Zorba, Taşların Kalbinde Dans Ediyordu

Efes’teydik. Ay, taşların üzerinden bir su gibi akıyor; tarihin suskunluğu, sahnenin ortasında sabırsızca bekliyordu. Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin “Zorba”sını izlemek için düştük yollara. Ama aslında biz, sahnede değil, kendi içimizde bir şeyle yüzleşmeye gidiyorduk. Belki geçmişle. Belki hayal kırıklıklarıyla. Belki de sadece güzellik arzusuyla.
Benim düşlerimde hâlâ Ercan Kazbekli’li, Meriç Sümen’li, en azından Oktay’lı kadrolar vardı. Belleğime kazınmış o klas estetik, zamanın tortularıyla bulanmıştı artık. Kadro değişmişti. Oyuncular yeniydi. Ve ne yalan söyleyeyim, ilk başta bir yabancılık çöreklendi içime. Ama sonra… Sahne açıldı. Işık Efes’in binlerce yıllık taşlarına çarptı. Zorba, dans etmeye başladı. Ve bütün önyargılarım birer birer göğe savruldu.
Nikos Kazancakis’in 1946 tarihli romanından sahneye uyarlanan bu eser, taşkın ruhlu, özgürlüğün ta kendisi olan Aleksi Zorba ile, hayattan kaçmak isteyen bir adamın dostluğunu anlatıyor. Ama aslında anlatılan, çok daha derin: İnsan, kendi zincirlerini nasıl kırar? Ruh, nasıl dans etmeye başlar?
Oyun başlamadan önce dikkat çeken bir başka detay vardı kampanide: Devlet Opera ve Balesi tarihinde ilk kez bir balet, Tan Sağtürk, hem genel müdürlük hem de genel sanat yönetmenliği görevine getirilmişti. Bu, sadece idari bir değişiklik değil; yıllardır kurumu bürokratik kabuğuna hapseden anlayışa karşı sessiz bir devrimdi belki de.

Fakat ne yazık ki bu devrimsel adımın yanına, küçük ama kalbi acıtan bir detay da ilişmişti: Efes’te, o büyülü taşların arasında canlı müzik yerine, metalik efektler ve hoparlör sesiyle yetinmek zorunda kaldık. Oysa ben müziği duymak istemiyorum sadece; onun titreşimini taşların kalbinde hissetmek, kemanların, nefeslilerin, insan sesinin zamanla birlikte yankılanmasına tanık olmak istiyorum.
Eğer bu bir tasarruf tedbiri ise, sanata böylesine ruhsuz bir ekonomi biçmek, tarihle sanatın arasına dijital bir duvar örmektir. Devlet, yıllık planlamasında bu büyüyü hesaba katmalı; ya da Tan Sağtürk’ün başka eserlerde yaptığı gibi, sponsor destekleriyle bu eksikliği aşmalıdır.
Yine de… Her şeyin ötesinde, Zorba geldi. Ayağımıza kadar. Antik taşların üstünde üç kez bis yapan o oyunculara içten, yürekten bir alkış borçluyuz. Sadece güzel oynadıkları için değil; sahneye taşıdıkları ruh için. Ve elbette, Tan Sağtürk’e de bir teşekkür… Cesareti, emeği ve dansa duyduğu o derin aşk için.
O gece Efes, yalnızca tarih değildi. O gece taşlar bile Zorba’yla birlikte dans ediyordu.















































