Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

ALARM! DÜNYA YAŞANILIR OLMAKTAN ÇIKIYOR

Sürekli olarak küresel sermayenin dünya ve ülkemizde ekonomiyi ve demokrasiyi nasıl çökerttiğini konuşuyoruz. Ancak bu güçlerin yalnızca ekonomik değil, ekolojik yıkımın da baş aktörleri olduğunu artık daha yüksek sesle dile getirmeliyiz. Kar hırsıyla hareket eden bu odaklar, doğayı hoyratça tüketerek gezegenimizi yaşanmaz hale getiriyor. İnsanlık, göz göre göre kendi sonuna yürüyor. Bu yazıda, bu tehlikeyi bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

Dünyamız 4.54 milyar yıl önce oluştu. İnsan türü ise yaklaşık 200 bin yıldır bu gezegende yaşıyor. Ne yazık ki, insanlık tarihinin başlangıcından bu yana çevreye zarar vermeye devam ediyoruz. İklim değişikliği, hava kirliliği, kaynakların tükenmesi gibi sorunlar artık küresel kriz halini aldı. Korumacı çevre hareketleri her ne kadar çeşitli lobiler oluştursa da bu mücadeleler yeterince güçlü değil.

Bugün dünya topraklarının %30’u çölleşme riski altında. Her yıl 8 milyon hektar arazi çöle dönüşüyor. Türkiye’nin %73,4’ü çölleşme tehlikesiyle karşı karşıya. Yılda 21 milyon hektar verimli toprak kaybediliyor. Tropikal ormanlardan 11 milyon hektar yok oluyor. Akarsuların %10’u yaşamı destekleyemeyecek kadar kirlenmiş durumda, birçok nehir kurudu bile. Okyanuslara her yıl 6,5 milyon ton çöp atılıyor. Ozon tabakası inceliyor, iklim değişiyor, deri kanseri oranı artıyor.

1600-1980 arasında sadece 17 memeli türü yok olmuşken, 1980-2000 arası 145 tür kayboldu. Son yirmi yılda insan faaliyetleri—özellikle endüstrileşme, çevre kirliliği ve habitat tahribatı—yüzünden bu yok oluş daha da hızlandı. Bitkiler de tehdit altında; 20. yüzyılda 30 bin tür kayboldu.

Her saat 3 bin, her dakika 50 dönüm orman yok ediliyor. Tropikal ormanlardaki binlerce tür canlı yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Hava kirliliği nedeniyle her yıl 7 milyon insan hayatını kaybediyor. Doğal kaynaklarımız, kar hırsı yüzünden hızla tükeniyor. Artık zararsız yiyecekleri “organik” etiketiyle ve yüksek ücretlerle alabiliyoruz.

Dünya nüfusu 2016’da 7,4 milyarı geçti, her yıl %1’den fazla artıyor. Nüfus arttıkça kirlilik de artıyor. Atıklar, zehirli gazlar doğayı tahrip ediyor. Ekolojik denge bozuluyor, canlı hayatı tehdit altında. Kirleticilerin büyük kısmı gelişmiş ülkelerden kaynaklanıyor. Karbon monoksit, sülfür ve nitrojen oksitlerin çoğu bu ülkelerin atmosfer salınımlarından oluşuyor.

ABD gibi ülkeler tüketim çılgınlığıyla dünya kaynaklarını yok ediyor. ABD’de doğan bir bebek, Haiti’de doğandan 280 kat fazla çevre kirliliğine sebep oluyor. Dünya nüfusunun %5’ini oluşturan bu ülke, enerjinin %25’ini tek başına tüketiyor.

En büyük sorunlardan biri ise çevre mücadelesinin parçalı ve etkisiz yapısı. Siyasi partiler, meslek odaları ve çevreci örgütler ortak bir mücadele zemini yaratamıyor. “Politikaya karışmam” bahanesiyle gerçek sorumluluktan kaçılıyor.

Oysa artık vakit daralıyor. Sadece konuşmak yetmez; birleşik, güçlü ve politik bir çevre mücadelesi şart. Yoksa yaşanacak bir dünya kalmayacak.