Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

ATATÜRK VE DONANMA – II

Bu yazımızda, Atatürk’ün Hamidiye Kruvazörü ile yaptığı seyirleri (gezileri) anlatacağız.

Millî Mücadele’den zaferle çıkan Atatürk, büyük devrimlere girişmeden önce, kendisine her zaman inanan ve destek veren milletinin Cumhuriyet’in ilanından sonra durumunu görmek, güvenini tazelemek ve düşüncelerini öğrenmek istemişti. Bu gezilere eşi Lâtife Hanım’ı da beraberinde götürmüştü.

Atatürk, yurt gezisine Dumlupınar’dan başlamış; Bursa, Trabzon, Rize, Giresun, Ordu, Samsun, Amasya, Tokat, Sivas, Erzincan, Erzurum, Sarıkamış, Kars, Kayseri, Yozgat ve son olarak Kırşehir’i ziyaret etmiştir.

Atatürk’ün Denizle Buluşması

Atatürk’ün bu gezilerinin bir kısmını deniz yoluyla yapmasının nedeni yalnızca kara ulaşımının yetersizliği değildi. Diğer amacı, Millî Mücadele yıllarında kısıtlı imkânlarla denizden destek sağlayan denizcileri yakından tanımak, onların sorunlarını yetkili ağızlardan dinlemek ve bizzat gözlemlemekti.

Ulusun kurtarıcısı, devletin kurucusu Cumhurbaşkanı’nın Hamidiye Kruvazörü ile yaptığı bu gezi, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkenin Deniz Kuvvetleri’nin tanıtımı açısından Cumhuriyet dönemi denizcileri için onurlu bir görev olmuştur.

Osmanlı’nın son dönemlerinde bahriyede bazı yenileşme çabaları görülse de süreklilik sağlanamamış, donanma zamanla çürümeye terk edilmiştir. Atatürk ise deniz gücünün önemini kavramış; denizden gelecek saldırılara karşı savunmasız kalmanın mümkün olamayacağını her fırsatta vurgulamıştır.

Atatürk’e göre donanma, kara ordusuna yardımcı bir kuvvet değil; kara kuvvetlerinin harekâtını destekleyecek asli güçtü.

Cumhuriyet Döneminde Donanmanın Durumu

Cumhuriyet ilan edildiğinde donanma sayı bakımından fazla, ancak hurda durumda ve personel yetersizliği içindeydi. Atatürk, dışarıdan satın alınan gemilerle güçlü bir donanma kurulamayacağının farkındaydı.

Hamidiye seyahatinde denizcilerle yaptığı sohbetlerde onların görüşlerini öğrenmiş, kararlarını bu gözlemler üzerine şekillendirmiştir.

Mareşal Fevzi Çakmak da Lozan Antlaşması sonrasında Türkiye’nin savunmasının ikiye bölündüğünü belirterek, donanmanın bu açığı kapatabilecek bir kuvvet olması gerektiğini; bunun için büyük gemiler değil, denizaltı ve hücumbotların yeterli olacağını ifade etmişti.

Hamidiye Seyahatinin Başlangıcı

Cumhuriyet’in ilanından sonra denizlerde dolaşabilen tek gemi Hamidiye Kruvazörü idi. Sultan II. Abdülhamit’in 1896 yılında ısmarladığı üç kruvazörden biriydi.

6 Eylül 1924’te Hamidiye’ye gelen bir emirle geminin ikmalini tamamlayıp Cumhurbaşkanı’nı Mudanya’dan alarak Karadeniz’e açılması bildirildi. 8 Eylül sabahı İstanbul’dan hareket eden Hamidiye, gün ağarırken Mudanya’ya demirledi.

11 Eylül’de Bursa’nın kurtuluş törenlerinin ardından Atatürk ve beraberindekiler Mudanya’ya geldi. Aynı akşam 20.00 sularında Hamidiye’ye bindiler.

Cumhurbaşkanı gemiye yerleştiğinde alınan güvenlik tedbirlerinin personeli rahatsız ettiğini öğrenince, Muhafız Kıta Komutanı’nı sert bir dille uyararak “böyle bir düzenin alınmasını” yasakladı.

12 Eylül sabahı Hamidiye Mudanya’dan ayrıldı. İstanbul’a geldiğinde Selimiye Kışlası’ndan 21 pare top atışıyla selamlandı. Boğaz boyunca halk büyük sevgi gösterilerinde bulundu.

