Haberi dinleyebilirisiniz!

Gelecek Bize Ne Getirecek?

13.Mayıs 2025 / Kuşadası

1953 doğumluyum. Yani başka ülkelerin 500 yılda yaşayacağı toplumsal olayları, sadece 100 yılda yaşamış bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Aklım erdiğinden bu yana; 1960, 1971 ve 1980 darbelerini, 28 Şubat sürecini, 2016’daki darbe girişimini yaşadım. Sadece siyasette değil, sokakta, tribünde, meydanlarda da bu ülkenin acılarına tanık oldum.

Sivas-Kayseri maçındaki facia, 1 Mayıs 1977’de Taksim’de yaşanan katliam, Çorum ve Kahramanmaraş’ta mezhep çatışmaları… Ankara Garı’nda, Kobani’de, Beşiktaş Stadı önünde patlayan bombalar… Depremler sonrası yaşanan skandallar, Soma, Zonguldak ve Erzincan’daki maden kazaları… Çocuk işçiler, kadın cinayetleri, söndürülemeyen orman yangınları…

Bir ülkenin yönetim anlayışı nasıl bu kadar hoyrat olur? “İti ite kırdırıyoruz” diyen siyasetçiler, “Benim memurum işini bilir” zihniyetiyle devletin etik değerlerini çürütenler… Akıllı tahtaya cümle yazamayan başbakanlar, değişim isteyen ama yedi dönem milletvekili koltuğundan kalkmayanlar…

Susurluk’ta ortaya saçılan kirli ilişkiler… Ayakkabı kutuları, para sayma makineleri, Maklube sofralarında birleşip sonra birbirini hain ilan edenler… Her kuruma sızmış, ama asla siyasette görünmeyen vatan hainleri…

Bir zarfta dört oy pusulası olur da üçünün geçerli, birinin geçersiz sayılması nasıl mümkün olur? Seçimlerde önce mühürlü, sonra mühürsüz zarfların kullanılmasına nasıl izin verilir? Bu ülkede şeffaflık, etik ve siyasal ahlak seçim dönemlerinde hep bir kenara atıldı. Liyakat, hukuk, adalet… Siyasi ikballer uğruna yok sayıldı.

Ve bugün… Geldiğimiz noktada artık kimin kimle iş tuttuğunu anlamak için ip cambazı olmamız gerekiyor. Barış adına terör örgütüyle yapılan görüşmeler, atılan adımlar, verilen demeçler kafaları karıştırıyor. Yıllar önce “Ayakkabı numaralarını biliyoruz” denilenlerle şimdi nereye yürünüyor, kimse bilmiyor.

Barış, tüm dünya için kıymetli bir kavram. Ama kazanmak kadar ne uğruna kazanıldığı da önemlidir. Şu birkaç gündür yaşanan halaylar, kutlamalar bir bayram havası estirse de, bence bu sevincin biraz erken geldiği ortada. Çünkü verilen demeçler hafife alınacak türden değil. Bir yanda Lozan, 1924 Anayasası ve “statüko” gibi kavramlar yeniden havada uçuşuyor. Diğer yanda ise bir muhalefet milletvekilinin barışa dair farklı düşünenleri kınayan açıklaması var. Bu tutum, beni derinden düşündürdü.

Çünkü bu mesele, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğini şekillendirecek bir projedir. Bir beka meselesidir. Bu nedenle, gelecek olan şey barış bile olsa; ülkemize ne getireceğini ve ne götüreceğini bilmek zorundayız. Toplum olarak bunu sorgulamak, öğrenmek en temel hakkımızdır.

Ve bu süreçte, her şeyden önce bedenimizi ve ruhumuzu korumamız gerekiyor.

Saygılarımla,
13.05.2025 / Kuşadası