Haberi dinleyebilirisiniz!

Chp’nin sürüklenmek istendiği kaos…

Bir sürüsü “tatavanın” arasında düşünülemeyenler..

Chp’nin Kurultayının Dava süreci ile ilgili kuralları şunu görüyoruz;
Birlikte gibi değerlendiriliyor olsa da ayrı ayrı yürüyen üç farklı süreç var;
Birisi İstanbul Kongresi üzerinden devam eden soruşturma…
Bursa’daki ikinci başvurunun ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına aktarılan 2023 Kasım’ındaki Büyük Kurultay ile ilgili soruşturma…
Üçüncüsü de Lütfü Savaş ve arkadaşlarının Ankara 31. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne yaptıkları başvuru kapsamındaki süreç…Ve bu davaların birleştirilmesiyle Hakim tarafından dosyaya Mutlak Butlan (Mutlak Yokluk) hükmü eklenmiştir.Burada iki görüş var.

Birinci görüş ;

YSK gözetiminde, denetiminde yapılan bir seçimdir, İtiraz süresi 48 saat ile sınırlıdır, bu süre geçmiştir, ayrıca,
Seçimlerde yetkili ve kararları hiçbir mahkemeye taşınamayan, kesin, net olan YSK tarafından ilan edilmişse hiçbir mahkemenin “Mutlak butlan” yani Yokluk kararı verilemez.
İkinci görüş;
Süre sınırı YSK açısından işler, ancak Asliye Hukuk Mahkemesi açısından bunu söylemek olası değil.
Sebep olarak da ; Siyasi Partiler yasasının, kendinde hüküm olmaması durumunda başvurulacağına işaret ettiği Dernekler yasası ile Türk Medeni Kanunu…
Her ne kadar Siyasi Partiler Kanunu (21) tutanaklara iki gün, Medeni Kanun (83) da bir ile üç ay içinde itiraz edilmesi düzenlemiş olsa da son fıkralarında önemli bir hüküm yer alıyor:“Genel kurul kararlarının yok veya mutlak butlanla hükümsüz sayıldığı saklı koşullardır…”
Yani, dernekler kanunu kullanılarak İptal iptal edilebilir.,

Tabi artık Hukuk, Adalet diye bir derdi, tasası olmayan İktidar cephesi eğer böyle bir kararı vermişlerse illa bir dayanak üretecek, bunun için Meralar kanununu bile kullanırlar, ondan şüphemiz yok. Konu, Akp’nin bu riske dahası bu çılgınlığı yapıp yapamıyacağı.

Diğer dava İstanbul İl kongresinin iptali davasıdır. İşte burada Süre sınırı söz konusu değildir.

Çünkü “iptal davalarından farklı olarak; kamu düzenine, hukuk emredici kurullarına, genel ahlaka aykırı olan ya da konusu imkansız olan genel kurul kararlarının hükümsüz olması, bu şekilde bu kararlara karşı iptal edilmesi değil, kararın hükümsüzlüğünün görülmesi için dava açılabileceğine” kanunun imkanı sağlanması…

