Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

ANNENİN ELLERİNDEN DÜŞEN DÜNYA

Anneler Günü; bir çiçek günü değil, insanlığın vicdan günüdür.
Bir kız evladın kaybettiği annesinin ardından başlattığı o büyük özlem, bugün dünyanın dört bir yanında kutlanan bir güne dönüştü. Ama bizde annelik, takvimlerden çok daha eski ve çok daha derin bir yaradır…

Bugün Anneler Günü…
Çiçekçiler kalabalık…
Telefonlar daha sık çalıyor…
Sosyal medya “canım annem” cümleleriyle dolup taşıyor.
Ama ben bugün, sadece kutlama yapmak istemiyorum.
Çünkü annelik; bir güne sığmayacak kadar büyük, bir ömre sığmayacak kadar derin bir şeydir.
Anneler Günü’nün ortaya çıkışı da aslında büyük bir acının içinden doğdu.

1905 yılında Amerika’da bir kadın öldü…
Adı Ann Revers Jarvis idi.
Yoksul ailelerin çocuklarına yardım eden, savaşta anneleri örgütleyen, kadınların dayanışması için çalışan güçlü bir anne…
Ölümünden sonra kızı Anna Jarvis, annesinin eksikliğini öyle derin yaşadı ki;
annelerin hayattayken değer görmesi gerektiğini savunmaya başladı.
Bir kız çocuğunun annesine duyduğu özlem, kısa sürede bütün Amerika’ya yayıldı.
1914 yılında dönemin ABD Başkanı Woodrw Wilson, Mayıs ayının ikinci pazarını resmi olarak “Anneler Günü” ilan etti.
Dünyaya yayılan bu özel gün, yıllar sonra Türkiye’ye de geldi.
Ama bizim annelerimiz Batı’daki gibi sadece bireysel hayatların değil, bir milletin kaderinin yükünü taşıdı.
Bizim annelerimiz…
Cepheye mermi taşıdı.
Kağnıyla çocuk büyüttü.
Aç kaldı ama evladını doyurdu.
Sessiz ağladı ama güçlü görünmeyi bildi.

Bu topraklarda “anne” kelimesinin içinde yalnız sevgi yoktur; fedakârlık, yoksulluk, sabır ve direniş vardır.
Belki de bu yüzden Türk annesi biraz daha yorgundur.
Çünkü bu ülkede kadınlar yalnız çocuk doğurmadı…
Ev taşıdı…
Acı taşıdı…
Memleket taşıdı…
Cumhuriyet’in kuruluş yıllarındaki anaları düşünün…
Kimi Yemen’de evladını bekledi…
Kimi Sarıkamış’ta kara haber aldı…
Kimi Kurtuluş Savaşı’nda sırtındaki bebeğiyle cephane taşıdı.
Ve sonra modern zamanlar geldi.
Bu kez anneler;
ekonomik krizlerin içinde ev döndürmeye çalıştı.
Çocuklarını işsizliğe, uyuşturucuya, şiddete karşı korumaya uğraştı.
Parçalanan ailelerin yükünü omuzladı.
Bugün herkes “anne hakkı ödenmez” diyor.
Doğru…
Çünkü anne hakkı gerçekten ödenmez.

Bir annenin uykusuz gecesinin karşılığı yoktur.
“Ben tokum” deyip sofradan erken kalkmasının bedeli ölçülemez.
Evladının canı yandığında içine düşen ateşi hiçbir dil tarif edemez.
Ve insan büyüdükçe anlıyor…
Anne hayattaysa insanın içinde hâlâ sığınacak bir liman vardır.
Ama anne yoksa…
Dünyanın en kalabalık yerinde bile insan biraz kimsesizdir.
Bugün annesi hayatta olanlar;
ne olur sadece mesaj atmayın…
Sesini dinleyin.
Ellerini tutun.
Yüzüne bakın.
Çünkü bir gün o ses susuyor…
Ve insan, yıllarca “Keşke biraz daha otursaydım yanında” diye içinden ağlıyor.
Anneler Günü’nü yalnız alışveriş günü yapanlara inat;
ben bugün annelerin görünmeyen emeğini, gizli gözyaşlarını ve sessiz kahramanlığını selamlıyorum.
Başta Zübeyde Hanım olmak üzere;
evladını vatan için yetiştiren, yoklukta dimdik duran, sevgiyi sessizce büyüten bütün annelerin önünde saygıyla eğiliyorum.
Ve artık aramızda olmayan annelere…
Bir dua kadar yakın, bir çocukluk hatırası kadar kırgın, bir anne kokusu kadar özlemle…