Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

BİR ÇERÇEVE YASA, BİR İSTİFA VE TÜRK SİYASETİNDE YENİ BİR PERDE

Fethi Karadeniz Yazdı

Türk siyaseti yine kritik bir virajdan geçiyor.

Bir tarafta kamuoyunda “çerçeve yasa” olarak tartışılan ve toplumsal barış, demokratikleşme ve siyasal normalleşme iddiaları taşıyan yeni bir düzenleme…

Diğer tarafta Cumhuriyet Halk Partisi’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun 17 yıllık CHP üyeliğini sonlandırdığını açıklaması…

İlk bakışta birbirinden farklı iki gelişme gibi görünse de aslında ikisinin de ortak bir noktası var:

Türkiye’nin siyasal geleceği yeniden şekilleniyor.

Ve bu şekillenme yalnızca Meclis sıralarında değil, siyasi partilerin içinde, seçmenin zihninde ve toplumun geleceğe ilişkin beklentilerinde de yaşanıyor.

Çerçeve yasa: Barış mı, siyasi mühendislik mi?

Bir ülkede silahların susması, toplumsal huzurun güçlenmesi, farklı kimliklerin kendisini eşit yurttaş olarak hissetmesi elbette değerli.

Ama burada asıl soru şu:

Atılan adımlar gerçekten kalıcı bir toplumsal barışın altyapısını mı kuruyor, yoksa günü kurtarmaya yönelik bir siyasi düzenlemenin parçası mı?

“Çerçeve yasa” tartışmasına biraz da bu gözle bakmak gerekiyor.

Barış, sadece Meclis’ten çıkan bir yasayla kurulmaz.

Barışın hukuki zemini kadar toplumsal zemini de olmalı.

Şeffaflık olmalı.

Meclis denetimi olmalı.

Muhalefetin görüşleri dikkate alınmalı.

En önemlisi de toplumun önemli bir bölümünde “Benden habersiz bir şeyler dönüyor” hissi oluşmamalı.

Çünkü demokrasi sadece çoğunluğun karar vermesi değildir.

Demokrasi, çoğunluk karar verirken azınlığın kaygısını da duymaktır.

Bu yüzden çerçeve yasa tartışılırken “evet” ya da “hayır” demeden önce, “Bu düzenleme Türkiye’yi gerçekten daha demokratik, daha huzurlu ve daha güvenli bir ülke yapacak mı?” sorusu sorulmalı.

Ve ardından İmamoğlu’nun istifası…

Tam da bu tartışmaların ortasında Ekrem İmamoğlu’nun CHP’den istifası Türk siyasetinde yeni bir sayfa açtı.

İmamoğlu, yaptığı açıklamada 17 yıllık CHP üyeliğini sonlandırdığını ve Türkiye’nin geleceği için “yeni bir yol” açtıklarını söyledi.

Şimdi herkesin aklındaki soru aynı:

Bu yeni yol nereye çıkacak?

İmamoğlu’nun CHP’den ayrılması öyle sıradan bir parti değişikliği gibi görülemez.

Çünkü mesele sadece bir siyasetçinin partiden ayrılması değil.

İmamoğlu, CHP’nin son yıllardaki en güçlü figürlerinden biri ve Cumhurbaşkanlığı yarışının merkezindeki isimlerden biri.

Bu yüzden bu istifa, CHP açısından da ciddi sonuçlar doğurabilecek bir kırılma.

CHP için asıl sınav şimdi başlıyor

CHP açısından mesele sadece İmamoğlu’nun ayrılması değil.

Asıl mesele şu:

Parti, kendi kadrolarıyla ve örgütüyle yeni bir hikâye yazabilecek mi?

Çünkü siyasi partiler kişilerden büyük olmak zorunda.

Bir parti tek bir ismin etkisine, popülaritesine ya da başarısına fazla yaslanırsa, o isim gittiğinde ciddi bir boşluk oluşur.

CHP’nin önündeki en büyük sınav da bu.

