Öldürülen Sadece Fatma Nur Değildi

Bir kadını daha toprağa verdik. Ama asıl gömdüğümüz şey; utancımız, ihmallerimiz ve alışkanlık haline getirdiğimiz suskunluğumuzdur.
Bu ülkede kadınlar iki kez ölür.
İlki bıçak darbesiyle, kurşunla, yumrukla…
İkincisi ise herkesin bildiği ama kimsenin gerçekten durdurmadığı o sessizlikle.
Fatma Nur Çelik işte bu sessizliğin içinde kayboldu.
Bir öğretmen olarak, bir kadın olarak, bir anne olarak.

“Görev başındaydı” diyorlar.
Bu ifade artık bir onur cümlesi değil, bir utanç belgesidir.
Çünkü bir ülkede öğretmenler görev başında öldürülüyorsa, orada sadece güvenlik değil, vicdan da çökmüştür.
Okullar çocuklar için güvenli alanlar olmalıydı.
Kadınlar için evler, işyerleri, sokaklar güvenli olmalıydı.
Ama biz ne yaptık?
Şiddeti konuşmaktan çok normalleştirdik.
“Psikolojisi bozuktu” dedik.
“Bir anlık öfke” dedik.
“Keşke olmasaydı” deyip hayatımıza devam ettik.

Devam ettik…
Ta ki bir başka kadının adı manşet olana kadar.
Fatma Nur’un adı bugün hafızamızda.
Ama yarın?
Yarın yeni bir isim için aynı cümleleri kuracaksak, hiçbir şey öğrenmemişiz demektir.
Bu bir “bireysel suç” meselesi değildir.
Bu; önlem almayanların, uyarıları ciddiye almayanların, kadınların korkularını küçümseyenlerin ortak suçudur.
Kadına yönelik şiddet;
Yalnızca failin elinde değil,
Zamanında çıkarılmayan yasada,
Uygulanmayan koruma kararında,
Görmezden gelinen tehditte büyür.
Ve biz artık şunu kabul etmeliyiz:
Bir kadının hayatta kalması bu ülkede hâlâ şanstır.
Bu yazıyı bir ağıt olsun diye yazmıyorum.
Bu yazı bir hesap sorma yazısıdır.

Soruyorum:
Daha kaç kadın öldürülmeden “yeter” diyeceğiz?
Daha kaç öğretmen toprağa düşmeden sorumluluk alınacak?
Fatma Nur Çelik’in ardından söylenecek tek doğru cümle şudur:
Bu ölüm kader değildir. Bu, göz göre göre gelen bir cinayettir.
Ve artık susmayacağız.
Çünkü susmak, şiddetin en sadık ortağıdır.















