Burada önemli bir diğer nokta,

İptal davasından farklı olarak “kararın hükümsüz sayılması durumunda” hukuki açıdan faydası olan herkesin, süreye bağlı olmaksızın dava açma hakkına sahip olması…
İstanbul Kongresi’nin iptal edilmesi halinde, 196 delegenin oyları da geçersiz sayılacak. Kurultay’da yarışan Özgür Özel ile Kemal Kılıçdaroğlu arasında ilk turda 18 oy fark vardı; bu sayının seçime etkisine vurgu yapılıyor.
Ancak CHP doğru bulmuyor ve haklı olarak asıl sonucun ikinci tur oylamada alındığını, bu oylamada farkın 300’ü aştığını, 196’dan büyük olduğu için iptal gerekçesinin yapılamayacağını ileri sürüyor…
Ben bu seçeneği kullanarak Kongreyi iptal edip, Kılıçdar yönetimini “Mağdur” sıfatıyla Chp’nin başına getirecekler diye düşünüyorum.
Ardında bu yönetim 45 Gün içinde Kurultaya gitmek zorunda, Kılıçdar ve ekibi 45 gün içinde delege üzerinde nasıl bir etki bırakır, nasıl ikna eder bilemeyiz, ama tekrar kendisini seçtirmeyi dener diye düşünüyorum.
Tabi Ö. ÖZEL’in son kurultayda ezici, adeta Oybirliği ile seçilmesi (Başka adayın olmamasını da hesaplamak gerekir) ve Halkın gözünde parlaması vs. nasıl bir sonuç verir bilemeyiz.
Eğer bir şekilde Kılıçdar ve ekibi bu Kurultaydan seçilerek çıkarsa,(Çok az bir ihtimaldir)
Partinin bölünmesi, hatta birden fazla parçaya bölünme durumu söz konusu olur.
Çoğu “Durduğu yerden memnun olmayan” Meclisteki diğer muhalefet partileri de bu bölünmelerden etkilenir hali ile, Ki bu Akp’nin tam da istediği gibi olur,
Çünkü “Oyunu arttıramıyorsan karşı cepheyi dağıt” stratejisidir bu, Akp de zaten buna oynuyor.
Yok diğer seçenek Ö.ÖZEL seçilerek yenide devam eder, bu bugün ki durumla devam anlamına gelir, tabii Kılıçdar ve ekibindeki umutsuzluk onlarda bir ayrılma, ayrışma geliştirebilir, Çünkü daha bugünden taraflar birbirlerini “Hain, İhanet içinde, sahtekarlar” gibi aklın ötesinde suçlamalarla itham ediyorlar. Artık “Birlik, Beraberlik” kavramının çoook gerisine koşuyorlar, zor iş.!
Tüm çabalardan anladığımız Akp cephesi, İmamoğlu’nu C. Başkanı aday olarak görmek istemiyor, bunun içinde elinden gelen ardına koymayacaklarına eminiz.
Kılıçdar ve ekibi ayrışmaya mahal vermeyecek başka bir öneriyle gelirler;
E. İmamoğlu’nu CHP Genel Başkanı aday olarak gösterirler. Bu yolla olası kopmaları öteler, Partide herhangi bir dağılma, kopma yaşanmaz, vs.
Yine de İmamoğlu’nun Cezaevinden çıkışını kolaylaştırır, çok kısa sürede içeriden çıkar, tutuksuz yargılanmaya devam eder, (C. Başkanı adayı olmadığı için Diktanın hedefinden nispeten de olsa çıkar)
Çünkü, 100 Bin İmza ile isteyen herkesin aday olabildiği bir makama talip birisini içeride tutmakla, Milyonlarca Oy almış bir Partinin Genel Başkanını içeride tutmak aynı şey değildir, Akp Diktasının dahi göğüsleyebileceği bir durum değildir. Bu
Ayrıca, sırf bunun üzerinden devam eden bu davalar sürecinin anlamı kalmaz. İktidar bu davaları sürdürmez, sürdürmenin pratikte kendilerinin yararları yerine zarar getirdiğinin de bilinmesi gerekir, hedef yok edilmişse, gereksiz bedeli neden ödesinler ki?
Görüleceği gibi, Chp’nin bu kumpastan çıkmasıyla yetinmediği gibi, bunu tersine çevirebilecekleri, kazançlı bir durum olur bu…
Peki, C. Başkanı Adayı kim olacak” sorusu orta yerdedir. Eh, erken seçimin olmayacağına göre olsa, olsa RTE’yi Anayasa engelinden yırtılmaya yönelik “Seçimlerin öne alınması” gibi, zamanından 2-3 ay önceye alınmasıyla yetinilecektir, o zaman daha epeyi bir süre mevcut olduğu ortadadır..
Seçim sürecine girildiğinde davalardan kurtulan İmamoğlu neden olmasın?
Yok, olmazsa, Mansur YAVAŞ devreye girer, işi alır, götürür.
Peki, Kılıçdar ve ekibi bunu yapar mı ??
Sorun burada işte.. Bence yapmaz, Ya sizce ??!?!