WİNSTON CHURCHİLL (ÇORÇİL)

Oxford’da kızımdan bağımsız olarak edindiğim genç dostlarım vardır. Ben torunlarımı spor salonuna götürürken tanımıştım Gülay Gecü kızımı. Üç kızını da spor salonuna götürüyordu. Bir kızı henüz küçük olduğundan çocuk arabasındaydı. Oğlu da daha ergen çağında olduğundan küçüklere katılmıyordu o nedenle onu göremiyordum. Bir şekilde eve gidiş gelişlerde gözleme olanağını bulmuştum. Saygısına ve çocukları yetiştirme tarzına, kendini yetiştirme gayretine (yüksek lisans) yapma gayretini bayılmıştım.
Oxford’a her gelişimde benimle ilgilenir. Her gelişimde beni Winston Church (Çorçil) sarayına götürmek istemiş de yoğun çalışması nedeniyle bir türlü kısmet olmamıştı.
Bu arada, benim kayınpederimin çevresi tarafından (Çorçil) diye adlandırılıyordu, görme merağım bu nedenle de ayrı bir özellik taşıyordu.Çorçil gibi tarihe imza atmış kişileri yaşam alanında görmek soludukları havayı yakında görmek bir başka oluyor elbette.
21Ocak 2026 tarihinde, Gülay Gecü kızımla randevulaşarak Winston Churchill katedraline gittik. Neler öğrendiğimi sizinle paylaşacağım müsaade ederseniz.

İngiliz tarihinin en güçlü figürlerinden biri olan Sir Winston Churchill, yalnızca bir devlet adamı değil; aynı zamanda köklü bir eğitim ve gelenek sisteminin içinden yetişmiş bir aristokrattı.
Bu sistemin merkezinde yer alan kurumlardan biri, Oxford Üniversitesi’ne bağlı Christ Church College ve onun görkemli katedraliydi. Churchill’in ailesi, eğitimi ve kültürel dünyası bu mekânlarla doğrudan ilişkilidir.
Christ Church, İngiltere’de aynı anda hem kolej hem de katedral olan nadir yapılardan biridir. 1546 yılında VIII. Henry tarafından kurulan bu yapı, yalnızca ibadet edilen bir yer değil; aynı zamanda yüzyıllar boyunca İngiliz elitinin biçimlendiği bir eğitim alanı olmuştur.
Churchill’in babası Lord Randolph Churchill, Christ Church’te eğitim görmüş; Winston Churchill ise Oxford’a öğrenci olarak devam etmese de bu çevrenin ritüellerini, görgüsünü ve hiyerarşisini yakından tanımıştır. Bu gelenekler, onun hitabetine, disiplin anlayışına ve kamusal duruşuna yansımıştır.

Katedral ve Salonlarda Oturma Düzeni
Gelelim en merak edilen kısma:
Kadınlar ve erkekler ayrı mı oturuyordu?
Katedral ibadetlerinde: Erken dönemlerde (özellikle 17–19. yüzyıllar arasında) kadınlar ve erkekler çoğu zaman ayrı sıralarda otururdu.
Erkekler genellikle orta nef veya koro sıralarına, kadınlar ise yan bölümlere yönlendirilirdi.
Bu ayrım dinsel olduğu kadar toplumsal hiyerarşinin de bir yansımasıydı.
Kolej salonlarında (Great Hall):
Christ Church’ün ünlü Great Hall’unda öğrenciler ve akademisyenler yemek yerdi.
Yüksek Masa (High Table) geleneği vardı:
Profesörler ve seçkin misafirler yukarıda,
Öğrenciler aşağıda otururdu.
Uzun yıllar boyunca bu salon yalnızca erkeklere açıktı.
Kadınlar, 20. yüzyılın ortalarına kadar:
Ya misafir olarak,Ya da özel davetlerde yer alabiliyordu.
Yani mesele yalnızca “kadın–erkek ayrımı” değil;
kim, nerede, hangi statüyle oturur meselesiydi.
Katedral ve salonlarda:Sessizlik kutsaldı.
Yemek öncesinde Latince dua okunur, herkes ayağa kalkar;hocalar salona girdikten sonra oturulurdu.
Bu disiplin, Churchill’in ileriki yıllarda sergilediği:
Törensel ciddiyet,kurallara hâkimiyet, sembol ve ritüellere verdiği önemle örtüşür.

Churchill ve Geleneğin Gücü
Churchill modern dünyanın liderlerinden biri olsa da, eski İngiliz geleneklerine derin bir bağlılık taşırdı. Katedraller, üniversite salonları ve törensel düzen onun için sadece mimari değil;
ulusun hafızasıydı.
Christ Church gibi mekânlar, Churchill’in zihninde:
“İngiltere’yi ayakta tutan görünmez sütunlar”
olarak yer etmiştir.
Sonuç olarak:
Churchill’in dünyasında katedral:
Yalnızca ibadet yeri değil,toplumsal düzenin aynasıydı.
Kadın–erkek ayrımı, yüksek masalar, sessizlik kuralları ve törenler; hepsi İngiliz elit kültürünün inşasında rol oynamış, Churchill gibi figürleri biçimlendirmiştir.
Biraz tarih dersi gibi oldu ama ara sıra böyle de gerekiyor diye düşünüyorum.
Saygılarımla…
Melahat Erten Tekeşin

















































