Haberi dinleyebilirisiniz!

Doom Spending sendromu, Buhran zamanı;

Bu kez de Hacı Bilal’e anlatır gibi anlatmayı deneyelim..

Ülkenin fiilen battığını bir şekilde anlatamadığımız “tuhaf kesim” için farklı bir yöntem deneyelim..
“Türkiye fiilen batmıştır” dediğimizde sanki çok absürt, imkansız, hatta saçma bir laf etmişiz gibi düşünenlerin olduğu gibi, sıkıntıları fark etseler de, ironi yaptığımızı veya abarttığımızı düşünenler de var…

Tabi bu kesimin çoğu bir Ülkenin ekonomik açıdan , özellikle “Ekonomi” denilince sadece Para gelen ve Ülke ile ilgili bilimsel verilerle ortaya konulmuş rakamlara, belgelere, reel ekonominin, finans veya piyasaların durumundan habersiz, hiçbir şey bilmeyen ama her konuda fikirleri olan bir kitle bunlar..

Yine bu kitle bir Ülkelerin Ekonomik açıdan batmasını aynen bir Geminin denizde batması gibi düşünürler, kısa sürede bir ucundan çakılıp, tamamen dibi boylaması ve nihayet görünmez olmasıdır onlar için batmak..

Şimdi bu batmanın ekonomik verilerle ıspatlamaya çalışmayacağız, Ülkenin Tarımından, Hayvancılığna, Sanayisinden , Ticaretine, Turizmine kadar nasıl sıkıntıda olduğu, örneğin sadece son 6 ayda 1700 Tekstilcinin Ülkemizde artık Üretim yapmanın şartları kalmadığından Yurt dışına gitmek zorunda kaldığı, kalanların da arayış içinde olduğu,
Koca, koca Şirketlerin, Dev işletmelerin nasıl kapandıklarını, küçüldüklerini, Yabancı ortaklı veya direk yabancılara ait yatırımların nasıl Ülkeyi terk ettiklerini, “Türkiye’ye yatırım yapacak” diye sevindikleri yabancıların da vazgeçtiğini, gelmediklerini, böyle bir istek, arzularının olmadığını, Yatırımlarını farklı Ülkelere kaydırdıklarını da anlatmayacağım, çünkü biraz okuyan, takip eden her gün “Şerefli” Gazetelerde, Haberlerde bunların onlarca örneğini görüyor “Dev işletme battı” veya “Asırlık Sanayici battı” türünden..

Uzun yıllardır Yüksek enflasyonla ( Yüksek ateş) bir Ülkenin yaşayamayacağını, eninde, sonunda “Entübe” olacağını bilmek gerekir. “Üretim Ekonomisi” yerine “Borç-Beton-Faiz- Rant Ekonomisi”ne geçince başka bir şey de olmayacağını bilmek gerekirdi tabi.

Yine bu yaşadığımızın, ve ne yazıkki çok daha ağır şekilde yaşayacağımızın bir “Kriz” olmadığını, Bunun tam anlamıyla etkisi on yıllar boyu sürecek bir “Buhran” olduğunu defalarca yazdık, söyledik, dahası bu derin Buhranın bugün İktidarı değiştirip, en iyi, en başarılı, en dürüst , tamamen teknogratlarda oluşan bir kabineye teslim etsek dahi, yine on yıllar boyu sürecektir, bütün temellerini dinamitleyip, raylarını paramparça ettikleri Ekonomiyi tekrar rayına oturtmak..

Yapısal değişiklikler, en önemlisi Anayasa, Hukuk devleti olması, bunun kesintisiz ve yönetimlere göre değişmeyecek biçimde işlemesi sağlanmadıkça, içleri boşaltılarak tamamen çökertilen bütün kurumların da buna göre yeniden dizayn edilmesi, yani aslında bu saçma, sapan “Keyfi Başkanlık” Rejiminin tamamen değişesi, Devletin de tüm kurumlarıyla bu değişikliğe göre yapılandırılması gerekir, bu da öyle 1-2 yılda yapılabilecek iş değildir.. 25 Yılda en temelinden yıkılanları 3-5 yılda yeniden yapmak kolay değildir..

Güveni tesis etmeniz bile bir süreç gerektirir.
Çünkü bugün Devlet denilen ve en “Güvenilir” olması gereken Adalet kurumuna güven sıfırlanmıştır, “Hani Devlet, Adaleti, Hukuku varsa Devlettir, yoksa Devletten söz edilemez” diyoruzya, yani aslında Devleti yok etmişler bir bakıma..
Çok acı bir Örnek…
Koca “Devlet” yani İktidar, ( Çünkü bugün Devlet, İktidarla özdeşleşmiştir, Parti Devletidir Ülke)
Ülke için çoook ama çok büyük bir Müjde verileceğini açıklamış, İktidar medyası günlerce “Gel, gel” yaptılar, adam topladılar, Ve aslında da ciddi , önemli, Devletler tarihinde 50-100 yılda bir olabilecek bir konu vardı ortada, “Terör örgütü Silah bıraktı” diye “Bayram havası” yaratıldı, Ateş kazanlarında Keleş Kebabı Şovlar yapıldı, vs. vs…
Peki, ne beklerdiniz ? Ekonomik açından ne olması lazımdı ??
Dolar karşısında TL değer kazanmalıydı, yani Devlete, Ekonomisine güven gelmeli, Dolar düşmeliydi..
Ne oldu ?? Dolar daha da arttı… Neden ? Kimse güvenmiyor da ondan..
Borsa hareketlenmeliydi, Hisse fiyatları tavan yapmalıydı, ne oldu ?? Artmadığı gibi düştü..
Neden ? Zerre güve yok çünkü..
Hani “Akp artık ağzıyla kuş tutsa bu Ekonomiyi, Ülkeyi düzeltemez” diyoruzya, aynen öyle işte..

