirentinde yönünü kaybediyor. Bir kuşak daha gidiyor… Ardında yorgun aileler, öfkeli öğretmenler, kaygılı çocuklar bırakıyor.

Soruyorum:
Proje mi bu?
Yoksa çocuklarımızın sırtına yüklenmiş bir ideolojik mühendislik planı mı?
Eğitim, denenemez. Eğitim, aidiyetle yönlendirilemez. Eğitim, yalnızca bilimin ve aklın rotasında ilerlerse, ülkeyi aydınlatabilir.
Ama biz ne yapıyoruz?
Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete.
Ve yine tekrar ediyorum:
Bu ülkenin asıl ihtiyacı, sağduyu, şeffaflık ve çocuklarımızı cemaatlerin gölgesinden kurtaracak cesur bir eğitim politikasıdır.
Saygılarımla,
17 Temmuz 2025
















































