KAYIP SORULAR, KAYIP PARALAR VE SİYASETİN KARANLIK KORİDORLARI

Demokrasiler yalnızca sandıkla ayakta kalmaz.
Demokrasi, soruların özgürce sorulabildiği, cevapların ise gecikmeksizin verilebildiği rejimlerin adıdır.
Cevap verilmeyen her soru, zamanla siyasal bir gölgeye dönüşür.
Ve bazen o gölge, gerçeğin kendisinden daha büyük hale gelir.
Bugün Türkiye siyasetinin önünde duran sorulardan biri de budur.
Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı hazırlıkları sürecinde oluşturulan seçim organizasyonları için toplandığı ileri sürülen mali kaynakların toplam büyüklüğü nedir?
Bu kaynaklar hangi yöntemlerle oluşturulmuştur?
Kimler tarafından yönetilmiştir?
Ve bugün nerededir?
Bu soruların sorulması bir suçlama değildir.
Aksine hukuk devletinin vatandaşlara tanıdığı denetim hakkının doğal sonucudur.
Nitekim çeşitli soruşturma dosyalarına ve kamuoyuna yansıyan iddialarda, Cumhurbaşkanlığı seçim çalışmaları için para toplandığı yönünde beyanların bulunduğu görülmektedir.
Eğer bu iddialar gerçek dışıysa açıklama yapılmalıdır.
Gerçekse hesap verilmelidir.
Çünkü siyasette cevapsız bırakılan her alan, spekülasyonun yaşam alanına dönüşür.
Daha da önemlisi, CHP’de yaşanan olağanüstü siyasi süreçlerin ardından söz konusu seçim organizasyonunun ve seçim bürosunun faaliyetlerinin bir anda sona ermiş olması, kamuoyundaki soru işaretlerini artırmıştır.
Bir yapı neden kurulur?
Bir yapı neden büyütülür?
Ve bir yapı neden aniden ortadan kaldırılır?
Bu soruların cevabı yalnızca siyasal değil, aynı zamanda sosyolojik bir inceleme konusudur.
İşte tam bu noktada karşımıza yıllardır Türk siyasetinin kritik kavşaklarında bulunan bir isim çıkmaktadır:
Bülent Tezcan.
Türkiye siyasetinde bazı isimler vardır; makamları değişir fakat etkileri değişmez.
Partiler dönüşür, kadrolar değişir, ittifaklar kurulur ve dağılır; ancak bazı aktörler her dönemin merkezinde kalmayı başarır.
Bu durum bazen siyasi tecrübenin göstergesi olarak yorumlanır.
Bazen de görünmeyen güç ilişkilerinin işareti olarak.
Tezcan’ın uzun yıllardır CHP içerisindeki konumu da bu tartışmaların odağında yer almaktadır.
Seçim stratejilerinde, örgüt yapılarında ve yerel yönetim ilişkilerinde oynadığı rol sık sık kamuoyunun gündemine taşınmıştır.
Bugün ise Ankara kulislerinde yeni iddialar dolaşmaktadır.
Yeni bir siyasi oluşum hazırlığından söz edilmektedir.
Yeni yapılanmalar için oluşturulduğu ileri sürülen mali kaynaklardan bahsedilmektedir.
Gayrimenkul yatırımlarından söz edilmektedir.
Elbette bunların tamamı iddia düzeyindedir.
Fakat hukuk devletlerinde iddialar susturularak değil, açıklığa kavuşturularak ortadan kaldırılır.
Asıl mesele de budur.
Toplumun güveni.
Çünkü siyaset yalnızca oy isteme sanatı değildir.
Siyaset aynı zamanda hesap verme yükümlülüğüdür.
Kamuoyunun bilmek istediği şey çok basittir:
Cumhurbaşkanlığı seçim hazırlıkları için toplandığı ileri sürülen kaynakların toplam büyüklüğü nedir?
Bu kaynakların hukuki statüsü nedir?
Parti kayıtlarında yer almakta mıdır?
Bağımsız denetime açık mıdır?
Harcama kalemleri nelerdir?
Ve bugün bu kaynakların tamamının hesabı verilebilmekte midir?
Soruların cevabı yoksa söylentiler büyür.
Şeffaflık yoksa güvensizlik büyür.
Hesap verilebilirlik yoksa siyaset meşruiyet kaybeder.
Bu nedenle mesele Ekrem İmamoğlu meselesi değildir.
Mesele CHP meselesi de değildir.
Mesele, demokratik toplumlarda siyasetin mali şeffaflığının sağlanıp sağlanamayacağıdır.
Ve bizler cevabı olmayan soruların peşine düşmeye devam edeceğiz.
Çünkü bazen bir ülkede en önemli haber, verilmiş cevaplar değil; hâlâ cevap bekleyen sorulardır.
















































