Haberi dinleyebilirisiniz!

(MIŞ) GİBİ YAPMAK

Öğretmen okuluna girdiğim yıllardan bu yana her eğitim-öğretim yılı başında Millî Eğitim Bakanlığı tarafından şu tür hamasi nutuklar duyduk, hâlâ da duymaktayız:
“Velilerden bağış adı altında da olsa para alınmayacaktır” veya “Para alan okul yöneticileri kendilerine yer bulsun.”

Oysa kocaman binalar yapmak, teknik donanımı ve demirbaş eşyasını tamamlamak için aylarca, hatta yıllarca uğraşmak ve para harcamak, Millî Eğitim Bakanlığı adına ayıplanacak bir durum değildir. Hele ki eğitim kökenli bir bakanın bu tür demeçler vermesi, “hiç görmemiş, hiç yapmamış gibi” davranmaktır. Çünkü kendisi de okul yöneticiliği yapmışsa, bilir ki her öğretim yılı başında öğrenci kayıt döneminde “bağış” adı altında maddi kaynak yaratmak kaçınılmazdır.

Büyük ve özel okullar bir yana, küçük ve orta ölçekli personeli olan, fiziki imkânları sınırlı, taşımalı eğitim uygulamasına öğrenci veren okullarımızın bütçesi neredeyse yoktur. Özellikle Anadolu’nun küçük ilçe, kasaba ve köylerinde okulu ayakta tutmak, sorunları çözmek için çabalayan yönetici ve öğretmenlerimizin hepsi birer kahramandır. Hatta her yıl ödüllendirilmesi gerekir. Onlar kendi evinden önce sınıfını ve öğrencisini düşünür; o gün okula gelmeyen her öğrenci için dertlenir.

42 yıla yakın meslek hayatımın 35 yılı müdür yetkili öğretmen, ilkokul müdürü, ortaokul müdür vekili ve ortaokul müdür yardımcısı olarak geçti. Beş yıl hariç hep kırsalda görev yaptım. Bu süreçte okulun tüm sorunlarını çoğu zaman iyi niyetli velilerimiz ve çalışkan okul aile birliği üyelerimizle çözdük.

Okula ziyarete veya denetime gelenlerin büyük çoğunluğu, giderken ya da raporlarında sadece “ancak” bölümünde eksikleri yazar, akıl verir giderdi. Ben yalnızca üç denetçiden çözüm yolu önerdiğini gördüm. İl ya da ilçe MEM’den, şube müdüründen, kaymakamdan okula gelenlerin çoğu “yerdeki mermeri beğenmedi, okulun rengini eleştirdi” ama kimse “Bu üç katlı okulun içi-dışı nasıl boyandı?” diye sormadı.

Kırsalda okul yöneticiliği yapanlar iyi bilir: İlçeye bir istekte bulunursunuz, gelen yazının son cümlesi hep “yerel imkânlarla karşılanması” olur. Türkçesi şudur: “Ne yaparsan yap, nasıl bulursan bul!”

Kısacası, okul yönetiminin velileri sıkıştırmaması isteniyorsa, yapılacak iş bellidir: O okula öğrenci sayısıyla orantılı olarak demirbaş, materyal ve donanım için bütçe gönderirsiniz; karşılığında da belge istersiniz. Çalıştığım okulların bilgisayar, fotokopi makinesi, perde, hatta yakıt ihtiyacını velilerimizin katkılarıyla ve büyük okulların yardımlaşmasıyla çözebildik. Büyükşehirlerde oturup da “velilerden bağış almak yasak” demek işin en kolayıdır.

Özellikle kış mevsiminde, makam arabanız ve korumanız olmadan Hakkari, Van, Siirt, Bayburt, Ağrı, Rize veya Muğla’daki bir köy okulunu ziyaret etmenizi öneririm. Öğretmenlerin ve öğrencilerin o şartlarda nasıl gelip gittiğini kendi gözlerinizle görmenizi dilerim.

Bu arada Millî Eğitim Bakanlığı kabul etmese de, ücretli ya da kadrolu tüm öğretmenlerimizi asil bir mesleği seçtikleri için kutluyorum. Çünkü Anadolu’nun ilçe ve köy okulları, şehirlerde gördüğünüz üç beş katlı, donanımlı imam hatip liselerine veya ortaokullarına hiç benzemiyor.

Her türlü olumsuzluğa rağmen, 2025-2026 eğitim-öğretim yılında yurtsever yönetici ve öğretmenlerimize, öğrencilerimize başarılar diliyorum. Velilerimize de sabır ve anlayış temenni ediyorum.

Ve unutmayalım: Toplum olarak akıl ve beden sağlığımızı korumamız gerekiyor.

Saygılarımla.