Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

Bir Kedi, Bir Barınak ve Bir Hayal…

Bugün saat iki gibi, mahallemizin “delikanlısı” olan bir kediyi dostumla birlikte yakaladık. Yakalamak diyorum ama, o öyle kolay yakalanacak cinsten değildi. Alfa kedi olma hevesinde, mahalledeki tüm dişilerin gönlünü fethetmiş, diğer erkeklerin sinir sistemini çökertmiş bir tipti.
Bu kez, mahalle huzuru için değil, gelecekte doğacak yüzlerce yavrunun derdi için kolları sıvadık. “Önlem almak mahalleli görevidir,” dedik ve soluğu Kuşadası Belediyesi Kedi Kısırlaştırma Merkezinde aldık.

İtiraf etmeliyim, giriş yolundaki bozukluk dışında, indiğimiz yer tam anlamıyla bir sevgi durağıydı.
Bir avuç personel, harika bir iş çıkarıyor. Sabah saat ondan önce getirilen dostlarımız ameliyata alınıyor; randevulu sistem olunca işler daha düzenli ilerliyor. Bizim “mahalle aslanı”nı da teslim ettik.
Girişteki hemşire hanım, operasyon hemşiresi Sude ve genç veteriner hanım… Hepsine minnetle teşekkür etmek isterim. İşlerini yalnızca “yapmak”la kalmıyorlar, sevgiyle, sabırla ve müthiş bir özveriyle yapıyorlar.

Sabah mesaisi başladığında, daha çaylarını yudumlamadan dostlarımızın bakımını, doyurulmasını sağlıyorlar.
İnsana “keşke insan hastanelerinde de bu kadar şefkat olsa” dedirten türden bir disiplin ve vicdan hâkim.
Birkaç engelli köpek ve şeker hastası köpekle de ilgileniyorlar; kısacası sadece ameliyat değil, yaşatmak işiyle uğraşıyorlar.

O esnada dört yavru kedi getirilmişti merkeze. Pırıl pırıl, sağlıklılar. Derken bir aile geldi, küçük kızları birini sahiplendi.
İşte orada içimden bir hayal geçti:
Belediye bu alanın yanına beş on masa daha koysa, bir iletişim ağı kursa; gelenler hem çayını içse, hem kedileri sevse, hem de sahiplense.
Bir “hayvan dostu kafe”…
İnsanlar sohbet etse, çocuklar sevgi öğrense, hemşireler soruları yanıtlayıp küçük eğitimler verse…
Hem insanın kalbi hem kedinin midesi doysa!

Kuşadası’nda neden olmasın?

Benim hayallerim burada bitmiyor elbette.
Bu yaz başında “Güvercin Masaya” bir öneri daha iletmiştim.
Kadınlar Denizi’nde, evimin karşısındaki boş alan çöplüğe dönmek üzereydi.
“Oraya beş-altı kedi evi koyun,” dedim. “Etrafını telle çevirin. İçeriden kediler girip çıksın, küçükler ezilmesin. Ayda iki defa Haybulans gelsin, sağlık kontrolü yapsın. Hem çevre temizliği olur hem de mama ve su hijyenik biçimde sunulur.”
Gayet mantıklı bir öneriydi.
Bir kez aradılar, “inceleyeceğiz” dediler. Sonra… Sessizlik.
Bir dilekçe de tiyatro oyunu için vermiştim Milli Eğitim’e, ona da cevap gelmedi.
Galiba bazı makamlar “cevap vermemeyi” bir yetenek sanıyor.
Ya da tiyatrodan korkuyorlar… Belki de sahneye çıkmadan sahnede kalmaktan endişe ediyorlar, kim bilir?

Oysa ben sadece bir sahne insanı değilim; doğaya, hayvana, insana dair bir kalp taşıyorum.
Bir belediye çalışanının ilgisi, bir veterinerin sevgisi, bir çocuğun sahiplendiği kedi kadar umut büyütebilir dünyayı.
Ama bazen en güzel projeler, bir masanın üstünde unutulmuş dilekçelerde kalıyor.

Ben yine de umudumu kaybetmem.
Bir gün o kedi evleri yapılır, bir gün o “hayvan dostu kafe” açılır.
Ve biz o kafede kedilerle birlikte oturur, kahvemizi yudumlarken deriz ki:
“Bak, sonunda insanlar da kedi kadar sevmeyi öğrendi…”