NENEHATUNLULAR
MELAHAT ERTEN TEKEŞİN
Bu yazımı, uzun yıllar boyunca, Nenehatunluları bir araya getirip, yurdumuzun en güzel yerlerinde buluşturan Sevim Özkan’a ve aramızdan ayrılan tüm arkadaşlarımıza ve tüm öğretmenlerimize ithaf ediyorum; ruhları şad olsun.

Ortaokulu bitirmiş, yazılı ve sözlü sınavları sonucunda, yarım yüzyıl öncesi kesişmişti yollarımız. Bizler Türkiye’mizin en ücra köşelerinden gelmiştik. Arkadaş mi olmuştuk kardeş mi olmuştuk bilemiyorum. Ama, bildiğimiz bir şey vardı ki hepimiz Nenehatunlu olmuştuk.
Yazacak o kadar şeyler var ki… Bir bölümünü yazarsam, diğer bölümü, aksak kalır gibime geliyor.

Serhat Beldesi Erzurum’da kurulmuştu Nenehatun Kız Öğretmen Okulu.
“Nenehatun” adı:
Aziziye, aziz vatanımızın mihrabı olmuş; Nenehatunların, Kara Fatmaların namı yükseldikçe, onların topraklarının sıcaklıkları, tazeliklerini hiç kaybetmemiş olarak okulumuzun çatısından temeline kadar yazdıkları destanlar kadar, şerefli bayrak gibi, ruhlarıyla sarmalamışlardı okulumuzun her karesini… Efsunlu bir binada buluşmuştuk.
“Eğitim neferi olacaksınız, yurdumuzun en ücra köşelerine ışık saçacaksınız. Nakış, dikiş, iğne yapmayı bileceksiniz. Magazin gazetelerini değil, dünya klasiklerini okuyacaksınız, müzik de önemlidir, beden eğitimi de önemlidir. Yürüyüşünüzle, davranışlarınızla, örnek olacaksınız.” derdi öğretmenlerimiz.

Okulumuzun koridorlarında gezerken, Nenehatunluların bir yüzünde, aile ocağından ayrılışının hüznü; diğer bir yüzünde, böylesi bir okuldan mezun olduğumuzda başarabilme kararlılığını görmek mümkündü…
Okulumuzun koridorlarında, yemekhanesinde, banyosunda, yatakhanesinde:
Müzik öğretmenimiz, Necati Borlak öğretmenimizin derlediği, Beethoven’den, senfonilerini, piyano konçertosunu; Çaykovski’den, Senfoni, opera, klasik müzik melodileri yankılanırdı.
İlk yılımızda, çok azımızın evinde bulunan cızırtılı radyodan dinlediklerimizden farklı olduğundan “koyun kaval dinler” misali dinlesek de sonrasında, meftunu olacaktık.
Okulumuzun en kullanışlı ve en geniş alanlarıydı koridorlarımız. Bazen yürüyüş alanı olarak hizmet verir, bazen de en önemli gecelerde, danslı balolar düzenlenirdi.
Koridorun duvarlarında:
İdeal öğretmenlik adına özlü sözler, resim öğretmenimiz Cemil Aygen tabloları hayat bulurdu.
İsmail Hikmet Ertaylan’ın dizeleri,müzik öğretmenimizin dinletileriyle ruhumuzda dile gelirdi:
Alnımızda, bilgilerden çelenklerle yurdumuza dağılacaktık. Bizler, nura doğru, can atan “Türk Gençleri” olacaktık. Yeryüzünde, yoktur, olmaz, Türk’e denk; korku bilmez soyumuz” diyecektik.

Şanlı yurdumuzun her bucağını, şanla dolduracak, yurdum, seni yüceltmeye, andlar içecektik.
Candan açacaktık cehle karşı savaşımızı. Öğretecektik halka, hakkı; gürleyip coşacak, durmadan koşacaktık…

Bütün bu öğretiler ışığında, omuzumuzda, yüklediğimiz sorumlulukla, yurdumuzun en ücra, bölgelerine dağıldık, yıllarca görevlerimizi yaptık ve gün geldi, emekli olduk.
Nenehatunluluk, arkadaşlık, kardeşlik, baki kaldı elbette…
Her yıl, yurdumuzun belli bölgelerinde, hangi devre mezunu olduğumuzun önemi olmadan, Nenehatunlu olmak adına, bir araya geliyoruz.

Bu yıl da Neşe Şairoğlu arkadaşımızın davetiyle, birlik adına, Nenehatunlu olmak adına, senin yanında, benim yanımda, seninle, benimle, diyerek aynı ruh ve aynı heyecanla “Maltepe Erzurumlular Derneği”nde birleştik, hasret giderdik.
Birlikte geçirdiğimiz güzei bir günün sonunda, “daha güzel günlerde birleşmeler” dileklerimizle vedalaştık.
Gelecek seferde, değişik bir yer değişik bir belde neden olmasın…
Saygılarımla…
Melahat Erten Tekeşin.
















































