“Yoldaşlık” Deyip Geçmek… Ya Sonrası?

Erkan Güzelgün’ün “Zaman yoldaşlık zamanıdır” çağrısı, Kuşadası’nda yaşananların üzerini örten bir birlik söylemi mi, yoksa gecikmiş bir yüzleşmeden kaçış mı?
“Zaman, yoldaşlık zamanıdır!..”
Öyle diyorsunuz…
Peki hangi zamanın içindeyiz gerçekten?
Haksızlıkların henüz soğumadığı,
hukuksuzlukların hâlâ kol gezdiği,
insanların partiden kapı önüne konulduğu o günlerin üzerinden ne geçti?
Sahi…
Ne değişti?
“Bugün itelenmiş olsak da yoldan haksızca, hukuksuzca…”
Diyorsunuz.
Doğru.
İtelenenler oldu.
Dışlananlar, susturulanlar, yaftalananlar oldu.
Ama o gün bu haksızlığı yapanlar,
bugün hâlâ aynı koltuklarda oturmuyor mu?

İlçe yönetimi…
Hiçbir şey olmamış gibi görevine devam etmiyor mu?
Eğer bir haksızlık varsa,
eğer bir hukuksuzluk yaşandıysa…
O koltuklar neden hâlâ dolu?
Yoldaşlık, önce bunun cevabını ister.
“Demokrasi herkes için bir ihtiyaçtır…”
Evet.
Ama demokrasi sadece cümlelerde mi kalacak?

Aday adaylığı sürecinde
insanlar disiplin sopasıyla susturulurken,
parti içi irade tek bir merkeze teslim edilirken,
farklı düşünenler tasfiye edilirken…
Demokrasi neredeydi?
Demokrasiyi rafa kaldıranlar, hala demokrasiyi raftan indirmedikleri gibi, maskeleriyle gezmeyi benimsediler.
Şimdi o günleri yaşayanlara dönüp,
“kırgınlık zamanı değil” demek…
Affedersiniz ama,
hafızayla alay etmektir.

“Baba ocağımız…”
Diyorsunuz.
Baba ocağı…
Evet, öyledir.
Ama o ocak, herkese eşit ısı veriyorsa ocaktır.
Birilerine saray, birilerine kül oluyorsa…
Orada artık ocaktan değil, düzenden söz edilir.
Ve o düzen, uzun süredir sorgulanmaktadır.
İşte bu noktada, Ege’den Medya Haber yazarı Vedat Reçber’in sözleri, tartışmanın merkezine oturuyor:
“Yoldaşlık, yoldaşlık hukukunu bilenlerle yapılır…”
Bu bir cümle değil, bir hatırlatmadır.
Bir uyarıdır.
Ve en önemlisi, bir itirazdır.
Çünkü Reçber’in de işaret ettiği gibi;
yoldaşlık, herkesle kurulacak bir bağ değildir.

“Bizler bu yolda güneşli günlerde yürüyenlerden değiliz…”
Peki…
Fırtınalı günlerde kimler vardı,
kimler yoktu?
Dün sağ partilerden gelip,
CHP’yi bir “mama ocağı” gibi görenler,
bugün o yapının en görünür yerlerinde değil mi?
Belediye Meclisi’nde…
İlçe yönetiminde…
Dün başka kapılarda duranlar,
bugün “yoldaşlık” nutukları atmıyor mu?
Sormak gerekir:
Yoldaşlık, dün nerede durduğunla mı ölçülür,
yoksa bugün hangi kapıdan içeri girdiğinle mi?
“Biz yoldaşız…”
Diyorsunuz.
Ama yoldaşlık…
Kirlenmiş ilişkilerle sınanır.
Hesap verilmemiş dosyalarla sınanır.
Belediye imkanlarının kimlere, nasıl, hangi şartlarla verildiğiyle sınanır.
30 yıllığına tahsis edilen mülkler…
Satılan arsalar…
Konuşulan ama açıklanmayan dosyalar…
Bunlar ortadayken,
hiçbiriyle yüzleşmeden kurulan her cümle…
Eksiktir.“
“Zaman birlik zamanıdır…”
Hayır.
Zaman;
önce hesap sorma zamanıdır.
Çünkü hesaplaşmadan kurulan her birlik,
çürür.
Yüzleşmeden kurulan her yoldaşlık,
ilk fırtınada dağılır.

Erkan Güzelgün’ün metni, duygu taşır, evet…
Ama siyaset sadece duygu değil,
hafıza ve cesaret işidir.
Bugün Kuşadası’nda ihtiyaç duyulan şey;
şiir gibi cümleler değil…
Açık, net ve korkusuz bir duruştur.
Yoldaşlık diyorsak eğer…
Önce şunu söyleyebilmeliyiz:
Kim yanlış yaptı?
Kim sustu?
Kim o düzenden beslendi?
Bunları konuşmadan kurulan her cümle,
ne kadar süslü olursa olsun…
Gerçeğin yanından bile geçmez.
Bugün çarşaf gibi ortaya dökülen yolsuzluk, usulsüzlük, rüşvet iddiaları herşeyin önünde yürüyorsa ve hala fütürsuzca perdelenmeye çalışılıyorsa aklımızla alay edilmekten öteye gitmez.
Burada söylenecek en güzel söz; Dosta bizden selam olsun…

















































