DÜN BİR KENTTİ
Kavgamızın, Sevdamızın Şehri: ANKARA

“Kalktım sabahı dinledim
Dudaklarımda okuldan kalma bir şarkı
Dündü – evet dün
Dün bir kentti, geride kaldı
Bu sabah bir başka kente indim…”
— Necati Cumalı
Basri Koyuncuoğulları
Manisa’nın bir köyünden üniversite öğrenimim için gittiğim, yaşamıma çok şey katan, dünyaya başka bir pencereden bakmamda büyük katkıları olan Ankara’yı bir başka severim. Öğrencilik yıllarımda Cumhuriyet’in memur ve bürokratlarının yaşadığı, başkent olmanın ağırlığını taşıyan bu şehir çok disiplinliydi. Şimdi Ankara’nın öyle olmadığını biliyorum.

Hâlâ dün gibi anımsadığım, bende iz bırakan yerlere Ankara’ya her gidişimde mutlaka uğramak, aynı havayı solumak isterim. Öğrencilik yıllarımda en çok dolaştığım, yıllar içinde büyük değişimler geçiren bu yerlerde dolaşmak, oturmak beni geçmişe götürür, heyecanlandırır. O güzel yılların yaşanmışlıklarını, bugünün kuşaklarının yaşayamayacağı güzellikler olarak gördüğüm için bizim kuşağın çok şanslı olduğunu düşünüyorum.

Düşünsenize; çok sık gittiğiniz Zafer Çarşısı’nda, çevresi öğrenciler tarafından kuşatılmış Şair Ahmet Arif’in sohbetini dinlemek… Arada öğrencilerin verdiği gazla, üslubunca ettiği bir küfürü duymak… Soysal Pasajı, AST, Çağdaş Sahne, Akün Sineması, Sakarya Caddesi; dönemin küçük memurları ile öğrencilerin takıldığı “Tavukçu’nun Yeri”… İlk aklıma gelen yerler bunlar.
Bugünün güçlü kalemlerinden şair-yazar Yalçın Duman ile Konur Sokak’taki yurtta aynı odayı paylaşmak… Şair Yaşar Miraç ile gergin sohbetlere katılmak… Konur Sokak’ın köşesindeki Mülkiyeliler Birliği’ne gitmek, Karanfil Sokak’taki Muzaffer İlhan Erdost’un Sol Yayınları’na uğrayıp kendisiyle kısa sohbetler etmek, oradan Karanfil Kıraathanesi’ne geçmek… Bunların her biri ayrı bir güzellikti.

TBMM’nin üst tarafındaki Begüm Çay Bahçesi, Kuğulu Park, Çankaya Botanik Parkı, Papaz’ın Bağı… Hafta sonları nefes almak için uğradığımız güzel mekânlardı. Kebapçılar, Aspava pidecileri, öğrencilerin uğrak yeri SBF karşısındaki “Bol Kepçe Konyalı” lokantası… Okula giderken arkadaş grubumuzla buluştuğumuz, birlikte yola çıktığımız Demirköprü’deki Taraça ve Gar’ın yanındaki Fen İşleri… Hepsi hafızamda capcanlı durur.
Bir de bugüne dek yedi kez gittiğim, her ziyaretimde yeni bilgiler öğrendiğim Ulusal Önderimiz’in mabedi Anıtkabir’i unutmak mümkün mü?

Ankara denilince aklıma gelen tüm bu güzellikleri bana yaşatan Cumhuriyet’e karşı borcumu yeterince yerine getiremediğimi düşündükçe içimi bir hüzün kaplıyor.
Ankara… Seni bir başka seviyorum.
Sen bu ülkenin yoktan var edilen, bağımsızlık ve demokrasiyi içselleştiren ilklerin şehrisin.
















































