Alevi Kültüründe Hızır İnancı

Çok günah işledim senin katında
Eriş Şâh-ı Merdan, sen imdat eyle
Kul daralmayınca Hızır yetişmez
Yetiş Hızır Nebî, sen imdat eyle
Hızır, Aleviler arasında çok özel bir yere sahiptir. Çünkü o, fakirin yanında, zalimin karşısındadır. Darda kalanların yoldaşıdır. Ak sakallı, bembeyaz elbiseleriyle boz atına binip diyar diyar dolaşarak insanları koruyan, kollayan, kurtaran; hoşgörü ve sevgiyi harmanlayan bir Pir’dir. Bilge, ulu, evliya ve derviş gibi bir değil, birden fazla kişiliğiyle insanlara doğru yolu gösteren manevi bir güçtür.
Hızır, bugün oldukça geniş bir coğrafyada dara düşenlerin, ezilenlerin, karda tipiye tutulanların, denizde boğulmak üzere olanların, işkence görenlerin, hastaların ve fakirlerin “Yetiş imdadıma ya Hızır” diyerek çağırdıkları ortak bir isimdir. Ölümsüz olduğuna inanılır.
Hızır; Alevilere göre kimi zaman bir melek, kimi zaman kurtarıcı, kimi zaman da yaratıcıdır. Alevi Kızılbaşlar, misafiri Hızır’la; Hızır’ı da Hz. Ali ile özdeşleştirmişlerdir. Onlara göre Hızır, Nebî’dir; Hızır, Şâh-ı Merdan Ali’dir ya da Hz. Ali’nin insanlara anında yardımcı olması için gönderdiği, yanı başımızdaki temsilcisidir.

Aleviler arasında Hızır kültü, Tanrı’nın somut olarak insanlar tarafından görülme ve gösterilme biçimidir. Hızır da Tanrı gibi yapıp etmeleriyle “gâh gökyüzüne çıkar, âlemi seyreder; gâh yeryüzüne iner, her varlıkta kendini gösterir.” Bu inanış biçimi, Hızır ritüellerinin doğuşunun temelini oluşturur. Bu anlayış, düşünüş ve inanış içerisinde yaşanan her gün Hızır’ındır ve her zaman Hızır’a aittir.
Hızır zamansızdır, mekânsızdır. Her zaman ve her mekân ona aittir. Her yerde, her zamanda, her kişide kendini var eder. Dileklerinin, muratlarının gerçekleşmesini bekleyenler ve Hızır inancına imanla bağlı olanlar için Hızır; insan, ağaç, kuş, kaya, göl, ırmak, dağ gibi her yerde ve her zamanda vardır. İnsanların arasında sürekli yaşamaktadır ya da herhangi bir varlık olarak hayat vermektedir. Her şekil ve hâlde insanların arasındadır.

Hızır’ın rızasını almak isteyenler; başka insanlara, hayvanlara, çevreye, doğaya, ağaca, kuşa, bir köpeğe zarar veremezler. Öldürmek, koparmak, yakmak, kesmek, yok etmek istedikleri bu varlıkların her birinde Hızır olabilir; Hızır bunu görebilir anlayışı ve inancıyla hareket ederler.
İnanışın bütün cepheleriyle düşünüldüğünde Hızır; bütün iyi insanların, erenlerin, meleklerin gücünü kendinde toplayan olağanüstü bir varlıktır. Anlatmaların büyük bölümünde mazlumun yanında, zalimin karşısında yer alır. Bu hâliyle Hızır, halkın dilidir, halkın gönlüdür. Zorluktan ve darlıktan kurtuluşun; dolayısıyla umut ve eylemin adıdır.

Umut, dilenendir; istenen ve beklenendir. Eylem ise çağırma, olumsuzu haykırma, birlik olma, bir arada yaşama, çoğalma ve nihayet beklenenin gerçekleşmesi için harekete geçme hâlidir. Oruç, cem, kurban, lokma, niyaz gibi ritüellerle halkın birlik hâli sağlanır ve umut edilen, yine halkla birlikte gerçekleştirilir. Soyut olan Hızır, yapılan ritüel, tören ve uygulamalarla somutlaştırılır. Bireylerin tek tek sesi, çok sese; çoğunluğun sesine dönüşür. Zaten istenen ve beklenen de budur.
“Yol bir, sürek binbir.”
Hızır Bayramı olarak nitelendirilebilecek bu inanç ve kutlamaların mitolojik, dinsel, etnik, bölgesel gibi pek çok yönü bulunabilir. Şüphesiz bu bayramları değerlendirirken her birini kendi inanç ve iklim coğrafyası bütünlüğünde, fakat binlerce yıllık insanlık tarihi içindeki serüvenini de görerek ele almak gerekir.
Öte yandan, coğrafi ve iklimsel şartların inanca etki ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Geçimi hayvan besleyiciliği ya da toprağa bağlı olan insanların inanç dünyası da yaşam biçimlerine göre şekillenmektedir. Doğa ile iç içe yaşayan ve doğayı Mutlak Varlık’ın bir parçası olarak gören insanların Hızır algısı da bu çerçevede oluşmaktadır.
“Kul çağırmayınca Hızır yetişmez” atasözünde ifade edilen sırda da görüldüğü üzere Hızır’ın varlığı insanların çağrısına ve eylemine bağlıdır. Darlık, yokluk ve güçlük içindeki insanların kurtuluşu da Hızır’a inanmakla, onu çağırmakla ve birlikte hareket etmekle mümkündür.
Aşk ile…

















































