Telefistan’da Muhalefet Halleri…

Telefistanda muhalefet halleri…
Abiler, bir düşünelim:
Bu ülkenin Cumhurbaşkanı şu şekilde sesleniyor:
“Sürekli C. Başkanı adayı çıkartıyırlar, hepsini telef ettiriyorar.”
Burada “telef” ve “telafat” sözcükleri, hayvanlar için kullanılan, onların katli ya da boşu boşuna yok edilmesi anlamında kullanılmış. Elbette bir Cumhurbaşkanına böyle ifadeler yakışır mı, yakışmaz mı tartışması yapmayacağız; çünkü muhteremin ağzından dökülenleri burada yazmamız imkânsız. Öylesine “üsluplu” bir Cumhurbaşkanımız var(!)
Yani aslında doğrudan ve bana göre çok açık biçimde muhalefete:
“Karşıma aday çıkartıp durmayın, hepsini bana telef ettirirsiniz.”
diyor.

Peki, böyle bir cümleyi; devletin tüm kurumlarını, yasamayı, yürütmeyi, yargıyı iki dudağı arasına alan bir kişi söylüyorsa, bu yönetim biçimine, yani bu rejime ne diyeceğiz? Nasıl adlandıracağız?
Demokrasiden bahsetmiyoruz elbette. Tek adam sistemi, keyfiyet rejimi, diktatörlük ve bunun kurumsallaşmasıyla ortaya çıkan faşizm gibi nitelendirmeleri artık, baktığımız pencerenin perspektifine göre değerlendirmek mümkün.
O halde, artık demokrasinin zerresini barındırmayan böylesi zorba, kanunsuz bir iktidar yine demokratik kurallarla, mevcut yasa ve teamüllerle değiştirilebilir mi? Olmasa gerek.
Yani böyle bir gerçeklik ortadaysa, bu durumda AKP’nin mevcut koşullarıyla, seçimle, sandıkla iktidardan koparılabileceğini düşünmek saflık ötesi bir durumdur.
Çok basit bir soru soralım kendimize:
Diyelim ki seçim oldu, muhalefetin adayı %52, AKP’nin adayı %48 oy aldı.
AKP lideri o malum balkona çıkıp tam tersine, “%52 oy alarak biz kazandık.” dedi ve Yüksek Seçim Kurulu da bunu tescilledi. Böyle bir durumda ne olabilir?
Malum, YSK kararları kesindir. İtiraz edebileceğiniz kurum yine kendisi. Yargıya taşıma işlemleri yok mu? Eh, bu durumun altından kiminle, hangi kurumla, hangi yargıyla ya da neyle kalkacaksınız?
Peki, AKP bunu yapar mı? Yapmadı mı?
Çalınan oylar, mühürsüz oylar, sahte seçmenler… Onlarca açık, net yolsuzluk, kanunsuzluk olmadı mı? Ne yapılabildi? Hiçbir şey. Sineye çekmekten başka bir şey yapılmadı.

Peki, nasıl çıkarız buradan?
Halk ile.
Bizzat halkın kendisi tüm bu düğümleri aşacak ve çözecektir.
Nasıl mı?
İlk şart; karşı tarafın bütün ahlaki ve motivasyon direncini kıracak, yenilgiyi kabullenmelerini sağlayacak, algısal ve zihinsel tüm engelleri aşacak oranda oy vermek üzeresiniz. Örneğin, en az %60-70 bandı gibi.
Bu mümkün müdür?
Ülkenin içinden geçtiği süreç ve koşullar düşünüldüğünde elbette mümkündür.
Bugün iktidardan ve onun tüm politikalarından memnun olmayan kesim; kapsamlı anketlere göre en az %70’tir.
Yani halkın en az %70’i bu iktidarı istemiyor, karşı. Bu aynı zamanda şu anlama gelir:
Muhalefetin çıkaracağı bir adayın %70 oy alma potansiyeli vardır.
Peki, bunu nasıl yakalayacak muhalefet?
Elbette birleşerek.
Birleşmenin koşulları nasıl yaratılır?
Buna uygun bir zemin yaratarak.
Kim yapacak? Elbette ana muhalefet partisi.
Nasıl yapacak?

