CHP’yi Parçalamak, Ülkeyi Parçalamak mıdır?
Nerede Durmak Gerekir?

Köşe Yazarı: Vedat Reçber
“Vatana ihanet”, bir kişinin veya grubun kendi ülkesine veya milletine, onun birliğine, beraberliğine zarar vermesi; milleti bir arada tutan değerlerin yok edilmesi için çalışmak, bu yöndeki girişimlere destek olmaktır. Buna da “hain” denir.
Bu yönde gelecek olan tüm muhtemel tehlikeleri önceden görmek, engellemeye çalışmak, halkını uyarmak; yani halkı bir arada tutan, bizleri bu vatan üzerinden birbirimize bağlayan “tutkal” dediğimiz değerleri savunmak, ona zarar gelmemesi, yok olmaması için çalışmak, çaba göstermek de vatanseverliktir…
Öncesinde de, Türk Devrimi ile sonuçlanan Millî Mücadele sürecinde de her iki tipe ait çokça kişi, grup, oluşumlar, akımlar örnek olarak verilebilir… Türk tarihi, yığınlarca örneğe sahiptir bu konularda.
“CHP ile ne alakası olabilir bunların?” diyebilirsiniz elbet…
Anlatalım o zaman…
CHP kimdir, nedir, neyi temsil eder, amacı, görevi nedir, neden var?
Öyle ya, 100’ün üzerinde parti var; açılan, kapanan, siyaset çöplüğüne gömülen en az o kadarını da biliriz.
O zaman CHP’nin farkı nedir?
Neden hep;
“CHP ile diğer partileri karıştırmayın, CHP farklıdır. Siyaset bilimi açısından veya ülkenin siyasi tarihi açısından CHP’yi merkeze almadan yapacağınız hiçbir değerlendirmenin, tahlilin ve önermenin anlamı yoktur.
Çünkü Cumhuriyet tarihi ele alınacaksa en azından çıkış noktası, başlangıcı, temel taşı, yani ‘ana unsuru’dur. Eğer bu ana, temel zemini; onun tarihi olarak toplumla olan bağını, ilişkisini, mücadele alanlarını, geleneğini, devrimler yaratan ideolojisini, ilkelerini yok sayarak yola çıkarsanız, sonuçta elinizde koca bir hiç kalır siyaseten ve fikren.
‘Kurucu Parti’ denilmesi de bu yüzdendir zaten” diyoruz!?
“Savaş meydanlarında kuruldu” sözü bir hamasetten ibaret değildir, gerçekliktir.
“Müdafaa-i Hukuk” ile başlayan düşünce, “Kuvâ-yi Milliye” haline gelerek “Vatan Savunması” hattını kurmuş; devamında Millî Mücadele ile elde edilen tüm kazanımların korunması, yaşatılması, geliştirilmesi, çağın dinamiklerine göre yenilenmesi için, yani Atatürk’ün “Sürekli Devrim” ilkesine göre bu sürekliliğin sağlanması amacıyla gerekli olan örgütlenme ihtiyacından dolayı CHP kurulmuştur…
Böyle bir tarihî geçmişi, misyonu olan; kendisine her şeyden önce “vatan, millet savunmasını” tartışmasız, en temel ilke edinen, adeta bunu “kutsal görev” olarak gören başka bir parti yoktur çünkü…
Atatürk ilke ve devrimleriyle şekillenmiş, 6 Ok’unda sayıldığı tüm ilkeler aslında bu ülkenin çıkışıdır, pusulasıdır. Bunları gerçekleştirmek vatanseverliktir, milletine bağlılık, halkını sevmek, yücelmesini, yükselmesini istemektir…
CHP tarihi boyunca yanlış insanlar, gruplar tarafından yönetilmiş, temel ilkeleri, değerleri aşındırılmış, bu yolla milletle olan bağları dönemsel olarak zayıflatılmış olabilir.
Hatta bu yanlış yönetimlerin, partinin felsefesi, ilkeleri, ideolojisiyle, hatta tarihî mirası ile kavga ettikleri de olmuştur. Yani partisine ihanet eden yönetimler, kişiler olmuştur.
