Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

TÜM KİMLİK POLİTİKALARI İNSANLIĞA İHANETTİR!

İsrail’in, başta Filistin olmak üzere, zayıf ve geri teknolojiye sahip İslam ülkelerine ve son olarak da İran’a yaptığı acımasız saldırılar sonucu yüz binlerce insan katledilmiş ve katledilmeye devam etmektedir. Bu duruma hiçbir tepki göstermeyen, tam tersine İsrail’e destek veren ve dünyaya hükmeden küresel sömürü sisteminin başta ABD olmak üzere güçlü ülkeleri, insanlık düşmanı olduklarını bir kez daha açıkça ortaya koymuştur.

Bu sistem, varlığını sürdürebilmek ve tüm dünyayı kendi çıkarlarına göre biçimlendirebilmek için, başta kimlik politikaları olmak üzere türlü kirli oyun ve provokasyonları artırarak sürdürmektedir.

Ülkemizde Durum

Ülkemizde ise CHP, bir taraftan yüz binlerce kişilik mitingler yaparken, üyeleri ve yöneticileri hakkında açılan davalar devam etmekte; birçok CHP’li hapse atılmaktadır. Kurultay davasının ertelenmesi, parti yönetiminin örgütlenmesini ve çalışmasını ciddi şekilde sekteye uğratacaktır ki, bu da iktidar tarafından bilinçli ve akıllıca atılmış bir hamledir.

Görebildiğim kadarıyla iktidarın en etkili silahlarından biri kimlik politikalarıdır. Özellikle Kürt halkı üzerinden yeni kışkırtmacı komplolar sahneye konulmaktadır. Partisini ihanet derecesinde geriye götüren Kemal Kılıçdaroğlu ve yandaşları, mezhepçi ve çıkarcı çevreler partinin düzelmesini engellemek için tekrar sahneye sürülmüştür. Sosyal medya ise Alevi kimliği üzerinden yürütülen provokatif paylaşımlarla dolup taşmaktadır.

Kürt Hareketinin Kullanılması Üzerine

Bu yazıda, Kürt hareketinin nasıl kullanıldığı konusundaki görüşlerimi bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Öncelikle, Kürt halkının yoğun olarak yaşadığı bölgeler, Türkiye’nin en fakir bölgeleridir. Milli gelirden ve toplanan vergilerden aldıkları pay yüzde 1-2 civarındadır. Yeterli olmasa da devlet, batıdan topladığı vergilerin bir kısmını bu bölgelere bütçe harcaması olarak aktarmaktadır. Zaman zaman bazı aklı evvel Batılı politikacıların buna itiraz ettiğini de hatırlarız.

Maliye müfettişliği dönemimde yaptığım incelemelerde de gördüğüm gibi, bölgeye verilen teşvikler genellikle Kürt ağalarının ve yeni yetme burjuvazinin eline geçmektedir. Bu kaynakların büyük kısmı, bölgede yatırıma dönüşmek yerine, başta Antalya olmak üzere turistik bölgelerde lüks otellere ve gayrimenkullere aktarılmaktadır. Özellikle Ege ve Akdeniz kıyılarındaki varlıklı Kürt kesiminin sahip olduğu görkemli villalar bunun en somut göstergesidir.

DEM Partisi ve Temsiliyet Meselesi

Bugün Kürt halkını temsil ettiğini söyleyen siyasi hareketler —en son DEM Partisi olarak— ağırlıklı olarak toprak ağalarının ve yerli-yabancı burjuvazinin işbirlikçilerinin kontrolündedir. Bu partinin ve benzerlerinin Kürt işçi, köylü ve emekçileri için hiçbir somut söylemi olmadığı açıktır.

Unutmamak gerekir ki, bu parti uzun süre MİT ve AKP ile “Açılım” adı altında iş birliği yapmıştır. Son 40 yılın en kitlesel ve ilerici hareketi olan Gezi Direnişi’ne de sırf “Kemalist” olduğu gerekçesiyle karşı çıkmıştır. Sol ve ilerici herhangi bir söylemi ise, en azından benim bilgim dâhilinde mevcut değildir.

