Haberi dinleyebilirisiniz!

🎭 Tiyatro, Hayatın Yalanlarına Karşı Hakikatin Sahnesidir

Geçtiğimiz Perşembe günü Zeynep Oral, köşesinde siyasetçilere seslenerek şöyle diyordu:

“Tiyatro yapmayın diyenlere sesleniyorum; keşke biraz tiyatro yapsaydınız!
Keşke biraz sahicilik, biraz yüzleşme, biraz vicdan provası yapsaydınız.
Çünkü gerçek tiyatro, insanı insan yapan tek provadır.
Sanatı aşağılayarak siyaset yapmak, toplumu da ruhsuzlaştırır.
Unutmayın; tiyatro, hayatın yalanlarına karşı hakikatin sahnesidir.”

Ne güzel söyledi…
Bu sözlerin her satırında yılların birikimi, gözlemi, deneyimi var.
Ve bu konu, biz sanatçılar için artık bir haykırıştan öte, bir uyarı, bir vicdan çağrısıdır.

Yıllardır yazdık, söyledik, anlatmaya çalıştık:
Sanat, özellikle de tiyatro, bir toplumun aynasıdır.
Ama bazıları o aynaya bakmaktan korkar.
Çünkü o aynada yalnız yüzünü değil, riyasını da görür.

Bugün, “sanatın yanındayım” diyen ama sanatçının yüzüne bakmayan siyasetçilerle dolu bir ülke haline geldik.
Tiyatroya, kültüre, sanata çok değer veriyormuş gibi görünürler;
ama o sahnenin tozuna, o kulisin kokusuna hiç uğramazlar.

Bir örnek mi?
Tiyatro sezonu açılır, oyunlar başlar; belediye başkanları, siyasetçiler çelenk yollarlar.
Üzerinde adları yazar, altına süslü kurdeleler bağlanır.
Ama kendileri, o oyunlardan bir tanesini bile izlemezler!
Sahneye değil, sahneye konulan çiçeğe gider ilgileri…

Aynı kişiler, konser konser dolaşır.
Işıklar, flaşlar, kalabalıklar…
Çünkü orada sahne süslenmiştir, alkış kolaydır.
Ama tiyatroda alkış, gerçeğe dokunabilene gelir.

Daha da acısı var…
Sanatçılar, haksızlığa itiraz ettiğinde, farklı düşündüğünde, hemen “yasaklı” ilan edilir.
“Bir daha sahneye çıkmasın!”
“Festivalde yer verilmesin!”
Buyurun size çağdaş sansürün yeni biçimi.

Bir sanatçıyı susturmak, bir ülkenin sesini kısmaktır.
Botoksla, makyajla, gösterişli nutuklarla sanatı sevemezsiniz.
Sanat dostu olmak, bütçeye “kültür payı” koymakla değil, fikre tahammül göstermekle başlar.

Sanat, yandaşlıkla değil, vicdanla yapılır.
Ve bu vicdanı yok etmeye çalışan her siyasetçi, tarihin çöplüğüne gitmeye mahkûmdur.

Bu ülkenin sanatçıları, sahnesine, ışığına, perdesine sahip çıkmak zorundadır.
Çünkü bu, sadece bir meslek değil; bir görevdir, bir ödevdir.
Sanatı savunmak, topluma nefes aldırmaktır.

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün o büyük sözü hâlâ yolumuzu aydınlatıyor:

“Sanatsız kalan bir milletin, hayat damarlarından biri kopmuş demektir.”

Atam “konsersiz” değil, sanatsız demiştir.
Aradaki farkı anlayabilmek için biraz vicdan, biraz kültür, biraz da insanlık gerekir.

Sanatı aşağılayan, tiyatroyu küçümseyen, sanatçıyı susturan hiçbir zihniyetin geleceği olamaz.
Çünkü hakikat sahnede doğar, yalan orada çözülür.

Ve biz tiyatro insanları, o sahneyi her daim hakikatin tarafında tutmaya yemin ettik.