Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

SIRADAN BİR YEMEK SANDIM

Bu aralar ben İngiltere Oxford’da bulunuyorum, kızım orada yaşadığı için ziyarete geldim. Damadımın ve kızımın ortak arkadaşlarının, karısının kırk beşinci yaş günü için düzenlediği sürpriz parti yemeğine, beni de özellikle davet ettiler. Ben de büyük bir memnuniyetle katıldım.
Beyefendi Oxford Üniversitesi Lincom Koleji’de altı yıl okumuş, akademisyen ünvanını da Oxford Üniversitesi’nden aldığından kolejde, yemek verme hakkına sahip.
Saat 19.30’u gösteriyordu, bizler yani davetliler, Oxford Lincoln College önünde buluştuk. Yemek öncesi, sıradan kokteyl salonuna geçtik.
İkramlar alındı. Karısına sürpriz hazırlayan beyefendi, karısı ve çocuğunun salona giriş yapacakları haberi alındı.
Sessizlik sağlandı ve karısı, doğum günü ritüelleri ile karşılandı.
Buraya kadar her şey normal, sıradan bizim de alışageldiğimiz durumlar.

Beni etkileyen durum ise, kolejin yemek salonuna geçtiğimiz anda başladı. Neden mi, bakınız anlatıyorum.
Burası yani kolejin altı yüz yıllık geleneğinin sürdürüldüğü bir salon. Duvarlarını gelmiş geçmiş
akademisyenlerin görkemli fotoğrafları ile donatılmış.
Salon iki bölümden oluşuyor. Girdiğimiz bölüme uzunlamasına üç bölüm masalar, birbirine paralel olarak yerleştirilmiş. Masalara sandalye yerine, masa boyunca ahşap tahta banklar (arkalıksız) yerleştirilmiş. Ardından bir basamak yükseklikte, salon eninde bir masa ve çok sade fakat alabildiğince asil, ahşap sandalyeler yerleştirilmiş. Masanın Arka duvarında ise en yüksek düzeyde akademisyen portresi en tepede olmak üzere yerleştirilmiş.
Dilerseniz bundan sonrasını, Oxford/ Lincoln College kuruluşunun, yani,1427 yıldan beri bu görkemli salonda yaşanan geleneksel hikayeleri dinleyelim:

Lincoln College’deki (Linkon Koleji) High Table (Yüksek Masa) geleneğinin tarihçesi şöyle:
Orta Çağ’dan gelen Oxford ve Cambridge gibi üniversitelerin büyük
yemek salonlarındaki İngiliz üniversitelerinde ortaya çıkan bir akademik yemek geleneğidir.
Bu uygulamanın kökeni 13-14’üncü yüzyıllara dayanır.Üniversitelerin kuruluşuyla paralel bir sosyal hiyerarşi sistemine sahiptir. Üniversiteler o dönemde rahiplerin ve feodal yapıların etkisindeydi ve yemek salonlarındaki fiziksel düzen de buna göre biçimlendi.
Büyük yemek salonlarında öğrenciler, uzun masalarda ara bölümde otururlar. Hocalar ve ileri düzeyde akademisyenler ise, Hight Table (yüksek masa) de otururlardı. Bu masa bölümünün yükseltilmiş olması, hiyerarşiyi sembolik olarak da ifade ederdi. Bu da bilgi ve deneyim hiyerarşisiydi.
Hight Table (yüksek masa) da kimler oturur derseniz de kolej hocaları,kolej yöneticileri ve özel davetliler.
Yemek davetleri ise haftanın belirli akşamlarında düzenlenir, önceden rezervasyon yapılır ve ücretlidir.
Akademik cübbeler ve şık kıyafetlerle gelmek çoğu zaman zorunludur.
Yemek Ritüelleri şöyledir.
1- Misafirler karşılanır, hocalar girince herkes ayağa kalkar.
2- Yemeğe başlamadan önce Latince dualar okunur.
3- Yemek sırasında, eğlenceli ve ciddi sohbetler, akademik ve sosyal düzeyde yapılır.
Hight Table (yüksek masa) nin önemi, yemek yeme pratiği değildİr. Aynı zamanda akademik topluluğu güçlendirir.
Kısacası, Hight Table, geleneksel olarak Oxford ve Cambridge’in ortaçağdan kalan akademik hiyerarşisini temsil eder. Hem de üniversite tarihinin sürekliliğini sembolize eder.

Bize düzenlenen yemekte ise sadece salon kullanıldı, Hight Table’de kimse oturmadı. Hatta bizi davet eden çift de büyük bir hassasiyet göstererek davetlilerin tam da orta yerinde oturdular.
Hatta bir ara yanıma gelerek şöyle bir açıklama getirdi: ”Melahat Teyze, yemeklerimiz tamamen Türk örf ve geleneklerimize göre hazırlandı. Gönül rahatlığıyla yiyebilirsiniz” dedi. Damadım da ilave etti, “Bu hususta çok hassasiyet gösteriyorlar, rezervasyon yapan milletlerin geleneklerine bağlı hassasiyetle yemekleri hazırlıyorlar.” diye ilave etti.

Hepimiz salonun hikayesinden ve görkeminden etkilendik elbette ama bizim ekip de gayet donanımlı, ev sahipliği görevini yapan beyefendi, harika bir giriş konuşması yaptı.düzeyli sohbetlere girildi. Son teşekkür konuşmasını da aynı akademik donanıma sahip hanımefendi yaptı. Ev sahibesinin de büyük bir hayranlık içinde teşekkür konuşmasını dinledik.
Bir ara çok komik bir olay yaşandı: Çocuk masası grubundan, çocuğun biri annesinin yanına geldi ve şöyle bir soru sordu. “Anneciğim, tuvaletimi tutuyorum da pırtlatırsam, diye korkuyorum. Tuvalete gidebilir miyim?” Belki başka bir yerde olsaydık kahkaha atardık ama burada, sadece tebessüm ettik.
Ben de etrafıma bakındım, Hight Table (yüksek masa) nın yanında, bir grup genç gördüm. Görkemli masaya bir basamak çıkarak sandalyesine oturdum ve bir fotoğraf çektirdim. Masanın sağ köşesinde, bir grup genç, sohbet ediyordu. İzin alarak yanlarına oturdum, beni dinlemeye müsaade edebilirler mi diye sordum. Memnuniyetle, hazır olduklarını söylediler. Ön giriş konuşmadından sonra, İstiklal Marşı’mızın ilk dört kıtasını ve anlamını anlattım. “On kıtasını da başka bir toplantıya “ diyerek teşekkür ederek ayrıldım. Eee, emekli olabiliriz ama “fırsat eğitimi ve öğretimi” diye de bir şey vardır; onu da unutmamak gerekir.
Saygılarımla.
Melahat Erten Tekeşin.