YARDIM DEĞİL, MEŞRUİYET ÜRETİMİ:
ÇORBA KAZANLARI, KAMU KAYNAĞI VE SİYASİ GÖSTERİ

Yoksullukla mücadele, kameraya bakarak yapılmaz. Kamu kaynaklarıyla kurulan her yardım sahnesi, masum değil; ideolojik bir meşruiyet üretimidir.

Modern siyaset, yalnızca karar alma süreçleriyle değil, gösteri üretme kapasitesiyle de işler. Bugün Kuşadası’nda tanık olduğumuz şey, sosyal belediyecilik değil; kamusal yoksulluğun, siyasi meşruiyet devşirmek amacıyla sahnelenmesidir.
Belediyeye ait seyyar mutfak aracıyla pazar pazar dolaşılıyor. Çorba dağıtılıyor. Kameralar hazır. Mikrofonlar açık. Çorbayı alan pazarcıya teşekkür ettiriliyor. O teşekkür, bir yurttaşın minnettarlığı değil; kurgulanmış bir siyasal onay cümlesi olarak servis ediliyor. Yardım, böylece insani bir eylem olmaktan çıkarılıp, sembolik bir propaganda aracına dönüştürülüyor.

Ardından Büyükşehir sahneye çıkıyor.
“Sen çorba dağıttıysan, ben tavuk pilav dağıtırım.”
Bu bir sosyal politika refleksi değil; nisbetleşme mantığıdır. Yoksulluk üzerinden yürüyen bir rekabet. Kim daha çok kepçe sallarsa, kim daha büyük kazan kurarsa, kim daha fazla görüntü üretirse…
Burada durup sormak zorundayız:
Bu paralar kimin?
Bu reklamlar kime ait?
Kuşadası’nda yollar köstebek yuvası gibi. Altyapı sorunları kronikleşmiş durumda. Araçlar servisten çıkmıyor. İlçe plansız betonlaşmanın altında eziliyor. Sayıştay raporları kamuoyunun önünde duruyor: rant, ihale tartışmaları, şeffaflık sorunu. Turizm kentinde hâlâ sağlıklı bir su şebekesinden söz edemiyoruz. Sahiller ve caddeler bakımsız.
Bütün bu yapısal sorunlar çözülmeden, kazan kaynatmak bir sosyal politika değil, olsa olsa bir algı yönetimi tekniğidir.

Daha açık konuşalım:
Bu yapılan yardım değildir. Bu, kamusal kaynakla finanse edilen siyasal vitrin çalışmasıdır. Yardımın kamerası olmaz. Yardımın alkışı olmaz. Yardım, teşekkür cümlesiyle ölçülmez.
Üstelik burada ağır bir çelişki vardır.
Dün “makarna siyaseti” diye eleştirilen yöntem, bugün sadece menü değiştirerek sürdürülmektedir. Dün “biat kültürü”ne karşı çıkanlar, bugün kameralar önünde minnettarlık üreten sahneleri olağan görmektedir. İdeoloji değişmemiştir; yalnızca sunum güncellenmiştir.

Şu ilkeyi hatırlatmak gerekir:
Kamu kaynağıyla yapılan hiçbir yardım, siyasi övgü talep edemez. Talep ediyorsa, o artık yardım değil; iktidar ilişkisidir.
Eğer samimiyseniz, buyurun:
Kendi cebinizden dağıtın.
Kamerayı kapatın.
Teşekkürü yasaklayın.
O zaman konuşalım.
Aksi halde kazanlar kaynamaya devam eder, ama o kazanların altında yanan ateş, yoksulluğu azaltmaz; yalnızca siyasi iktidarın kendini yeniden üretmesine hizmet eder.
Ve bilinmelidir ki;
Yoksulluk geçici olabilir, ama bu tür gösteriler tarihe utanç verici notlar olarak kalır.
Ergun Ok
















































