Haberi dinleyebilirisiniz!

Aşkla Samos’ta İki Gün: Maviye Dokunan Zaman

Bir Yolculuğun Ardından…

1. Gün: Vathi – Vourliotes – Karlovasi – Kokkari

Kuşadası’ndan kalkan feribotla sabahın erken saatlerinde Samos’a vardık. Adanın merkezi sayılan Vathi, bizi uykulu bir liman kenti gibi karşıladı. Rengârenk panjurlar, eski taş binalar ve sabah kahvesine eşlik eden o tanıdık deniz kokusu…
Her şey çok sadeydi ama seninle birlikte olduğu için güzeldi.

Geceyi geçireceğimiz yere çantamızı bırakıp hemen arabaya atladık. Yavaş yavaş dağ yollarına tırmanırken, ağaçların arasından geçen dar patikalarda ilerledik. Yolun sonunda, dağ köyü Vourliotes karşıladı bizi. Küçücük bir meydan, asmalarla örtülü serin bir gölge, rengârenk evlerin önünde oturan yaşlı bir teyzeden duyduğumuz yumuşak bir “Kalimera” ve taş sokaklarda yankılanan ayak seslerimiz…
Zaman burada ağır akıyordu.
Ama seninle her şey daha güzeldi.

Köyün sevimli kafesi Blue Chairs’te bir şeyler içtik. Etrafta yerel halkın sohbeti, turistlerin fotoğraf çekme telaşı vardı.

Öğleden sonra Karlovasi’ye geçtik. Limanı canlıydı; gelenler ve gidenlerle doluydu.
Sokaklar sessizdi, sahillerse denize girenlerle… Güzeldi. Sade, dokunulmamış bir güzellikteydi.

Ve sonra Kokkari…
Ve akşam…

Sahildeki pek çok restoran denizle iç içeydi. Deniz kıyısına en yakın masayı bulduk. Masaya gelen ilk şey, denizin üstüne yavaşça oturan gün batımının kızıllığıydı. Ardından buz gibi uzo, taze kalamar, ızgara balık ve Grek salatası…
Sen karşımdaydın.
Deniz ayaklarımızın ucundaydı.
Hiç konuşmasak da olurdu o akşam.
Çünkü o akşam gözlerimizin içi gülüyordu.

2. Gün: Pisagor – Kahvaltı ve Sessizlik – Adaya Veda

Sabah erken uyandık. Hava serin, içimiz sıcaktı.
Arabaya atlayıp Antik İyonya’nın en bilge isimlerinden Pisagor’un doğduğu, bugün onun adını taşıyan köye gittik: Pythagorio.
Yol boyunca sessizlik vardı.
Ama o sessizlik bile bizimle yürüyordu sanki.

Pythagorio, adını taşıdığı filozof gibi derin ve dingindi.
Liman kenarındaki bir kafede oturduk. Güzel bir sabah kahvaltısı söyledik.
Ama o sabah, kahvaltıdan çok daha fazlası vardı masada.

Gözlerin denize dönüktü… ama ben denizi değil, seni seyrediyordum.
Martılar uçarken gülümsedik.

Kahvaltıdan sonra Eupalinos Tüneli’ne yürüdük.
Binlerce yıl öncesinden kalma bu dar koridorlarda sessizce yürürken, adım adım bugünden geçmişe, geçmişten geleceğe uzandık.
Birlikteydik. Bu yetiyordu.

Dönüş vakti geldiğinde yeniden Vathi’ye döndük.
İki günlük bu yolculuk çok uzun değildi belki, ama kalbimin en güzel köşesine yerleşti.
Sessizce, ama sonsuza kadar.

Ve Giderken…

Samos geride kaldı, ama içimizde büyüdü.
Bir ada gördük; mavi, beyaz ve sessiz.

Birlikteliğimiz büyüyor.
Biz, aşkla devam ediyoruz.
Ve bazı yerler, hep dönmek isteyeceğimiz yerler olarak kalıyor.
Tıpkı Samos gibi.