Haberi dinleyebilirisiniz!

Solun Bataklıktan Çıkışı: TKP Gerçeği

Ankara’da bizzat tanıklık ettiğim TKP etkinliği, Türkiye solunun yıllardır kaybettiği pusulayı yeniden bulabileceğini gösterdi. Kemal Okuyan’ın konuşması, orta yolculuğa mahkûm edilmiş siyasete açık bir itirazdı. Kuşadası’nda ise çözümün artık başka bir adreste arandığı çok net görülüyor.


Türkiye solunun içine sürüklendiği tabloyu yalnızca iktidarın baskılarıyla açıklamak, gerçeğin yarısını görmektir. Asıl sorun; solun bir bölümünün sınıfsal hattını terk ederek, halktan kopuk, dış referanslı ve kimlik merkezli siyaset bataklığına saplanmış olmasıdır. Bu bataklık, sol adına konuşan ama ülkenin gerçek sorunlarına dokunamayan bir siyaseti büyütmüştür.

Ankara’da katıldığım Türkiye Komünist Partisi etkinliği, bu savrulmaya karşı yükselen en net ve en cesur çıkışlardan biriydi. O salon yalnızca dolu değildi; bilinçliydi, kararlıydı ve en önemlisi iktidar iddiası taşıyordu. Uzun zamandır ilk kez bir sol siyasal hatta, “biz buradayız” diyen bir özgüven hâkimdi.
TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan’ın konuşması ise, bugünün güdümlü siyaset ortamında istisnai bir yerde duruyordu. Ne herkesi memnun etmeye çalışan yuvarlak cümleler kurdu ne de sahte birlik çağrıları yaptı. Benzer gibi görünen ama temel ilkelerde ayrışan siyasal anlayışlarla neden bir araya gelinemeyeceğini açık, net ve cesur bir dille anlattı. Türkiye’de uzun süredir özlenen şey tam da buydu: İlkesini saklamayan, uzlaşmayı değil doğruları merkeze alan bir siyaset dili.

Seçmen olarak artık hepimizin şapkayı önüne koyması gereken bir dönemin içindeyiz. Takım tutar gibi parti tutma alışkanlığı, bu ülkeye yalnızca zaman kaybettirdi. Oy verdiğimiz partinin ya da adayın; ekonomide, belediyecilikte, kamuculukta, emekten yana siyasette ne söylediğini ve ne yapacağını sorgulamak zorundayız. TKP’nin farkı tam da burada ortaya çıkıyor. Süslenmiş vaatler değil, açık bir yön tarif ediyor.
Ankara’daki etkinlikten çıkan tablo son derece açıktı: Solda iktidara aday olabilecek bir parti daha vardır ve bu parti adını yüksek sesle söylemektedir. TKP, tabandan başlayacak bir örgütlenme hamlesiyle yalnızca yerel yönetimleri değil, ülke siyasetini hedeflediğini gizlemiyor. Bu bir temenni değil; örgütlü bir siyasal iradedir.

Bu tabloyu Kuşadası’na çevirdiğimizde ise manzara daha da çarpıcı hale geliyor. CHP İlçe örgütü ve belediye pratiği, artık seçmen açısından bir “mecburiyet” bile olmaktan çıkmıştır. CHP’nin en temel ilkelerinden biri olan devletçilik, Kuşadası’nda verilen ihalelerle, satılan belediye mülkleriyle ve Sayıştay raporlarına yansıyan kötü yönetim pratikleriyle yalnızca zedelenmemiş, adeta paramparça edilmiştir.

Sahadaki gerçek şudur: CHP’nin yarattığı yönetim boşluğu, TKP’ye alan açmaktadır. Çözüm arayışı artık başka bir noktaya yönelmiştir. Eski bir CHP’li olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim; ilkeli, kararlı ve halkla temas eden bir çalışmayla Kuşadası’nda TKP adayının belediyeyi zorlaması değil, alması dahi gerçekçi bir ihtimal haline gelmiştir.

Yerel siyaseti kuşatan oligark ilişkiler, halkın sabrını taşırmıştır. TKP ise bu düzene karşı pazarlık dili kullanmadan, eğilip bükülmeden siyaset yapmaktadır. Bu yüzden büyümekte, bu yüzden güçlenmektedir.
Pazar günü Ankara’da tanıklık ettiğim TKP etkinliği bana şunu açıkça göstermiştir: Türkiye’de sol yeniden kendisi olma eşiğindedir. Bu eşikte duran siyasal iradenin adı bugün Türkiye Komünist Partisi’dir. Gençlere umut olan, toplumsal uyanışı dalga dalga büyüten bu hattın, önümüzdeki dönemde çok daha fazla konuşulacağı kesindir.

Var olun arkadaşlar.
Bu ülkede hâlâ onurlu, ilkeli ve bağımsız siyaset yapılabileceğini hatırlattığınız için.
Ekrem Örsoğlu