Haberi dinleyebilirisiniz!

“TEYZE” “AMCA” DİYEN TOPLUMUN MUTLULUĞU

Daha önceki yazılarımda, yurt dışında olduğumu bahsetmiştim. Bulunduğum semtte, yollar düzgün, yürüyüş için çok müsait. Bunu fırsat bilerek yola çıktım; ara sokaktayım, arkamdan bir ses. “Melahat Teyzeeee!” Birdenbire algılayamadım, gayri ihtiyari arkama baktım kimse yok. Önüme baktım ki kızımın ve damadımın ortak arkadaşlarının oğlu Deniz, koşarak yanıma geliyor, arkasından da annesi yetişmeye çalışıyor. Bu olay, bu yazıyı kaleme taşımama neden oldu.Buyurun, bu olay, bana neler düşündürmüş, onu görelim hep birlikte.
Örneğin, yurdumun sokaklarında mı geziniyorum; günün yorgunluğu omuzlarımıza çökerken, otobüs durağında bir ses duyarız:
“Amca burası Fatih durağı mı?”
Bir bakarız, soran kişi genç bir delikanlı. Kime soruyor? Tanımadığı, daha önce hiç karşılaşmadığı birine. Ama “Beyefendi” demez, “Amca” der. Çünkü benim topraklarda insanlar birbirini tanımadan sever. Hitaplarımızda samimiyet vardır, yakınlık vardır, güven vardır.
Bu yazıda mutlu olmanın yollarını uzaklarda değil, yanı başımızda arayacağız. Çünkü biz; birbirini “kızım, oğlum, teyzem, amcam” diye seven, sokakta bir çocuğun başını okşayan, yaşlı birinin poşetini taşıyan bir toplumuz. Ve bu güzelliklerin farkına vardığımızda, içimize bir sıcaklık yayılır.

Çocukken sokakta top oynarken düştüğümüzde, koşan biri illa annemiz, babamız değildi. Komşu Faik, Necat, Remzi, Yusuf, Rıza, Celal amcalar çıkagelirler durum kontrolü yaparlardı. Ardından elinde kolonyalıyla Nuriye, Rüveyda, Ayşe teyzeler gelir, dizimize kolonya sürerlerdi.Biz bu güvenin içinde büyüdük.
Bugün hâlâ mahalle bakkalında “Kızım,oğlum, ekmekler taze geldi, bunlar senin için, bundan al.” diyen biri varsa, mutlu olmak için büyük nedenimiz var demektir. Çünkü hâlâ “biz” kalabilmişiz demektir.
Batıda biri size “Madam” veya “Sir” diyebilir; gerçi bu hitaplar, batıda da kalmadı, “(excuse me” “Afedersiniz”) diye başlarlar.
Kibar ama mesafelidir.
Bizde biri size “Teyze” ya da “Yavrum” diyorsa, aradaki mesafeyi kaldırmıştır. Bu hitaplar, birer sevgi elçisidir.
Tanımadığımız birinin yüzünde tebessüm uyandıracak kadar güzel kelimelerdir.
“Yavrum çantan açık kalmış.”
“Kızım şu telefonunu düşüreceksin.”
“Yavrum, çocuğunun battaniyesi yana kaymış, üşüteceksin!”
Bu seslenişlerin içinde hem uyarı hem sevgi hem sahiplenme vardır. Bu; toplumsal huzurun, dayanışmanın, “biz” olmanın dilidir.

Bazen dünya hızla değişirken biz de uzaklaşıyoruz bu sıcaklıktan. Teknoloji, bireysellik, yalnızlıklar… Oysa mutluluğu yeniden bulmak için eski değerlerimize bakmamız yeterli.
Komşunun kapısını çalıp “Mis gibi kek yaptım, sıcak sıcak getirdim” diyebiliyorsak, hayat hâlâ güzeldir.
Parkta oynayan çocuğu izleyip “Maşallah” diyebiliyorsak, kalbimiz hâlâ sıcaktır.

Elbette toplum olarak sorunlarımız var. Ama sadece sorunlara odaklanmak, elimizdeki güzellikleri unutturur.
Bir minibüste yaşlıya yer veriliyorsa,
Çatkapı gelen komşuya, çay ikramı hâlâ sürüyorsa, “Ev yapımı reçel de var, dur sen gitme” deniyorsa…
Bu toplumun kalbi atıyor demektir.
Bugün biraz sana “kızım” diyecek bir teyze, “amca” diyecek bir çocukla karşılaşırsan, o anın kıymetini bilmek gerekir.Çünkü bu hitaplar, seni yalnız bırakmayan kültürünün armağanı.
Ve ne zaman içini hüzün kaplasa, kendine şunu hatırlat lütfen:
Ben, insanı insan sayan, herkese yer açan bir toplumun kültüründen geliyorum.
Mutluluğum, insanımda gizli.
Ne mutlu ki seninle, “biz” olmayı bilen bir toplumun bir parçasıyım.
Saygılarımla.
Melahat Erten Tekeşin