Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

Özgür Özel ve Erdoğan Karşıtlığı

Türkiye’de uzun zamandır Erdoğan ve AKP iktidarından kurtulmak isteyen geniş bir toplumsal kesim var. “Seçim olsun, bunlar artık gitsin” duygusu toplumun önemli bir bölümünde karşılık buluyor. Kamuoyu araştırmaları da iktidara yönelik memnuniyetsizliğin ve değişim arzusunun güçlü olduğunu gösteriyor.

Böyle bir ortamda muhalefetin yapması gereken, toplumdaki bu değişim isteğinin nedenlerini doğru okumaktır.

Çünkü Erdoğan, yaklaşık 25 yıldır Türkiye’nin yönetiminde tek adam konumundadır. Bu kadar uzun bir iktidarın ardından bugün geldiğimiz noktayı yalnızca “Erdoğan karşıtlığı” gibi soyut bir siyasi tutumla açıklamak mümkün değildir.

Ülkede kamu kurumlarına (TÜİK, Merkez Bankası, AYM, TBMM gibi) duyulan güven son derece düşük seviyededir. Hukukun üstünlüğü, yargının bağımsızlığı, anayasal güvenceler ve bireysel özgürlükler konusunda ciddi bir güvence bulunmamaktadır. Sokakta devlet kurumlarının tarafsızlığına inanan insan bulmak zordur.

Erdoğan, kendi geçtiği yollardan başkalarının geçmesine izin vermediği bir siyasal düzen kurmuştur. İktidarın karşısında duranlar, bir anda çeşitli suçlamaların, soruşturmaların ve davaların hedefi hâline gelebilmektedir. Muhalefeti etkisizleştirmek ve parçalamak için yargının siyasi amaçlarla kullanılabileceğini göstermekten çekinmemiştir.

Gizli tanıklar, soruşturmalar, tutuklamalar ve yıllarca süren davalar artık yalnızca hukuk tartışmasının konusu değil; doğrudan siyasetin bir parçası hâline gelmiştir. İnsanların ne zaman özgürlüklerine kavuşacağını bilemediği bir düzen, hukuk devleti iddiasıyla bağdaşmamaktadır.

Ekonomide de tablo farklı değildir. Emeklilerin ve dar gelirli insanların hayatını her geçen gün daha da zorlaştıran bir ekonomik düzenin sorumluluğunu, yıllardır iktidarda bulunan siyasi anlayış taşımaktadır. Buna rağmen bütün bu tabloyu bir kenara bırakıp “Erdoğan karşıtlığı” üzerinden tartışma yürütmek, Türkiye’nin yaşadığı temel sorunu ıskalamaktır.

Özgür Özel ve partisi açısından asıl mesele de burada ortaya çıkmaktadır.

Elbette Erdoğan’a karşı olmak, iktidarın değişmesini isteyen milyonlarca insanın ortak siyasi duygusudur. Ancak Erdoğan karşıtlığını, Erdoğan’ın yarattığı siyasal düzenin sonuçlarından bağımsız bir tartışma konusu hâline getirmek doğru değildir.

Demokrasiyi, hukuku, özgürlüğü, yasayı ve anayasal düzeni hiçe sayan; bunları kendi siyasi ihtiyaçlarına göre uygulayan; toplumu sürekli bölen ve birbirine düşmanlaştıran bir anlayışla mücadele etmek gerekir.

Böyle bir anlayışla mücadele ederken yapılması gereken, onunla yan yana gelmeyi veya birlikte hareket etmeyi bir siyasi maharet gibi sunmak değil; Türkiye’nin neden bu noktaya geldiğini ve buradan nasıl çıkacağını açıkça ortaya koymaktır.

Geçmişte yapılan siyasi hataların bedeli bugün hâlâ önümüzde durmaktadır. Dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda yapılan yanlış tercihlerin daha sonra nasıl sonuçlar doğurduğunu unutmamak gerekir.

Siyasette dün yaptığınız bir yanlışın bedelini yarın ödemek zorunda kalabilirsiniz.

Bütün bunları unutup “Erdoğan karşıtlığı” söylemiyle yetinmek, günün birinde tıpkı dokunulmazlıkların kaldırılmasında ve siyasi yumuşamaya atıf yapılarak atılan yanlış adımlarda olduğu gibi, sonuçlarıyla yeniden karşılaşmaya yol açabilir.

O gün geldiğinde de şaşırmamak gerekir. Çünkü mesele, bir kişinin iktidardan gitmesi değil; o kişinin temsil ettiği siyasal anlayışın ve kurduğu düzenin gerçekten sona erip ermeyeceğidir.