Efes’te Bir Opera Gecesi: Görkem ve Gölgeler Arasında

Bu gece Efes Antik Tiyatrosu’nda, Devlet Opera ve Balesi’nin sahnelediği Saraydan Kız Kaçırma operasını izledik. Tan Sağtürk’ün davetiyle oradaydık; kendisi, Genel Müdür olarak başka bir açılışa katılmak üzere Hakkâri’ye, bakanıyla birlikte gitmişti. Keşke emeği geçen kişi olarak, koreografisini üstlendiği bu eseri dostlarıyla birlikte izleyebilseydi. Neyse, 8’inde belki o da sahnenin karşısında olur…
Mozart’ın uluslararası çapta tanınmasını sağlayan bu üç perdelik eser, Konstanze, İngiliz hizmetçisi, Osmanlı paşası Selim ve onların karmaşık aşk ilişkileri ekseninde ilerleyen bir komedi. Ne var ki, içerikteki ustalık sahneye yansıyabildi mi, orası tartışılır.

İlk sorun daha kapıda başladı. Efes’in araç girişindeki keşmekeş hâlâ çözülmüş değil. Ne yönlendirme tabelası var ne de otopark kapasitesine dair bir bilgilendirme. Yirmi yıldır aynı manzara: Araçlar kuyrukta, sürücüler çaresiz. Oysa çözüm basit: Bir numaratörle otopark doluluğu belirtilse, girişte yönlendirme yapılsa mesele kalmayacak. Gösteri alanına giden yolu tarif eden bir tabela bile yok.
Tiyatronun basamak kenarlarında hâlâ bir LED aydınlatma sistemi bulunmuyor. İnsanlar karanlıkta tökezliyor. Antik tiyatronun atmosferi elbette korunmalı, ama seyircinin güvenliği de azımsanamaz. Asıl mesele ise Efes yönetiminde yatıyor. Sahne kurulumuna, ışıklandırmaya izin yok denecek kadar sınırlı. Antik yapı korunuyor diye sanatın etkisi törpüleniyor.

Kültür Bakanlığı’nın tiyatro sahnesinin hemen yanına açtığı büyük kazı alanı ise hâlâ panellerle kapatılmış halde duruyor. Orada neler bulundu, ne olacak o alan? Söylenene göre “konuk ağırlama” yeri yapılacakmış. Halıcılar, dönerciler… Tarihin üzerine çadır kurmak gibi bir şey bu.
Gelelim operaya… Beş harika solist sahnedeydi. Küçük ama etkili bir orkestra gecenin en parlak yüzüydü. Ancak dekor ve ışık desteği olmayınca, 1700’lerin Osmanlı saray atmosferi sadece kostümlerle verilemedi. Figüranlar ve dansçılar ise açıkça sırıttı bu tarihi mekânda. Bu durumun sorumluluğunu sadece İzmir DOB’a yüklemek haksızlık olur. Bakanlık kadro vermiyor, bütçe ayırmıyor, kostüm ve sahne tasarımı için olanak sunmuyor.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen, bu eseri sahneye taşıyan Tan Sağtürk’e ve başta Mustafa Kemal Feyman olmak üzere tüm teknik ve idari ekibe teşekkür etmek gerekir. Bir teşekkürü de İş Bankası hak ediyor. Sanatın bu kadar yalnızlaştığı bir dönemde, operaya verdikleri destek kıymetli. Ancak destek yalnızca sponsorlukla sınırlı kalmamalı. İlk perdede kalkıp giden bankacı hanımlar gibi davranmak, sanatın ruhuna terstir.
Bir diğer sorun: sivrisinekler. Yıllardır çözülemeyen bu küçük ama sinir bozucu mesele yine seyircinin keyfini kaçırdı. Ve broşürler… 100 TL’lik fiyatla kimse almıyor. Oysa onlar seyirciyle sanatçı arasında kurulan bilgi köprüsüdür. Bilet fiyatını artırın ama broşürleri ücretsiz dağıtın lütfen.
Seyircilere gelince… Türk izleyici sayısı az, yabancı çoktu bu gece. Bu da düşündürücü. Belki de bu yüzden içim bir an burkuldu. Bugün Madımak Katliamı’nın 33. yılıydı. Yakın tarihin yangınıyla Efes’in karanlığı üst üste bindi. Sessizlik içinde seyrettik, ama “susma, sustukça…” yankılandı içimizde.
Carmina Burana’da, 5 Temmuz’da yeniden buluşmak umuduyla…
















































