Haberi dinleyebilirisiniz!

SOL’U OLMAYAN DÜNYA

Bugün insanlarımızın büyük çoğunluğu içinde yaşadıkları hayattan tamamen memnuniyetsizdirler. Demokrasi her gün daha da yok edilmekte, etkili bir muhalefet oluşması için umutlar ise her gün biraz daha yok olmaktadır. Aslında tüm dünya gibi1960 lı yıllarda en mutlu günlerini yaşayan toplumumuz aslında 1970lerin başından beri dünyanın büyük bir bölümü gibi neoliberalizmin etkisine girmiş, askeri darbelerle de bunun zemini hazırlanmıştır. Türkiye’de gelir dağılımı, bu dönemde önemli değişiklikler göstermiştir. 1971’de, en zengin %20’lik gelir grubu GSMH nın yaklaşık %30’u elde ederken, en fakir %20’lik gelir grubu %5’ini kontrol etmekteydi. Ancak 2024 yılı itibarıyla, en zengin %20’lik gelir grubu GSMH nın %48.1’i elde ederken, en fakir %20’lik gelir grubunun payı %6.3’e kadar düşmüştür 1999 yılında Türkiye’de sadece 2 dolar milyarderi varken 2024 yılı itibarıyla bu sayı 27’ye yükselmiştir. (Resmi rakamlara göre?)
Bu durumun nedenleri ise en başta dünya ekonomisiyle ve dengeleriyle ilgilidir.

Dünya ekonomisinde bu dönemlerde başlayan durgunluk etmektedir. Devam etmektedir. Borsa spekülatörleri, stokçular, karaborsacılar, soyguncular yani insanlığın sırtındaki tüm keneler bayram etmektedir. Milyonlarca insan işsiz kalmış ve bu sayı giderek fazlalaşmaktadır. 2024 itibariyle dünyada 2682 milyarderin serveti 14 trilyon dolar seviyesindedir. Dünya nüfusunun yaklaşık %1.1’i milyarderler ve daha zengin bireylerdir. Bu grup, dünya genelindeki toplam servetin yaklaşık %45.8’ini kontrol eder Bunların servetleri artarken açlık ve sefalet çok daha ciddi boyutlara tırmanmaktadır.
Dünyada bir yılda yaratılan tüm mal ve hizmet toplamının 3,4 üne ulaşmış olan “dünya borçluluk oranı’’ katlanarak artmaktadır. Şarlatan başkanlarıyla ABD’nin uluslararası para olan doları ise çeşitli piyasa oyunlarıyla değerini artırmaya devam etmekte. Böylelikle Türkiye gibi ülkelerin ekonomisi ise daha da hızlı çökmektedir.


Bütün bu gelişmeler olurken küresel patronlar gelişen teknolojinin verimlilikte yarattığı artış nedeniyle sömürüyü binlerce misli artırmışlardır. Kapitalist sistemin bile özüne aykırı olarak, üretim sonucu kazanılan kaynaklar yatırım yerine finans sektörüne yatırılmakta, dünya üretimi düşerken milyarlarca insan ise açlık ve sefalet içinde yaşamaktadır.

Dünyamızdaki canlı yaşamın sürebilmesi için olmazsa olmaz, üstelik en önemli üretim girdisi de olan doğamız ise her gün biraz daha yok edilmektedir. Bırakın düzen partilerini, aslında çoğu da bu düzenin dışında olmayan muhalefet partilerinin bile geçerli bir çevre programı, özellikle de de söylemi bulunmamaktadır.
Aklı başında olan herkesin bildiği gibi insanlığın hatta canlı yaşamının tek kurtuluşu sosyalizmdedir! Bunu çok iyi gören düzenin sahipleri, Böylece bu haksız düzeni sürdürebilmek için dünyada 1960’ların sonlarında başlayan süreçte, solla mücedeleyi çok iyi öğrenen küresel güçler ise özellikle insanları bireycilestirerek sendikaları, sivil toplum kuruluşlarını sarılaştırıp iyice güçsüzleştirmişlerdir. 1960’ların sonundan itibaren Fransa’da başlayan gençlik hareketleri ise bu anlamda çok önemlidir.
Ülkemizden de çok iyi hatırladığımız üzere, küçük burjuva niteliği ağır basan heyecanlı gençlik , kışkırtıcı ajanlar da bol miktarda kullanılarak – sosyalist hareketi sınıfsal niteliğinden uzaklaştırmak ve halktan koparmak için silahlı hareketlere sevk edilmiştir.
Böylece sol örgütler büyük ölçüde işçi ve emekçi sınıflardan koparılıp, eğitim ve tartışma kültürü de yok edilerek etkisiz hale getirilmiştir. Din ve milliyetçilik ise ülkeleri bölmek ve küresel sermayeye ufak ve kolay hazmedilen lokmalar sunmak için bol miktarda kullanılmaya devam edilmektedir.


Örneğin en başta İrdelenmesi gereken en önemli konu sosyalist sistemlerin niçin başarısız olduğu ve tarihsel sürecin en azından biz sosyalistlerin öngörmediği şekilde geriye mi yürüdüğüdür. Birçoğunu gördüğüm eski sosyalist ülke halkları, durumlarından hiç de memnun olmadıkları halde, bırak özlem duyup sosyalist sistemi geri getirmeyi, çoğunlukla onun adını bile anmamaktadırlar.

Bu ülkelerin bugünkü paramparça hallerinden de açıkça görüneceği üzere bireycilik, din, milliyetçilik vs. kapitalist sistemden kalan yapısal özelliklerinin de hiç değişmediği açıkça görülmektedir. Kısacası sosyalizm denemeleri insan yapısını değiştirmeyi başaramamıştır.
Küresel kapitalizm, her gün biraz daha dünyayı ele geçirmekte ve içinde yaşadığımız korona salgınında da açıkça görüleceği gibi insanlığı sona doğru yaklaştırmaktadır. Küresel sistem içindeki ülkelerin ise artık sosyal politikalar uygulaması, Çipras’ın bile nasıl bitirildiği örneğinden de açıkça görüleceği gibi mümkün bulunmamaktadır.

Sol hareketin hem ülkemizdeki hem de dünyadaki geçmiş başarı ve başarısızlıklardan da ders alınarak, özellikle de çevre hareketlerini de sol hareketin bir parçası yaparak sol hareketi diriltmek ve tüm demokrasi güçlerinin güç birliği yaparak mücadeleye katılması, insandan, canlıdan, doğadan yanayım diyen dünya ve ülkemizdeki her düşünen insanın kaçınılmaz görevidir.
METE GÖNENÇ