1960’lar ve Solun Gücü

1960’ların güçlü sol hareketlerini hatırladığımda, en yürekli sosyalist yoldaşlarımın Kürt kökenli olduğunu ama hiçbir zaman birbirimizin kökenini sorgulamadığımızı özlemle anımsarım. Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) en güçlü olduğu iller arasında Tunceli ve Diyarbakır gibi bölgeler vardı. Partinin ve yakın örgütlerin yönetim kademelerinde Kürt arkadaşlarımızın ağırlığı dikkat çekiciydi.

Ancak 12 Eylül askeri darbesi sonrasında Türk-Alevi, Kürt-Türk, Alevi-Sünni ayrımları üzerinden yürütülen kimlik politikaları güçlendirilmiş ve halkların birleşerek sömürüye karşı çıkması yerine birbirleriyle çatışmaları sağlanmıştır.

ABD ve Küresel Oyunlar

Bu süreçte ABD’nin rolünü de unutmamak gerekir. 1950’lerden sonra ülkemize “Barış Gönüllüleri” adı altında gönderilen, çoğu CIA ajanı olan görevliler, özellikle din, mezhep ve etnik kimlikler üzerinden tüm potansiyel fay hatlarını tespit etmişlerdir. Bu fay hatları, işlerine geldiği her dönemde tetiklenmiştir.

Kahramanmaraş, Sivas ve daha birçok bölgemizde yaşanan katliamlar, bu kışkırtmaların sonuçlarıdır. 12 Mart ve 12 Eylül öncesi ve sonrasında bölgede ve ülke genelinde gerçekleşen faili meçhul cinayetleri de asla unutmamak gerekir.

Bölgedeki Kürt sosyalistlerinin ve aydınlarının neredeyse tamamı sistematik şekilde yok edilmiştir. Bugün artık daha net bir şekilde anlaşılıyor ki, küresel egemenlerin muteber adamı Abdullah Öcalan ve örgütü de bu kirli cinayetlerde doğrudan veya dolaylı iş birliği yapmıştır.

Seçim Verileri Ne Söylüyor?

Bölgede yapılan seçimlere baktığımızda AKP’nin oy oranı yüzde 40’ın üzerinde. AKP ve DEM’in toplam oyları yüzde 80’i buluyor. Saadet Partisi, MHP, BBP ve İYİ Parti’yi de eklediğimizde bu oran yüzde 90’a yaklaşıyor. Yani bölge halkının büyük çoğunluğu, ya açıkça gerici partilere ya da sol söylemi olmayan kimlik partilerine oy vermektedir.

Bu tablo, eğer bölgede bağımsız bir Kürt devleti kurulursa, o yapının nasıl bir siyasi kompozisyona sahip olacağının da göstergesidir.

Bu durumu daha iyi anlamak için PKK’nın 1978’de, HEP’in ise 1990’da kurulmasından önceki 1977 genel seçimlerine bakmakta fayda var:

Diyarbakır:

CHP: %34

AP (Adalet Partisi): %26

MSP (Milli Selamet Partisi): %17

Bağımsızlar: %17

Aynı seçimde Behice Boran’ın başkanlığındaki TİP, Diyarbakır’da %1,5 oy alarak en yüksek oyunu burada elde etmiştir. Batı illerinde ise ya yok denecek kadar az oy almış ya da hiç alamamıştır.

Bu karşılaştırma bile kimlik politikalarının, küresel sermaye tarafından nasıl etkin kullanıldığını açıkça göstermektedir.

Sonuç Olarak

Ortadoğu’da kurulacak bir Kürt devleti zaman zaman gündeme gelmektedir. Ancak başta PKK olmak üzere bölgedeki silahlı Kürt örgütlerinin maddi kaynaklarının ve silah gereksinimlerinin ABD ve diğer emperyalist ülkeler tarafından karşılandığı unutulmamalıdır.

İran’da ve diğer bölgelerde gördüğümüz gibi, özellikle zengin enerji kaynaklarını ele geçirmeyi hedefleyen BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) planları hayata geçirildiği takdirde, bölge halklarının bugünden çok daha kötü bir gelecekle karşılaşacağı aşikârdır.

Bu konuda en çarpıcı örnek, bir zamanlar dünyanın sayılı ülkelerinden biri olan Yugoslavya’dır. Milliyetçiliğin kışkırtılmasıyla parçalara ayrılmış ve her parçanın daha da geriye gitmesine yol açmıştır.

Artık günümüzde kimlik politikalarını gündeme getirmek, insanlığa ihanettir! Unutmayalım.