Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

ÇADIRDA ADALET ARANMAZ!

Bir ülkede hukuk devleti olup olmadığını mahkeme binalarına bakarak anlayamazsınız.

Asıl bakmanız gereken yer, siyasetin mahkemelere nasıl davrandığıdır.
Mahkeme kararlarını bekliyor mu?
Yoksa kendi hükmünü sokakta mı kuruyor?
Bugün Kuşadası’nda yaşanan tam da budur.
İstanbul 9. Sulh Ceza Hâkimliği’nin tutuklama kararına baktığınızda ortada basit bir siyasi tartışma değil; müşteki beyanları, MASAK incelemeleri, HTS kayıtları, banka hareketleri ve dijital yazışmalar üzerine inşa edilmiş kapsamlı bir soruşturma görüyorsunuz.
Üstelik bu soruşturma anonim ihbarlarla değil, isimleri ve kimlikleri belli müştekilerin başvuruları üzerine yürütülmüş durumda.
Şikâyetçilerden birinin halkın oylarıyla seçilmiş belediye meclis üyesi olması ise ayrıca dikkat çekicidir.

Elbette hiç kimse mahkeme kararı olmadan suçlu ilan edilemez.
Fakat aynı hukuk ilkesi şunu da söyler:
Hiç kimse mahkeme kararı olmadan aklanamaz da.
İşte Kuşadası’nda kurulmuş bulunan sözde “destek çadırı” tam da bunu yapmaktadır.
Mahkemenin yerine geçmektedir.
Yargı sürecinin yerine geçmektedir.
Delillerin yerine slogan koymaktadır.
Sorulması gereken soru şudur:
Hakkında rüşvet ve irtikap suçlamaları bulunan, bu nedenle tutuklanmış bir kişi için siyasi propaganda yapılması mı amaçlanmaktadır?
Yoksa devam eden bir yargı süreci üzerinde kamuoyu baskısı oluşturulması mı?

Bir başka soru daha vardır.
Bu çadırlar kimin imkânlarıyla kurulmaktadır?
Kamu kaynakları mı kullanılmaktadır?
Belediyeye ait araçlar, ekipmanlar, personel veya lojistik destek bu faaliyetlerde yer almakta mıdır?
Eğer böyleyse mesele artık siyasi dayanışma olmaktan çıkar.
Kamu gücünün siyasi amaçla kullanılması tartışmasına dönüşür.
Demokratik hukuk devletlerinde belediyeler siyasi partilerin saha organizasyon büroları değildir.
Belediyeler bütün vatandaşlarındır.
CHP’lilerin de, AK Partililerin de, MHP’lilerin de, İYİ Partililerin de, sandığa gitmeyenlerin de…
Vatandaşın vergisiyle alınan bir çadırın, vatandaşın vergisiyle maaş alan personelin veya belediyeye ait herhangi bir imkânın devam eden bir ceza soruşturmasında tutuklu bulunan bir kişi lehine kullanılması; en hafif ifadeyle kamu yönetimi etiği açısından ağır bir sorun yaratır.
Daha ağır ifadeyle ise hukuk devleti bakımından son derece tehlikeli bir örnek oluşturur.
Çünkü bugün bir belediye başkanı için kurulan çadır, yarın herhangi bir sanık için de kurulabilir.
O zaman şu soruyu sormak zorunda kalırız:
Mahkemeler mi karar verecek?
Yoksa meydanlar mı?
Yargıçlar mı konuşacak?
Yoksa parti örgütleri mi?
Asıl vahim olan ise CHP Kuşadası İlçe Yönetimi’nin yürüttüğü bu faaliyetin siyaseten de yanlış olmasıdır.
Çünkü bu çadır, aslında adalet talep etmiyor.
Bu çadır, peşinen beraat talep ediyor.

Mahkeme henüz karar vermemişken, soruşturma henüz tamamlanmamışken, tanıklar ve deliller henüz yargı önünde tartışılmamışken bir kişiyi “mağdur”, soruşturmayı ise “siyasi operasyon” ilan etmek; hukuka değil algıya yatırım yapmaktır.
Oysa hukuk devletlerinde algılar değil deliller konuşur.
Sloganlar değil mahkeme kararları hüküm kurar.
Bir siyasi parti elbette kendi mensubuna sahip çıkabilir.
Ancak hiç kimsenin yargının yerine geçme hakkı yoktur.
Ve hiç kimsenin kamu gücünü kullanarak devam eden bir davada toplumsal baskı oluşturma ayrıcalığı da yoktur.
Bugün Kuşadası’nın en işlek caddesinde kurulan çadır aslında bir destek çadırı değildir.
O çadır;
hukuk ile siyaset arasındaki sınırın ihlal edildiği yerdir.
O çadır;
masumiyet karinesinin propaganda malzemesine dönüştürüldüğü yerdir.
O çadır;
mahkeme salonunda görülmesi gereken bir davanın sokakta görülmeye çalışıldığı yerdir.
Ve hiçbir hukuk devletinde adalet çadırlarda aranmaz.
Adalet mahkemelerde aranır.