Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

NEDİR BU SOSYALİZM-5

Aslında ben bu yazıların ilkine başlarken en fazla 2 yazı yazmayı düşünmüştüm. Ancak yazdıkça, araştırdıkça ülkemizdeki ve hatta dünyadaki güya sosyalist partiler tarafından neredeyse hiç araştırılmamış SSCB’nin 74 yıllık varlığı ve çöküşünün nedenlerinin çok tartışmalı olması yazıları uzatmama neden oldu! Tabii ki gönül isterdi ki benden çok fazla araştırma imkanına sahip adlarını komünist koyan partilerimiz, solcu geçinen bilim adamlarımız bu konuyu geniş katılımlarla tartışsınlar?

Tabii ki bu günkü halimize bakarsak bunun ancak rüyalarımızda olabileceği gerçekten çok üzücü?
Çarlık Rusya’sının enkazı üzerine kurulan tüm işçi emekçilerin iktidarı olarak adlandırılan ve her konuda eşitliği sağlayıp, sınıfları ortadan kaldırmaya, tüm insanların ihtiyaçlarını yeterince karşılayıp mutlu yaşamalarını sağlama amaçlı sistemi oturtmaya çalışan SSCB, İstatistiklere, araştırmalara baktığımız zaman II. Dünya Savaşı’ndan sonra dünyanın en güçlü ülkeleri arasına girmiş, ABD’den sonra dünyanın en büyük, güçlü ülkesi olmuştur. SSCB, 1945 yılında Birleşmiş Milletler ‘in kurucu üyelerinden biri olarak önemli bir rol oynamıştır.

SSCB, nükleer silahların geliştirilmesinde de öncü olan bir ülkedir ve 1949 yılında ilk nükleer bombasını da bu ülke test etmiştir.
Bizim kuşağın çok iyi hatırladığı şekilde SSCB ile ABD liderliğindeki emperyalist ülkeler arasında 1947 yılında Soğuk savaş başlamış ve 1991 yılında sona ermiştir. Bu dönem, II. Dünya Savaşı’nın ardından ABD ve Sovyetler Birliği arasında yaşanan ideolojik ve askeri çekişme sürecidir. Bu süreç, nükleer silahların geliştirilmesi için ekonomilerin yönlendirilmesi ve çeşitli küresel çatışmalarla karakterizedir.
Tabii ki, 20. yüzyılın ikinci yarısında dünya ekonomisinin yaklaşık %70-75’i kapitalist ülkelerden oluşuyordu. Bu dönemde, ABD, Batı Avrupa ülkeleri ve Japonya gibi büyük ekonomiler kapitalist sistemi benimsedikleri için dünya ekonomisinde önemli bir paya sahiptiler. SSCB’nin neredeyse tek başına bu ülkelerle bu yarışı sürdürebilmesi ise çok zor ve ekonomik maliyeti çok yüksek bir toplam üretim içinde tüketim malları oranını düşüren bir olaydı.
Kısa sürede dünyada ilk defa yeni bir sistemi üstelik öngörülenin aksine işçi sınıfı değil köylülerin yoğun olduğu Çarlık Rusya’sında çok güçlü emperyalist ülkelerle de mücadele ederek gerçekleştirmeye çalışan ve büyük başarılar elde eden SSCB’nin ekonomik gerilemesi, kanımca mutlaka geçmişten gelen nedenler de olmak üzere, Stalin’in ölümünden sonra (1953) başlamıştır. Stalin döneminde ekonomi büyük ölçüde planlanmış ve sanayileşmişti, ancak bu model zamanla sürdürülemez hale gelmiş 1991’e kapitalizme geçiş yapılmıştır. Sürece bakarsak,
Stalin’in ölümünden sonra, Nikita Kruşçev adı verilen yeni lider, “Des-Stalinizasyon” politikalarını benimsemiş ve daha liberal reformlar başlatmıştır. Bu dönem, “Kruşçev Serinlemesi” olarak bilinir ve ekonomik ve sosyal açıdan bazı iyileşmeler sağlanmıştır. Ancak, bu reformlar sadece kısa vadelidir ve uzun vadede ekonomik büyüme ve toplumsal istikrar sağlamak için yeterli olmamıştır. 1960’lar ve 1970’lerde, Leonid Brejnev döneminde ekonomik büyüme hızı düşmeye başlamış ve bu dönem “Büyüme Düşüklüğü Dönemi” olarak adlandırılmıştır.
Bu dönemde halkın SSCB’ye olan güveni azalmış ve 1980’lerde Mikhail Gorbaçov’un Perestroyka ve Glasnost politikaları, toplumsal tepkileri daha da artırdı. Sonuç olarak, 1991’de SSCB’nin dağılmasına yol açan bir dizi olayın başlangıcı olarak kabul edilir.


İşte burada en ilginç olan ise sistemi kuran SBK (SSCB komünist partisi) yönetici ve tüm yurda yayılmış olan ve üyelerinin en önemlisi de halkın bu geri gidişe karşı ciddi bir direniş göstermemiş olmalarıdır? 1991 yılında gerçekleşen Ağustos Darbesi, Sovyetler Birliği’nde komünistlerin Mikhail Gorbaçov’un devirmek için yaptığı bir girişimdir. Darbe, 18 Ağustos’ta başladı ve 21 Ağustos’ta başarısız bir şekilde sona ermiştir. Bunun dışında DÜNYA DA İLK SOSYALİST DEVRİMİ YAPAN ÜLKE 74 YIL İÇİNDE ÇOK ÖNEMLİ EKONOMİK BAŞARILAR GERÇEKLEŞTİRSE DE NEREDEYSE BİR TABANCA BİLE ATEŞLENMEDEN ÇÖKMÜŞTÜR.
Tartışılması gereken ve gelecek yazımda tartışmak istediğim esas konu da budur.