Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

MİLLETVEKİLİ YEMİNİ, T.C. ANAYASASI VE 87 ŞEREFLİ İNSAN

EM. DZ. ALB. TEMEL ERSOY YAZDI

Terörsüz Türkiye Çerçeve Yasası (resmî adıyla Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun) anayasal açıdan ciddi tartışmalar doğuruyor. Metnin içeriği ve mekanizması, özellikle m. 2 – hukuk devleti, m. 10 – eşitlik, m. 38 – suç ve cezada kanunilik eksenlerinde açık gerilim yaratıyor.

Aşağıda madde madde anayasal aykırılıkları açıklamaya çalışacağız.

1) Anayasa m. 2 – Hukuk Devleti / Belirlilik İlkesi

Yasa, PKK/KCK’nın “fiilî varlığına son verdiğinin” MGK tarafından tespit edilmesi şartına bağlı olarak soruşturma ve kovuşturmaların 5–10 yıl ertelenmesini, infazların ertelenmesini ve zamanaşımının durmasını öngörüyor.

Bu iki nedenle hukuk devleti açısından sorunlu:

  • Belirsiz kavram: “Fiilî varlığa son verme” ve “silahların teslimi” gibi kavramlar ölçülebilir, objektif kriterlere bağlanmamış.
  • Yürütme organının yargıya etkisi: MGK kararı, Resmî Gazete ve yargı süreçlerinin ertelenmesi gibi işlemler yargı bağımsızlığı ile yürütme yetkisi arasında gerilim yaratır.

2) Anayasa m. 10 – Eşitlik İlkesi

Yasa yalnızca PKK/KCK için özel bir ceza erteleme rejimi getiriyor. Bu iki nedenle eşitlik ilkesine aykırılık iddiası güçleniyor:

  • Benzer terör suçları arasında farklı muamele: FETÖ, IŞİD, DHKP-C gibi örgütler kapsam dışı bırakılmış. Aynı hukuki kategoriye giren suçlar arasında farklı muamele öngörülüyor.
  • Örgüt içi eşitsizlik: 1 Haziran 2005 öncesi müebbet gerektiren suçlar kapsam dışı bırakılıyor. Bu da aynı örgüt içinde farklı muamele öngörüyor.

3) Anayasa m. 38 – Suç ve Cezada Kanunilik / Cezanın Şahsiliği

Yasa, suçun niteliğine göre soruşturma, kovuşturma ve infazın 5–10 yıl ertelenmesini ve zamanaşımının durmasını öngörüyor. Bu üç nedenle Anayasa m. 38 ile gerilim yaratıyor:

  • Cezanın şahsiliği: Bireysel suç isnatları, toplu bir MGK tespitine bağlanarak erteleniyor. Bu durumda cezanın şahsiliği ilkesi zedeleniyor.
  • Fiilî özel af niteliği: Erteleme ve zamanaşımının durması ceza hukukunda özel af tartışması demektir. Af yetkisi TBMM’de (m. 87), fakat bu mekanizma af benzeri sonuç doğuruyor.
  • Kanunilik ilkesi: Bu kadar geniş bir erteleme/durdurma mekanizması, ceza hukukunda istisnai olduğundan kanunilik tartışması doğuruyor.

4) Anayasa m. 138 – Yargı Bağımsızlığı (Dolaylı Gerilim)

MGK kararı ve yargı süreçlerinin ertelenmesi gibi işlemler, yürütme organının yargı işleyişine müdahalesi olarak yorumlanabilir.

5) Anayasa m. 87 – TBMM’nin Af Yetkisi (Dolaylı Gerilim)

Yasa “af” demiyor; “ertelenme” diyor. Ancak kapsamı ve etkisi itibarıyla özel af niteliği taşıdığı iddia edilebilir.

Anayasa m. 2, Türkiye Cumhuriyeti’nin “demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti” olduğunu düzenler. Hukuk devleti; temel hakların güvence altında olduğu, idarenin keyfî işlem yapamadığı, yargı denetiminin tüm kamu gücünü sınırladığı, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerinin sağlandığı anayasal düzeni ifade eder.

Bu tanım, Türkiye’de hukuk devletinin anayasal nitelik olduğunu ve değiştirilemez (m. 4) olduğunu gösterir. Anayasa Mahkemesi, hukuk devletinin vazgeçilmez unsuru olarak belirlilik ve hukuki güvenlik ilkelerini öne çıkarır. Yani, kanunlar açık, net, anlaşılır olmalıdır. Birey, hangi eylemin hangi sonuç doğuracağını öngörebilmelidir. Devletin işlem ve eylemleri öngörülebilir olmalıdır ve kanunlar kural olarak geriye yürümez.

Bu iki ilke, Türkiye’de anayasal denetimin en kritik kriterlerinden biridir. Özellikle ceza hukuku, idare hukuku ve olağanüstü dönem düzenlemelerinde AYM’nin temel referans noktasıdır.

