Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

UNUTULMAYANLAR

VELİ YALÇIN DÜZENLEMESİYLE UNUTULMAYANLAR

Sinan Kazım Özüdoğru

Sıra Neferi
Başladı işte
Bitirdi işi…

Başlarken avaz avaz bağırmadı.
Bitirdi ve:
-Gelin seyredin, diye
dört yanı çağırmadı.

O milyonların milyonda biridir.
O bir sıra neferidir.

Onun için; başlayan, biten, başlayan iş var,
sorgu soruş yok…
Gidiş var.
Duruş yok…

O milyonların milyonda biridir.
O bir sıra neferidir…

-O, ne önde
ne arkada
sırada
sıramızdaydı…

Söz istemez
Yaşlı göz istemez.
Çelenk melenk lazım değil..
SUSUN.
SIRA NEFERİ UYUSUN…

(Nazım Hikmet)

30 Mart 1972 günü, kara kapkara bir gündür. Anadolu tarihinin utanç sayfalarından biridir. İnsanlığın dün olduğu gibi bugün ve yarın da unutmayacağı, hatırladıkça utanç duyacağı günlerden bir gün olacaktır. Sahi ne olmuştu o gün?

30 Mart 1972 tarihinde, 68’li yılların devrimci gençlik liderlerinden Mahir Çayan, Sinan Kazım Özüdoğru, Cihan Alptekin, Ömer Ayna, Sabahattin Kurt, Nihat Yılmaz, Hüdai Arıkan, Ahmet Atasoy ve Ertan Saruhan Tokat’ın Niksar ilçesine bağlı Kızıldere köyünde katledildiler.

Kızıldere olan köyünün adı, 1984-1989 yıllarında bölgede görev yapan, Vali Recep Yazıcıoğlu tarafından “Ataköy” olarak değiştirilmiştir.

Yaşanan bu olay, onlarca ağıt, türkü ve şiirle günümüze taşınmıştır. Bunların içinde en çok bilinen, Selda Bağcan’dan Grup Yorum’a, Grup Kızılırmak’tan İlkay Akkaya’ya birçok ismin seslendirdiği ve sözleri şarkıcı Yavuz Bingöl’ün annesi Aşık Sinem Bacı’ya ait olan: “Oy dere Kızıldere / Böyle akışın nere / Bizde hâl mi bıraktın / Sana can vere vere…” parçasıdır.

Kazım Özüdoğru, 3 Mart 1949’da Sivas’ın Şarkışla ilçesinde, Gülören (eski adı Peyik) isimli dağ köyünde dünyaya gelmiştir. Kazım, 1,5 yaşında iken ölümle karşı karşıya gelmiştir. Köy evlerinde oynarken ateş içindeki tandıra düşmüştür. Bu olay sonrası durumu kötüleşmiş ve tesadüfen köyde bulunan bir sağlık memuru tarafından kurtarılmıştır. Yaşanan bu kötü olay sonrasında kolunda, kulağında ve yanağında yanık izleri kalmıştır.

Kazım Özüdoğru’nun iki ağabeyi vardır. Annesini 9 yaşındayken kaybetmiştir. Babası 1965 – 1983 yılları arasında TRT’de çalışmış ve emekli olmuştur.

Kazım, ilkokula doğduğu köyde başlamış ve başka bir köyde bulunan ailenin yanında kalarak
bitirmiştir. Ortaokulu Sivas’ta tamamlamıştır.

Ortaokulu bitiminden kısa bir süre sonra Özüdoğru ailesi, 1961 yılının mayıs ayında Şarkışla’nın dağ köyünden başkente, Ankara’ya taşınmıştır. Köyde hali vakti yerinde olan aile, yeni yerleştikleri yerde yoksulluk yaşamaya başlamıştır.

1962-63 eğitim öğrenim yılında, ailenin okuyan tek çocuğu olarak Ankara Atatürk Lisesi’ne kaydolmuştur. Kazım lise eğitimi sırasında okulun yayımladığı gazetenin hem genel yayın yönetmeliği yapmış hem de gazetede yazı ve

(…

Bir el uzandı gerilerden
Yaklaştı
Tuttu ellerimden
Isındım
Üstünde yürüdük bataklığın
Sulara doğru
Aydınlık yüzünde yeniden yaşadım
Sabahımı
Bakışlarında duruldum
Eriyen dudaklarında kuruladım
Islak gözlerimi
Açıklarına düşürdüğüm şarapsı gölgeleri
Bir yudumunda boğdum iyiliğinin
Çözük iplerden
Bir atkı örmeliyim sana
Yepyeni rengiyle
Sevginin…) şiirler yazmıştır.

Ayrıca okulda, günümüzde yazılı ve görsel medyada tanınan Kenan Işık ve İlber Ortaylı ile tiyatro oyunları sahnelemiştir.

Ağabeyi Emin Özüdoğru, kardeşinden, “Ailemizin tek okuyanıydı“ ve “lise yıllarında Sinan ön adını kullanmaya başladı” diye bahsetmiştir.

Liseyi bitiren Sinan Kazım, 1967-68 döneminde Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girmiş ve bir yıl sonra, 1961 yılında dönemin Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına bağlı olarak açılan Sosyal Hizmetler Akademisi’ne geçiş yapıp üniversite eğitimine burada devam etmiştir. Hukuk öğrenciliğini bırakıp sosyal hizmet öğrencisi olmuştur.

