Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

TEHDİT DİYE SUNDUĞUNUZ MEKTUBUN HANGİ CÜMLESİ TEHDİT?

Ergun Ok Yazdı

Rüşvet ve İrtikap suçlamasıyla halen cezaevinde bulunan, Kuşadası’nın İçişleri Bakanlığı tarafından görevden uzaklaştırılan Avukat Belediye Başkanı Ömer Günel, Ferdi Zenginoğlu’nun kendisine gönderdiğini ileri sürdüğü el yazısı mektubu kamuoyuna “tehdit ve iftira mektubu” olarak sundu.

Ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına başvurulduğunu açıkladı ve kendisinin iddialarını sorgulayanları da “kamuoyunu yanıltmaya” çalışmakla ve “kime, ne için hizmet ettikleri”ni yakında göreceklerini söyleyerek hedef aldı.

Peki, Günel’in kendi yayınladığı mektup gerçekten anlattığı gibi mi?

İşte burada durup belgeye bakmak gerekiyor.

Çünkü mektubu okuduğunuzda, ilk bakışta “tehdit” olarak tarif edilebilecek açık ve tartışmasız bir cümle göremiyorsunuz.

Mektupta maddi sıkıntılardan, para ihtiyacından, yardım beklentisinden, avukatlarla yapılan görüşmelerden ve yaşanan süreçten söz ediliyor. Taraflar arasındaki geçmiş ilişkiye ve çeşitli temaslara ilişkin ifadeler de bulunuyor.

Dolayısıyla kamuoyuna sunulan belge, yalnızca “tehdit eden bir kişi” ile “tehdit edilen bir kişi” arasındaki ilişkiyi göstermiyor.

Tam tersine, geçmişe dayanan bir ilişkinin, maddi taleplerin ve karşılıklı temasların bulunduğu daha karmaşık bir tablo ortaya koyuyor.

Bu nedenle soruyu tekrarlamakta fayda var:

Tehdit dediğiniz mektubun hangi cümlesi tehdit?

Hangi satır?

Hangi ifade?

Eğer açık bir tehdit varsa, gösterilsin.

Çünkü “tehdit var” demek başka, tehdidin belgesini göstermek başka.

Üstelik Günel’in “kamuoyunu yanıltmaya çalışanlar kime hizmet ediyor?” şeklindeki açıklaması da ayrıca tartışılmalı.

Bir gazeteci, kamuoyuna sunulan bir belgeyi sorguladığında kime hizmet etmiş olur?

Gazetecinin görevi belgeyi sorgulamaktır.

Belgeyi yayınlayan kişinin anlatısını olduğu gibi kabul etmek değil.

Burada kimsenin suçlu ya da suçsuz olduğunu ilan etmiyoruz.

Ferdi Zenginoğlu’nun iddialarını da peşinen doğru kabul etmiyoruz.

Ömer Günel’in iddialarını da kesinleşmiş gerçek olarak kabul etmiyoruz.

Çünkü bunu yapacak olan gazeteci değil, yargıdır.

Fakat yargıya sunulan bir belgenin kamuoyuna “tehdit mektubu” diye sunulması halinde, o belgenin gerçekten bu nitelemeyi taşıyıp taşımadığını sormak da gazetecinin en doğal hakkıdır.

Günel yargıya güvenilmesini istiyor.

Biz de aynı şeyi istiyoruz.

O halde sosyal medya üzerinden hüküm vermek yerine belgeleri konuşalım.

Mektup ortada.

İddia ortada.

Şimdi geriye tek bir soru kalıyor:

Tehdit dediğiniz mektubun hangi cümlesi tehdit?

Varsa gösterin.

Yoksa, kamuoyunun önüne “tehdit mektubu” diye konulan bu belgenin başka bir hikâye anlatıyor olabileceğini de kabul etmek gerekir.

Çünkü gerçeği açıklamaların sertliği değil, delilin kendisi belirler.

Gerisini de hukuk söyleyecektir.