İnsanlık Düşmanı Neoliberalizm: Yeni Feodalizm!

Genelde 1980 öncesi doğanlar (X kuşağı), yaşadığımız bu günleri rüyalarında görselerdi, büyük ihtimalle bunu bir kâbus olarak nitelendirir ve dehşetle uyanırlardı. Peki, ne oldu da bu hallere geldik?
Bilindiği gibi dünyamız 18. yüzyıldan, ülkemiz ise 1923’ten beri kapitalist sistemle yönetiliyor. İlk baştaki Klasik Kapitalizm döneminde, sistemin sahipleri, tüketici ve üretici insanların tümünün akıllı olduğunu, ekonomide marjinal faydayı sağlayacak şekilde hareket ettiklerini ve böylece kapitalizmin kendi dengeleriyle tam rekabeti ve tam istihdamı gerçekleştireceğini savunuyordu. Ancak bu sistem, ilk büyük krizini 1929’da yaşadı ve serbest piyasanın tam istihdamı sağlayamayacağı görüldü.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra tam istihdamı sağlayabilmek amacıyla Keynesçi politikalar devreye girdi. 1970’lerin ortalarına kadar bu politikalar uygulandı ve kapitalizmin altın çağı yaşandı. Ancak 1970’lerin iktisadi kriziyle birlikte bu dönem sona erdi ve yerini neoliberalizme bıraktı. 1973’te OPEC’in petrol fiyatlarını artırmasıyla dünya yeniden büyük bir krize sürüklendi. Vietnam Savaşı’nın yarattığı mali ve parasal sıkıntılarla bunalan ABD, 1971’de doların altın karşılığı olarak basılması ilkesini terk etti ve karşılıksız kâğıt para basan ekonomiler arasına katıldı.
Dünyada birçok emtianın fiyatının dolar üzerinden belirlenmesi ve doların rezerv para birimi olarak kullanılması, ABD’ye büyük bir ekonomik güç kazandırdı. Ancak bu karşılıksız basılan paralar, dünya genelinde enflasyon ve ciddi krizlere yol açtı. Klasik kapitalizmde tüm tasarrufların yatırıma dönüşeceği varsayılırken, bugün yatırıma dönüşmeyen küresel dijital finans pazarında bir günde dolaşan para miktarı 5,5 trilyon dolar, dünya ticaret hacmi ise yıllık 32 trilyon dolar civarındadır.

Bu dönemde yaşanan teknoloji ve iletişim devrimleri, şirket birleşmeleri, tekelleşme ve uluslararası ortaklıklarla birlikte, küresel sermaye üretim, çalışma ve istihdam koşullarını işkolları düzeyine kadar denetleyen bir organizasyon haline geldi. Bu yeni küresel düzen, dünyaya hâkim oldu.
Bugün geldiğimiz noktada, bu adaletsiz ve vahşi sistemin sonucu olarak, 2024 itibarıyla dünyadaki en zengin yüzde 10’luk kesim, dünya servetinin yüzde 85’ine sahiptir. En zengin yüzde 1’in serveti ise yüzde 43’e çıkmıştır. Forbes’a göre, 2024’te milyarder sayısı 2800’e yükselmiştir. Son 10 yılda 2 bin 355 iklim kaynaklı aşırı hava felaketi yaşanmış, BM Meteoroloji Teşkilatı’na göre son 50 yılda bir milyondan fazla insan sel ve kuraklık nedeniyle yaşamını yitirmiştir. Yeryüzü Doktorları Derneği’nin açıklamasına göre ise dünya üzerinde 733 milyon insan açlıkla mücadele etmektedir. Peki, neoliberalizmin temel ilkeleri nelerdir?

Neoliberalizmin İlkeleri
1. Pazarın Üstünlüğü: Özel girişimler, vereceği sosyal zarar ne olursa olsun devlet eliyle desteklenir. Uluslararası ticaret ve yatırımlara açık bir destek sağlanırken, işçilerin sendikal hakları ortadan kaldırılarak ücretlerin düşürülmesi hedeflenir.
2. Kamu Harcamalarının Kısılması: Sağlık, eğitim, yoksullara sağlanan güvenceler, yol ve köprü bakımları gibi sosyal hizmetlere yönelik kamu harcamaları en aza indirgenir. Ancak devlet, sermayeye vergi avantajları sunar. İş ve çevre güvenliği pahasına gelir ve kârı azaltacak her türlü devlet düzenlemesi en aza indirilir, hatta tamamen kaldırılır.
3. Özelleştirme: Bankalar, otoyollar, demiryolları, elektrik, su, hastane ve eğitim kurumları gibi kamuya ait işletmeler, daha fazla verimlilik adına özel sermayeye devredilir.
4. Kamu ve Toplum Yararının Yok Edilmesi: Kamu, toplum yararı ve vatandaşlık kavramları yerine “bireysel sorumluluk” (müşteri) kavramı getirilir. Bu anlayışla sağlık, eğitim ve sosyal güvenlik gibi temel hizmetler, bireylerin kendi başlarına çözmeleri gereken kişisel sorunlar olarak kabul ettirilir. Böylece tüketicilerin ihtiyaç ve isteklerinin tatmini, serbest yatırımcıların eline geçer.
Devam Edecek…
















































