Öyle Bir Zihniyet Ki…

Zihniyet, bir toplumun bireylerinde, inanış ve değer yargılarının etkisiyle şekillenen düşünce biçimidir. Ancak öyle bir zihniyet var ki, kendi çıkarlarını her şeyin üstünde tutar, hakikati çarpıtır, menfaatleri uğruna her değeri araçsallaştırır.
Bu zihniyete sahip olanlar, yasaları ve kuralları yalnızca işlerine geldiği gibi yorumlar. Uymuyorlarsa bile uyuyormuş gibi yaparlar. Zayıf noktaları keşfedip bunlardan nasıl faydalanacaklarını ustalıkla hesaplarlar. Mevki, makam ve statükolarını korumak adına her şeyi göze alırlar. Onlar için amaca giden her yol mübahtır! Sözleriyle değil, eylemleriyle gerçek yüzlerini gösterirler.

Dini ve ahlaki kavramları dillerinden düşürmezler ama iş adalete, hukuka ve kul hakkına gelince ortada görünmezler. Sorumluluk alanlarında övünülecek en küçük bir şey bile olsa kendilerine pay çıkarırken, başarısızlıklarını “kader” diyerek topluma yıkmaktan çekinmezler. Her olumsuzluk için bir ayet, bir sure bulur, halkın sabrını zorlayan yanlışları “fıtrat” diyerek normalleştirmeye çalışırlar.
Oysa gerçek ortadadır. Ülkenin nimetleri eşit paylaşılmazken, bir avuç mutlu azınlık lüks ve ihtişam içinde yaşarken, toplumun büyük bir kısmı her geçen gün daha da yoksullaşıyor. Bir yandan vatandaşa sabır, tasarruf ve kanaat telkin edilirken, diğer yandan zenginleşme hırsıyla daha fazla dünyevi kazanç elde etmeye devam ederler.

Ve biz böyle bir zihniyetin gölgesinde yaşıyoruz…
Toprağın altındaki böceğe, madene,
Toprağın üstündeki ormana, suya, göllere,
Evinden çıkamayan emekliye,
Gece gündüz çalışan işçiye,
Geleceğini arayan öğrenciye,
Bilgisiyle yol gösteren öğretmene,
Ve cebimizdeki son kuruşa bile zarar veren bir zihniyet bu!
Kısacası, bu düzende zarar görmeniz için canlı ya da cansız olmanız fark etmiyor.
Ama unutulmamalıdır ki, hiçbir zihniyet sonsuza kadar hüküm süremez. Gerçekler er ya da geç ortaya çıkar ve adalet, bir gün mutlaka tecelli eder!
Saygılarımla,
20 Mart 2025, Kuşadası
















































