Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

HER TOPLUM HAK ETTİĞİ ŞEKİLDE YÖNETİLİR?

Toplumların gelişme seviyeleri tarih boyunca yaşadıkları ekonomik sürece göre belirlenir. Ancak yine de toplumların yaşadıkları yerler, inançları, tarihleri, toplumların geldiği seviyede belirleyici unsurlar olmaya devam ederler? Birbirlerine yakın ve benzer koşullardaki toplumların farklı ilerleme seviyeleri de bundan kaynaklanır
Bilindiği gibi, Osmanlı hanedanında tüm yönetim devşirmelerin elindeydi. Hatta ordusu yeniçeriler bile devşirmelerden oluşuyordu! Yavuz S. Selim’in halifeliği, Arap toplumundan kabul görmeyince en büyük kötülüklerden birisi de onun tarafından yapılmış, bunu kabullendirebilmek için kendilerine büyük avantajlar sağlanan Arap ulemalar ülkemize getirilmiş ve eğitim? Büyük ölçüde onların eline geçmiştir.

Ulema (bilim insanı değil) ve yönetici yetiştiren, Enderun’a sadece devşirmeler alınırdı. Herhâlde iktidarı kaybetmek korkusundan Padişahlar Anadolu kadınlardan bırak eş almak, hareme bile sokmazlardı? Anadolu sadece savaşlara asker göndermek için hatırlanırdı.1927’de yapılan Cumhuriyet’in ilk genel nüfus sayımına göre; çok sınırlı dini eğitim verilen Anadolu’da ve kadınlarda çok daha düşük olmak üzere okuma-yazma oranı sadece Arap harfleriyle olmak üzere %11’di. Harf devrimi ve bu konudaki yoğun Çabalar sonunda, okur yazarlık oranı kırsal alanlar da ve doğuya gittikçe düşen şekliyle,1935’te yüzde 20,4’e, 1950’de yüzde 33,6’ya, 1960’ta ise yüzde 39,5’e, çıkabildi?
1923 de Cumhuriyeti ilan eden Atatürk, özelikle de Çanakkale ve kurtuluş savaşında, önemli kısmı kaybedilen, zaten sayısı çok az olan genç aydınlarımızı da düşünürsek, çok dar bir kadroyla Cumhuriyeti kurmaya çalışmıştır.

Medenileşme, laiklik ve demokrasinin yerleşmesi amacıyla devrim adı altında birçok reform yapılmışsa da Osmanlıdan kalan borçlar,1923 Dünya ekonomik krizi ve 2.Dünya Savaşının sıkıntılarına rağmen, başta Sümerbank olmak üzere büyük bir başarıyla kurulan 100 lerce kamu iktisadi teşebbüsünün getirdiği mali yükler nedeniyle halkın büyük bir bölümü ekonomik açıdan sıkıntı çekmeye devam etmiştir. Bu durum da gericilikle mücadeleyi zorlaştırmıştır.
Örneğin, tek partili dönemde Cumhurbaşkanı Atatürk, çok partili demokrasiye geçiş için CHP’ye karşı muhalefet partilerinin kurulmasını istemiştir. 1924’te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, 1930’da ise Serbest Cumhuriyet Fırkası büyük ölçüde kendi kontrolü altında kurulmuştur. Ancak ikisi de kısa sürede gericilerin eline geçip, kapatılmak zorunda kalınmıştır
Bu mücadele de en etkili uygulama ise Tek Parti döneminin nadir ilerici-solcu yöneticilerinden Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel ve genel müdürü İsmail Hakkı Tonguç’un çabalarıyla; ilkokul mezunu genelde köylü, zeki çocukların bu okullarda yetiştirildikten sonra yeniden köylere giderek öğretmen olarak çalışmaları düşüncesiyle KÖY ENİSTİTÜLERİ kurulması olmuştur.

1946 da ABD ile ilişkilerin başlamasıyla, bu halktan yana 2 li görevinden alınarak belki de toplumumuzu, yapısına uygun olarak ileriye götürebilecek en önemli uygulama etkisiz hale getirilmiştir. 1954 de ise DP tarafından bu okullar kapatılmıştır.
Kanımca yapılan en büyük hata ise sanayi devrimi geçirmemiş bir toplumda Sanayi Teşviki Kanunu (28 Mayıs 1927) ve benzer yasa ve uygulamalarla yaratılan sözde (bence SERA BURJUVAZİSİ) burjuva yaratmak çabaları olmuştur. Batıdakinin aksine hemen Feodal ağalar ve gerici kesimlerle beraber olan bu kesim ,1946 yılında CHP’den ayrılmış ve başta Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan gibi isimler olmak üzere DP’yi kurmuşlardır. Bunlar CHP içinde yetişmiş ve daha sonra DP’nin kurucu kadrosunu oluşturmuşlardır. DP’nin kadrolarında CHP’den ayrılan birçok politikacı yer almıştır
Bu ayrışmada en önemli olaylardan birisi de 11 Haziran1945’te Şükrü Saraçoğlu hükûmeti tarafından topraksız ya da az topraklı çiftçilere toprak dağıtmak amacıyla çıkarılan] Çiftçiyi Topraklandırma Kanunudur.

1947 yılından itibaren “çekimser bir şekilde” uygulanmaya başlanılan bu kanunla “daha çok devlete ait olup da fazla verimli olmayan” araziler çiftçilere dağıtılmıştı. Bu yasa Toprak ve Tarım Reformu Yasası’nın 1973 yılında yürürlüğe girmesiyle yaklaşık 28 yıl boyunca yetersiz bir şekilde uygulanmıştır. Bu yasaya karşı en şiddetli muhalefeti yürüten vekiller ise yukarıda belirtiğimiz DP’yi kuran 4 lü ve yandaşlarıdır.
DP’nin 1950 de iktidara gelmesinden sonra bugüne kadar bu burjuva-feodal ağa-gerici birlikteliği sağ partiler içinde veya MC ler olarak hep devam etmiş ve CHP iktidar yüzü görememiştir.2002’de bu ittifakın liderliğinin de gericilere verilmesi ile ciddi bir muhalefet partisine bile sahip olmadığımız bugün geldiğimiz nokta ortadadır.
Umarım bu toplum çok kısa sürede kendini toparlayıp, yaşadığımız bu günleri hak etmediğini gösterecek mücadeleyi vermeye başlar?