Temel haklarla;
Daha önce de çokça yazdığımız gibi, parti siyaseti değil cephe siyasetiyle.
Siyaset biliminin temel ilkesidir:
Olağanüstü koşullar, klasik siyaset yöntemleriyle karşılanamaz. Olağanüstü koşullar, olağanüstü siyaset tarzı ve modelleriyle karşılanır.
O halde klasik, sıradan parti siyasetiyle çözemeyeceğimize göre; muhalefet de olağanüstü yol, yöntem ve uygulamalara geçmek zorundadır. Cephe siyaseti de bunun tek çözümüdür.
Bu %70’lik kesim yani; iktidarın ekonomisinden adaletine, eğitiminden sağlığına, güvenliğinden iş-aş beklentisine kadar en temel yaşamsal ve anayasal haklarının kesilmesinden şikayetçi olan çoğunluğun tamamını ortak noktalardan yakalayacak sosyal politikalar ve programlarla etkinleştirebiliriz.
Elbette partinin temel ilkeleri, programı ve omurgası değişmeden; bağımsızlıktan ödün vermeden ama “asgari müşterekler” üzerinden uzlaşmayı hedefleyerek yapılmalıdır.
Zaten iktidar karşıtı oranın %70’leri aşması, bu müştereklerin çoğalmasından değil midir?
Artık sadece “CHP” diyerek ortaya çıkmak; sadece kendi programınızı dayatmak doğru değildir.
İktidarın hukuksuzluklarına, zorbalıklarına takılıp kalmak; onların çizdiği sınırların içinde kalmak da çözüm değildir. Bu, rakibinizin sizi kendi alanında tutma stratejisidir.
Tam tersine halkın gerçek sorunlarını gündemde tutmalı; onların yaşamlarındaki sıkıntılara çözümler sunmalı, bu arada “eski-yeni Türkiye” ve “dünya sistemleri” kıyaslarıyla sorgulamalarını sağlamalısınız.
Kökleri Kuvayı Milliye’ye dayanan ve 100 yılı aşkın tarihi olan CHP’nin bu potansiyeli vardır. Sorun; temel ilkelere bağlılık, irade eksikliği ve parti içi demokrasinin yokluğundan doğan yönetimsel sıkıntılardır.
Genel olarak bunları ifade ederken CHP liderliğine değinmeden olmaz:
Sayın CHP Genel Başkanı,
Çok konuşuyorsunuz. Günde 4-5-6 kez beyanat verilmez.
Konuşmalarınızda zihinsel bütünlük yok. Hazırlanmış metinlere dayanmalı, mesajlar net ve sorgulatıcı olmalı.
Sürekli tekrar ediyorsunuz. Bu, dinleyenlerin kafasında berrak bir fikir oluşturmaz.
Beden diliniz etkili değil. Liderlik, doğru ve inandırıcı vücut diliyle desteklenmeli.
Kitle psikolojisi ve iletişim teknikleri konusunda destek almanız gerek.
Mesajlarınızın hedef kitleye net biçimde iletilmesini sağlayacak yöntemleri kullanmalısınız.
Örneğin, SHP döneminde kullanılan limon sıkma fotoğrafı gibi semboller, çok daha güçlü etki yaratabiliyor.
130 milletvekili var elinizde; oturmasınlar. Okusunlar, öğrensinler, toplumun içinde olsunlar. Sosyal medyayı, forumları, sözlükleri takip etsinler. Orada olağanüstü zekâ ürünü, enerjik veriler bulacaklardır.
Örneğin, Yozgat mitinginde bir çiftçinin kürsüye çıkıp söylediği şu cümle:
“Devlet turpunan, şalgamanan idare edilmez; adaletle idare edilir.”
Bu söz, günlerce tüm mecralarda tek slogan hâline geldi.
İşte siyaset budur.
Umarım meramımızı anlatabilmişizdir.
Unutulmamalı ki siyaset de bir bilimdir. Başarı isteniyorsa diğer bilim dallarından da faydalanmak gerekir.















