Şimdi,
Yukarıda bahsini yaptığımız tuhaf kitle hep “Kafeler dolu, Marketler dolu, Yollar araba dolu, Lüks araçlar yollarda zebil gibi” diyorya,, Haklılar aslında..
Anlayamadıkları bunların böylesine Buhran sürecinde aslında normal, “Tam da beklendiği gibi” davranışlar olduğudur..

Nasıl mı?

İki kesim var artık,

Orta kesimin giderek yok olduğunu biliyoruz malum..
İlki, Ülkede İktidar kanalıyla zenginleştirilmiş, artık parayı harcayacak yer bulamayan, artık en lüksün de lüksünü, en pahalısını arayan, genelde “Sonradan görme” olmalarından, bu zenginliklerini de sergilemekten zevk alan, bunu kendi başarıları sayıp daha önceleri vasıfsızlıktan ulaşamadıkları zenginliğe ulaşınca, başkalarından, toplumdan hınç alma duygusuyla bunu gözümüze sokan “Ak” kesim var…
Hani şu Çevremizde yapılan, hep “Kim alıyor lan bunları” diyerek baktığımız, yeni, yeni sitelerde 20-30 Milyonlara, hem de 5’er, 10’ar Villaları alanlar, 5-10 Milyonluk araçlarla gezenler gibi..

Diğer kesim de
“Doom Spending sendromu”nu yaşayan, genelde “Beyaz yakalılar” dediğimiz kesim..
(Doom Spending sendromu, bireylerde olumsuz ekonomik koşullar, kişisel/toplumsal olumsuz yaşam olaylarının tetiklediği aşırı harcama yapma davranışını ifade eder. Bu durum, özellikle belirsiz ve stresli zamanlarda ortaya çıkar ve genellikle bireylerin ruh halindeki olumsuz değişikliklerle ilişkilendirilir. Ekonomik belirsizlik dönemlerinde bireyler, uzmanların görüşüne göre, “bir konuda kontrolün kendinde olması gereksinimi ya da o an için mutlu hissetmek amacıyla” aşırı harcamalara yönelirler.)

Nispeten orta düzeyde maaş alan bir kesim bunlar.. Genç nüfus.. Bunlar, mevcut gelirleriyle, istediklerine asla kavuşamayacaklarını, örneğin asla istedikleri o Havuzlu Villayı, Audi A8’i alamayacaklarını, hatta maaşlarının nispeten yüksek olmasına rağmen bu maaşla evlenemeyecek, ev kuramayacak, iş garantileri olmadığından uzun vadeli borçlanamayacak kesimler, işte bunlardır o kafeleri, restoranları , marketleri dolduranlar.. Hani şu sürekli, mekan , mekan gezip, oradan günlük paylaşımlar yapan ve hep “Anı Yaşa” imgesiyle paylaşan, aslında Ülkeye ve kendisiyle birlikte onun geleceğine dair umutlarını çoktan yitirmiş, fırsat bulsa Ülkeyi hemen terk edecek kesim bunlar..
Çok da Politize değillerdir, durumun değişmesi için mücadele etme gereği duymaz, geleceğinden yiyen, anlık konforlarında asla vazgeçmezler bunlar.. Kredi çekip veya Kredi kartına borçlanıp yine de bu alışkanlıklarını sürdüren kesim… “Anı yaşacılar” da denilir bunlara, çünkü Yarınlara ait bir tasarımları, düşünce üretmeleri, “Daha iyisi” için mücadele etme kültürü yoktur pek.. Ne pahasına olursa olsun, “Gösteriş” statü için gereklidir bunlar için, vs vs.

İşte “Barlar, Kafeler, Marketler dolu, Yollar Lüks araçlarla dolu” dediğimiz kesim bunlardan ibarettir, toplasanız Ülkenin %20’sini aşmaz bu her iki kesim..
Ve bizim zır cahillere “Kriz yok, Ekonomi çok iyi, her yer, Oteller, Kafeler, Marketler ful dolu” dedirten kesim de bunlardır…
Oysa geride %80’lik Tüik rakamlarlıyla bile açlık ve yoksulluk sınırı altında yaşayan Halk yığınları var..

Tabi, her ne kadar bunların yaşamına bakıp, yarattıkları Sanal İllüzyon gözlerini kör etse de bizim “Güruh” bu buhranı eninde, sonunda “Yandım anam” diye fark edecektir elbet.
Güruhun birikiminin onu daha ne kadar götüreceğine, Beyin fonksiyonlarının bu yanılgıyı ne zaman fark edeceğine bağlı olarak illa gerçeği fark edecek, o da “Ulan batmış hakkatten de biz uyumuşuz” diyecektir..

Gerçekler İki şekilde fark ederiz,

Ya aklı, bilimi kullanıp, okuyarak, araştırarak keşfederiz, ya da önlemini alıp sağlam bina yapmadığımızdan dolayı ufacık bir sarsıntıda bile altında kalarak, yani gerçekler suratlarımızda patlayarak öğreniriz..
Önemli olan önceden bunu fark edip, ödenecek bedelleri asgariye indirmek, “Göçük” altında kalmadan önlemleri almaktır elbet….
Bireyler böyle zamanlarda için yapılabilecek öneri şudur ;
“Zorunlu değilse harcamayın, gerekli değilse tüketmeyin, kesinlikle hayati değilse borçlanmayın” deriz.
Bu öneri, sizi “rahat” yaşatmayabilir ama en azında bu “Göçük” altından sağ çıkmanızı sağlayabilir..