GÖKYÜZÜNDE TUTULAN EL

İngiltere’de kalma sürem dolmuştu. Torunum Mehmet Emre ile dönüş yoluna çıktık. Kızım bizi Heathrow Havalimanı’na kadar uğurladı. Vedalar her zaman biraz eksik, biraz buruktur; ama dönüşler de hayatın gerçeğidir.
British Airways uçağında yerlerimize yerleştik. Ben koridordaydım. Yanımda genç bir İngiliz kadın, pencere kenarında ise küçük kızı oturuyordu.
Birbirimize nazikçe iyi yolculuklar diledik. Kadın bir yandan çocuğuna tablet açmış, bir yandan patates salatası yediriyordu. Günlük, sıradan, güvenli bir uçuş başlangıcı…
İstanbul’a yaklaşırken hafifçe uykuya dalmışım.
Bir çığlıkla irkildim.

Aynı anda uçak sert şekilde sallandı. Türbülans!..
Kemerlerimiz bağlıydı. Hareket alanımız sınırlıydı. Başımı çevirdiğimde çığlığın yanımdaki kadından geldiğini gördüm. Ön koltukta oturan eşine uzanmış, iki eliyle başını tutmaya çalışılıyordu. Küçük kızı ise donmuş bir ifadeyle annesini izliyordu.
Korku koltuk numarası seçmez.
Yanına oturur.
Hiç düşünmeden elini tuttum ve kalbimin üzerine koydum.
Sözlerden önce kalp konuşsun istedim.

Yavaş ve gülümseyerek sordum:“Nereden geliyorsun?”“İngiltere’den” dedi titreyerek.
“Yanındaki tatlı kız kim?”
“Benim kızım.”
“Öndeki?”
“Kocam”
“Onun yanındaki?”
“Benim oğlum “
Sorular sordukça sesi düzeldi.
İnsan konuşabildiği sürece dağılmaz.
Sonra dedim ki:
“Şimdi seninle İngilizce konuşacağım ama çok az biliyorum. Beni anlıyor musun?”
“Çok iyi anlıyorum.” dedi.
“Bak… Çelikten bir kuş yapmışlar. Biz de kuşlar gibi onun içinde uçuyoruz. Burası güvenli. Ben uçmayı seviyorum.”
Elini kalbime biraz daha bastırdım.
Nefesimi bilerek yavaş tuttum.
Çünkü insan bazen kelimeleri değil, karşısındakinin nefesini dinler.
Panik de bulaşıcıdır, sakinlik de.
Uçak hâlâ sallanıyordu ama gözlerindeki dehşet yumuşamıştı.
“Adım Melahat,” dedim.
“Ne demek?” diye sordu.
O an içimden geleni söyledim:
“Çiçek…”
Gülümsedi.
“Ben Priyanka Kapoor Baranage,” dedi.
O an anladım:
Korku İngilizce konuşmuyor.
Türkçe de konuşmuyor.
Korku evrensel.
Ve sevgi de öyle.

İnişte numaramı aldı, birlikte fotoğraf çektik. Uçağın kapısından çıkınca herkes kendi hayatına dağıldı sandım.
Ama birkaç gün sonra internetten beni bulmuş.
Her gün kısa bir teşekkür mesajı gönderiyor.
Gökyüzünde birkaç dakikalık bir temas, bir insanın hafızasında güvene dönüşmüş.
O gün şunu öğrendim:
Hayat yalnızca büyük kahramanlık anlarından ibaret değil.
Bazen bir türbülans anında,
tanımadığın birine
“Buradayım… Geçecek…”
demek de insanlıktır.
Gökyüzü bana şunu fısıldadı:
Yeryüzünde sağlam basmak kadar,
havada birbirine tutunmak da önemlidir.
Ve belki de insan olmanın özü şudur:
Karşındakine “insan” diye bakmak ve korkusunu küçültebilmek.
Saygılarımla,
Melahat Erten Tekeşin















