Anayasa Mahkemesi’ne göre belirlilik ilkesi, hukuk devletinin (m. 2) çekirdek unsurlarından biridir ve kanunların açık, net, öngörülebilir olması; bireyin hangi eylemin hangi hukuki sonucu doğuracağını kanundan anlayabilmesi gerekir. Bu ilke, AYM’nin hem norm denetiminde hem bireysel başvurularda en sık kullandığı anayasal kriterlerden biridir.

AYM’nin kendi içtihadına göre belirlilik ilkesi: “Yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını; kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade eder.”

Ayrıca AYM şu ölçütü ekler: “Birey, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın bağlandığını, bunların idareye ne tür müdahale yetkisi doğurduğunu kanundan öğrenebilmelidir.”

AYM, aşağıdaki durumlarda belirlilik ilkesinin ihlal edildiğine hükmeder:

  • Muğlak kavramlar: “Makul süre”, “üst kademe yönetici”, “fiilî hâkimiyet”, “gerekli görülen hâller” gibi ölçütü belirsiz ifadeler.
  • Yürütmeye geniş takdir yetkisi veren düzenlemeler: İdarenin keyfî uygulama yapmasına yol açabilecek ifadeler.
  • Yargı içtihatlarının tutarsızlığı: Norm açık olsa bile uygulama belirsizse belirlilik ilkesi ihlal edilebilir.

“Fiilî Varlığa Son Verme” Kavramı –Belirsizlik Testi

Yasa, PKK/KCK’nın “fiilî varlığına son verdiğinin” MGK tarafından tespit edilmesini temel koşul yapıyor. Bu ifade, AYM’nin belirlilik testine göre açıkça muğlak. “Fiilî varlık” nedir? Örgütün silahlı kapasitesi mi, örgütsel hiyerarşisi mi, lojistik ağı mı, propaganda faaliyetleri mi? Kanunda tanım yok.

“Son verme” nasıl ölçülür? Tamamen mi? Kısmen mi? Bölgesel mi? Süreklilik mi? Ölçüt yok. Tespiti kim yapar? MGK yürütme organıdır ve yargısal denetim yok.

AYM içtihadı: Muğlak kavram ve yürütmeye geniş takdir yetkisi belirlilik ilkesine aykırılık teşkil eder.

“Silahların Teslimi” – Ölçülebilirlik Sorunu

Yasa, örgütün “silahlarını teslim etmesi” şartını getiriyor. Sorun: “Silah” kavramı ölçülebilir değil. Ateşli silah mı? Patlayıcı mı? Mühimmat mı? Örgütün tüm envanteri mi ve teslimin kapsamı nasıl belirlenecek?

AYM içtihadı: Ceza hukukunda yaptırım doğuran kavramların ölçülebilir ve somut olması gerekir. Bu kavram, idareye keyfî yorum alanı açıyor. Bu, belirlilik ihlali.

“MGK Kararının Yargı Süreçlerini Durdurması” – Normun Öngörülebilirliği

Yasaya göre, MGK kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasıyla soruşturma, kovuşturma ve infazlar 5–10 yıl erteleniyor. Bu mekanizma AYM’nin belirlilik testine göre sorunlu. Yargı sürecinin akıbeti yürütme organının takdirine bağlı hâle geliyor. Birey, kendi ceza davasının geleceğini öngöremiyor. Yargı bağımsızlığı ile yürütme arasında belirsiz bir ilişki doğuyor.

AYM içtihadı: Yürütme kararına bağlı yargısal sonuçlar hukuki güvenlik ve belirlilik ihlalidir.

Erteleme Süreleri (5–10 Yıl) – Öngörülebilirlik Sorunu

Yasa, erteleme sürelerini genel bir çerçeve olarak veriyor; fakat hangi suçun 5 yıl, hangisinin 10 yıl erteleneceği, hangi kriterlere göre süre belirleneceği kanunda açık değil. Bu, AYM’nin “normun uygulanabilir olması” kriterine aykırı.

Zamanaşımının Durması – Belirlilik ve Kanunilik İlişkisi

Zamanaşımının durması ceza hukukunda çok istisnai bir mekanizmadır. Sorun, durma süresinin başlangıcının ve bitişinin MGK kararına bağlı olması. Bu iki tarih arasında bireyin hukuki durumu öngörülemez hâle geliyor.

AYM içtihadı: Ceza hukukunda belirsizlik → m. 2 ve m. 38 ihlali.

Kapsam Dışı Suçlar – Normun Sınırlarının Belirsizliği

Yasa, bazı suçları kapsam dışı bırakıyor; fakat “örgüt içi hiyerarşik konum”, “suçun niteliği” ve “örgütsel faaliyet düzeyi” gibi kavramlar tanımsız. Bu, AYM’nin “duraksamaya yer vermeme” kriterine aykırı.

Bazıları daha önce defalarca, bazıları da bir kez de olsa büyük Türk milleti önünde namusu ve şerefi üzerine aşağıdaki yemini eden milletvekillerinden, yeminine sadık kalan 87 milletvekiline çok teşekkür ederim. Geriye kalan 468 milletvekili için söylenecekleri tarihe bırakıyorum.

“Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasaya sadakattan ayrılmayacağıma; büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine andiçerim.”