Eleştiriler ve Yanıtlar

Ancak o dönemde de Atatürk’ten hoşlanmayanlar vardı. Hamidiye’nin İstanbul’dan geçişi sırasında Atatürk’ün halkı yeterince selamlamadığı yönünde kin dolu eleştiriler yapıldı. Bunların başını Ali Haydar Mithat Bey ve Dr. Hüseyin Suat Bey çekiyordu.

Atatürk bu eleştirilere iki telgrafla yanıt verdi. Ali Haydar Mithat Bey daha sonra bu davranışını “demokrasi gereği” olarak savundu.
Bugün aynı eleştiriyi bir Cumhurbaşkanına yapmanın bedelini tahmin etmek zor olmasa gerek.

Karadeniz Seyahati

Hamidiye, Trabzon’a ilerlerken yanında Peyk-i Şevket Kruvazörü de bulunuyordu.
Atatürk, deniz subayları ve milletvekilleriyle yaptığı sohbetlerde bahriyenin durumunu tartıştı.

Bazı milletvekilleri, donanmanın gereksiz olduğunu ima edince, Atatürk daha sonra 1 Kasım 1924’te Meclis açılışında şu uyarıyı yaptı:

“Bahriyemizi kapsamlı ve ciddi bir şekilde ıslah etmek düşünülmelidir.
Bu maksatla, kalifiye personel yetiştirip, memleketin gücü oranında bağımsız kalmak esas olmalıdır.”

Medrese Olayı

Hamidiye 15 Eylül’de Trabzon’a ulaştı. Ardından Rize’ye geçti.
Rize’de Atatürk’e, iki müftü tarafından “medreselerin yeniden açılması” yönünde bir dilekçe verildi.

Oplus_16908288

Atatürk’ün tepkisi sert oldu:

“Demek okul istemiyorsunuz da medrese istiyorsunuz!
Oysa bu millet okul istiyor.
Medreseler asla açılmayacaktır, millete okul lâzım.”

Yukarıdaki fotoğrafta ve benzeri birçok yayında kara propoganda olarak defalarca kullanılan alçakça bir yalanı da burada bir kez daha lanetleyelim. Olayın aslı aynen anlattığım gibidir. Atatürk fıtratında gömülü olan insani değerleri sebebi ile savaşı bile cinayet kabul eden bir insandır. Sadece cahil densizlerin haddini bildirmiş, ve keyfi kaçmıştır. Bu gün benzer bir söylemi yapabilmek ve elden Cumhurbaşkanına dilekçe verebilmek mümkün olmadığı gibi, teşebbüs edenlerin silivriye hapsedilmesi mümkündür.

Bugün bırakın Cumhurbaşkanına dilekçe vermeyi, masum bir eleştiri bile insanların mahkûm edilmesine yetmektedir.

Gençliğe Güven

Giresun’da gençlerin sevgi gösterileri karşısında Atatürk şu sözleri söyledi:

“Bu memleketin gençliği hakkımda pek büyük teveccüh gösterdi.
Bu kadar layık olduğumu bilmiyordum.
Bu memleketi berbat edenler çoktan ölmüştür.
Bizim kanımız akmadıkça geri dönmeyeceklerdir.”

Hamidiye’nin Hatırası

19 Eylül 1924’te Ordu’ya varan Hamidiye’de akşam yemeğinde Atatürk subaylara hitaben şöyle dedi:

“Bu seyahatimde Donanmamızı, zabitlerini tanıdım.
Gördüğüm disiplin ve intizam bana müstakbel Cumhuriyet Donanması adına büyük ümitler vermiştir.
Donanmanın teşekkülüne yakından yardım edeceğim.”

Atatürk, Hamidiye’nin hatıra defterine şu notu yazdı:

“Beş yıldır özlemini çektiğim deniz hayatını yaşatan Hamidiye gemisidir.
Gemi subaylarının gelişimi, Türkiye’nin deniz güvenliği için büyük önem taşımaktadır.”

Latife Hanım da deftere şunları yazmıştır:

“Hamidiye’nin genç ve idealist subaylarıyla yaptığımız seyahat, unutulmaz bir hatıra olarak kalacaktır.”

Seyahatin Sonu

20 Eylül 1924 sabahı Samsun’a ulaşan Hamidiye’de törenle veda yapıldı.
24 Eylül’de Cumhurbaşkanı ve maiyeti Samsun’dan ayrılırken, Hamidiye personeli sahile çıkarak onları uğurladı.
26 Eylül 1924’te gemi İstanbul’a döndü ve Dolmabahçe önüne demirledi.

Devam edecek…