İmamoğlu sonrası dengeler nasıl değişecek?

Seçmen bu ayrılığı nasıl okuyacak?

CHP yeni siyasi hattını nasıl kuracak?

Ve en önemlisi…

İmamoğlu’nun açtığı bu yeni yol, CHP tabanında ne kadar karşılık bulacak?

Bunların cevabını önümüzdeki günlerde daha net göreceğiz.

Siyasette yeni ittifaklar mı geliyor?

İmamoğlu’nun istifasıyla birlikte Türkiye’de yeni siyasi oluşumların ve ittifakların konuşulması da kaçınılmaz hale geldi.

Nitekim “yeni yol” vurgusu, kamuoyunda yeni bir siyasi yapı ihtimalini güçlendiren bir mesaj olarak da yorumlandı.

Ama şunu unutmamak lazım: Yeni parti kurmak kolaydır; kalıcı bir siyasi hareket kurmak çok daha zordur.

Çünkü seçmen artık sadece liderlere bakmıyor.

Ekonomi istiyor.

Hukuk istiyor.

Adalet istiyor.

Liyakat istiyor.

Güven istiyor.

Gençlerin geleceğe umutla bakmasını istiyor.

Dolayısıyla yeni bir siyasi hareket gerçekten etkili olacaksa, sadece “eskiye karşı” olmak yetmez.

Yeni bir ülke vizyonu ortaya koyması gerekir.

Asıl mesele kişiler değil, sistemdir

Bugün İmamoğlu konuşuluyor.

Dün başka isimler konuşuluyordu.

Yarın da başka isimler konuşulacak.

Siyaset böyle.

Ama değişmeyen bir gerçek var:

Devletler kişilerle değil, kurumlarla güçlü olur.

Demokrasi de liderlerle değil, güçlü kurumlarla ayakta kalır.

Yargı bağımsız değilse…

Meclis denetim yapamıyorsa…

Partiler kendi içinde demokratik değilse…

Basın özgür değilse…

Vatandaş kendini sadece seçimden seçime hatırlanan biri gibi hissediyorsa…

O zaman hangi parti gelirse gelsin temel sorunlar devam eder.

Bu yüzden çerçeve yasa tartışmasını da, İmamoğlu’nun istifasını da daha büyük bir resmin içinde görmek gerekiyor.

Türkiye yeni bir siyasi döneme mi giriyor?

Belki de en önemli soru bu.

CHP’deki ayrışma…

Yeni siyasi oluşum ihtimalleri…

Çerçeve yasa tartışması…

İktidar ve muhalefet arasındaki yeni denge arayışları…

Bütün bunlar Türkiye siyasetinde yeni bir dönemin kapısının aralandığını gösteriyor.

Ama bu dönemin nasıl şekilleneceğini sadece siyasetçiler değil, milletin tercihi belirleyecek.

Sandık geldiğinde seçmen tüm tartışmaları bir kenara bırakıp tek bir soruya bakacak:

“Bana ve ülkeme kim daha iyi bir gelecek sunuyor?”

Gerçek sınav o zaman başlayacak.

Çünkü Türkiye’nin artık kavga eden siyasetçilere değil, çözüm üreten siyasetçilere ihtiyacı var.

Partilerin birbirini düşman görmesine değil, dengelemesine…

Toplumun kutuplaşmasına değil, ortak bir gelecek fikrinde buluşmasına…

Kısacası Türkiye’nin yeni bir siyasi kavgaya değil, yeni bir siyasi akla ihtiyacı var.

Çerçeve yasa da bir test.

İmamoğlu’nun istifası da bir test.

CHP’nin bundan sonraki adımları da…

İktidarın atacakları da…

Ve en sonunda en büyük sınav yine milletin önüne gelecek.

Çünkü siyasette hiçbir koltuk, hiçbir parti, hiçbir lider kalıcı değil.

Kalıcı olan milletin iradesi.

Ve asıl mesele, kimin nerede olduğu değil;

nasıl bir ülkede yaşamak istediğimizdir.