O dönem öğrencilerinin politik eğilimi ve siyasal mücadeleye katılımlarının yüksekliği nedeniyle Sosyal Hizmetler Akademisi “Küçük Siyasal” olarak tanınmıştır.

Sinan Kazım’ın sosyal hizmet öğrencisi olmasıyla birlikte yine aynı okulun öğrencisi, mücadele arkadaşı Rüçhan Manas’la birlikte Sosyal Hizmetler Devrimci Gençlik Derneği kurulmuştur. Türkiye Devrimci Gençlik Derneği Federasyonu’nun (Dev-Genç) 17 Ekim 1970 tarihinde yapılan Olağan Genel Kurulu’na Sosyal Hizmetler Devrimci Gençlik Derneği’ni temsilen delegelerden biri olarak katılmış ve Dev-Genç’in genel sekreteri olmuştur.

Genç Sinan Kazım, liseyi bitirip üniversiteye gitmeden önceki yaz tatilinde, İskenderun Demir Çelik Fabrikası’nın inşaatında çalışmıştır. Ortaokul yıllarından yaptığı ayakkabı boyacılığına üniversite yıllarında zaman zaman devam devam etmiştir. Ayrıca Hukuk Fakültesi öğrencisi olduğu dönemde, TRT’nin ilk yayına başladığı anlarda sunuculuk bile yapmıştır.

Ağabeyi ve bazı arkadaşlarının anlatımlarıyla kısa yaşamını derleyen Füsun Özbilgen tarafından Devrimciler Ölmez-Sinan Kazım Özüdoğru Kitabı’nda anlatılmıştır. Kitaptaki anlatıcılardan biriside Ertuğrul Kürkçü’dür. Mücadele arkadaşı ve Kızıldere Katliamı’nda tesadüf eseri kurtulan Ertuğrul Kürkçü, Sinan Kazım’ı “Duruşuyla, bakışıyla, konuşmasıyla ayırt edilebilen; serinkanlılığı ve cesaretiyle mücadele arkadaşlarına güven veren; hayatı siyasete hapsetme kısırlığına meydan okuyan, ruhunu edebiyatla, türkü ve şiirle dalgalandıran… eşi bulunmaz bir insandan söz ediyoruz” diye tanımlamıştır.

Sinan Kazım Özüdoğru, 68 kuşağının ilginç ve özel kişilerinden biridir. Çevresinde uzun boyu, yüzündeki yara, bıyık ve gülümsemesi, sevecenliği, sessiz sakin ama çalışkanlığı, mütevaziliği, paylaşımcı oluşu, gözü karalığı, bilinçli ve bilgili oluşu, aşkını açık ve kararlı yaşayışı, güzel mikrofonik sesiyle insanları etkileyen hatip özelliğiyle göz kamaştıran karizmatik bir hava yaratmıştır.

Sinan Kazım Özüdoğru’nun kısa süren hayatı yoksulluk ve mücadele içinde geçmiştir. İnsanca yaşanacak bir ülke ve dünya için mücadeleyi seçmişti.

***

Nazım Hikmet’in “Sıra Neferi” şiiri, sosyal hizmetin temel anlayışına uygun bir yaşam için mücadele eden, aynı zamanda meslektaşımız olmasından gurur duyduğumuz ve sosyal hizmetin öğrencisi olan Sinan Kazım Özüdoğru için yazılmış gibidir.

İnsanın insanı sömürmediği bir yaşam için mücadele edenlerden birisi olan sınıf ve sıra arkadaşımız, meslektaşımız Sinan Kazım Özüdoğru’nun öldürülmesinin üzerinden 50 yıla yakın bir zaman geçti, unutulmasın diyedir bu yazı.

Unutulmasın dememin nedeni, hiç kuşku yok ki, mesleki açıdandır. Toplumun devrimci dönüşümü için kavga verenlerin gönlünde, hayallerinde ve eylemlerinde yaşamaya devam edecektir.

***
3 Mart 1949-30 Mart 1972 arasında yaşayan Sinan Kazım Özüdoğru’nun yanı sıra bir başka sıra neferimiz, 30 Haziran 1973-2 Temmuz 1993 arasında yaşayan, sınıf ve sıra arkadaşımız, meslektaşımız Yeşim Özkan’dır. Yeşim Özkan, Sivas Madımak Katliamı’nda 35 aydınlık yüzlü insanlarla birlikte yakılmıştır.

Yaşanabilir bir ülke ve dünya için mücadele eden mesleğimizin de sıra neferleri Sinan Kazım Özüdoğru ve Yeşim Özkan’a, meslektaşları, sıra ve sınıf arkadaşları olarak hepimizin borcu vardır.

Kendi öğrencisine sahip çık(a)mayan bir akademi, meslektaşını sarıp sarmalamayan bir meslek, sıra ve sınıf arkadaşına sahiplenemeyen bir arkadaşlık konuşulmaya değer değildir.

Sinan Kazım Özüdoğru, doğumundan ölümüne geçen 23 yıllık yaşamının sonlanmasının üzerinden de yaklaşık olarak 50 yıl geçti. Yol açtı ve öncü oldu.

Doğa O’nu ve On’ları en güzel yerinde saklasın.

NOT: Bu yazı Mart 2021 tarihinde “Sosyal Hizmet Magazin” E-dergisinin 11. sayısında “Sosyal Hizmetin Sıra Neferi: Sinan Kazım Özüdoğru” adıyla yayınlanmıştır.