Her koşulda, geniş çapta halkta, vatandaşa CHP sevgisi, ona bağlılık, sadakat süregelmiştir. Cumhuriyet tarihine baktığınızda, CHP gibi doğru, dürüst iktidar yüzü görmeden ayakta kalabilmiş kaç parti var ki? Yoktur…
Ve CHP gibi partileri hiçbir zaman aldığı oy oranlarıyla diğer partilerle kıyaslamak mümkün değildir. On yıllarca iktidar olmadan yaşaması, ayakta kalabilmesi de bunun göstergesidir zaten…
Tarih bize bunu defalarca göstermiştir. En son 1 Mart Tezkeresi buna çok iyi bir örnektir. Ülkenin işgal planı, işgalci emperyalistlerin tüm dayatma ve baskılarına rağmen, bugünlerden çok daha az oyu ve milletvekili olan CHP tarafından engellenmişti. Böylesine kritik süreçlerde CHP’nin duruşu birçok tehlikeyi önleyebilmiştir.
- “CHP bu Cumhuriyetin ana, taşıyıcı kolonu” diyoruz.
- “CHP’nin ilkeleri bu halkın umududur, kurtarıcısıdır” diyoruz.
- “CHP aslında bu Cumhuriyetin ta kendisidir, teminatıdır” diyoruz.
- “CHP bu milletin birliğinin harcıdır, tutkalıdır; bölünmesinin, parçalanmasının önündeki en büyük engeldir” diyoruz hep…
Peki, 100 yıldır neredeyse bütün toplum olarak bunları söyledik. O zaman yanlış mıydı tüm bunlar?
Değil miydi, kendimizi mi kandırdık yani?
Hayır…
CHP yerli yerinde duruyor; ilkeleri de, kurucu iradeye sahip değerleri de, 6 Oku da, Kuvâ-yi Milliye’den gelen o ruhu da, kurumsal kimliğiyle vs. sapasağlam yerinde duruyor değil mi?
Olmayan ne?
İşte tüm bunları savunacak, ilke ve ideolojisine sıkı sıkıya bağlı, siyaseti meslek haline getirmemiş, partinin iktidar olma yolunda sürekli yanlış, hatalar yapmayacak, partiye yük olmayacak mücadeleci kadrolar, yönetimler; bu yönetimlerin oluşmasını sağlayacak demokratik bir örgütlenme modeli…
Sorun veya eksiklik parti, onun kurumsal kimliği, misyonu vs. değil de kadrolar ise, o zaman partiyi bölmek, parçalamak nedir, nereye, kime hizmettir?
Düşünülmesi, tartışılması ve çözülmesi gereken de bu değil midir?
Proje, ülkeyi parçalamak ise, ülkenin, rejiminin, devletinin, Cumhuriyetinin teminatı, “taşıyıcı kolonu” olan partiyi parçalamak, bölmek, buna figüran olmak; aslında tam da arzu edilen gibi vatanın parçalanmasına hizmet etmek değil midir?
Eğer bir binayı yerle bir etmek istiyorsanız, temelini dinamitlemek, dağıtmak, taşıyıcı kolonu yıkmaktan daha kolayı ne olabilir ki?
Proje Ülkeyi Parçalamak mıdır?
CHP de bunun önündeki en büyük engel midir!?
O yüzden mi CHP yıkılmalıdır, dağıtılmalı, çökertilmelidir?
Gelin bunu projenin sahiplerinden dinleyelim, onlara bakalım, görelim…
Graham Fuller, 1966’da CIA’in İstanbul İstasyon Şefi olmuş, ilerleyen yıllarda CIA’nın kıdemli analistleri arasında yer alan ve Yeşil Kuşak / Ilımlı İslam projelerinin teorisyenlerinden biri olarak bilinen bir isimdir.
Ve son olarak Türkiye ve Orta Doğu politikaları üzerine yeni analizlerini hazırlamış, malum projeyi netleştirmişti.
2005 yılı ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice startı vermişti BOP için; “Ortadoğu’da 22 ülkenin haritası değişecek” diyerek tarif etmiş, görev dağılımını da yapmıştı. Hatırlayın…
RTE, tam 34 ayrı konuşmasında “Ben bu projenin eş başkanlarından birisiyim” diyordu.
Ardından ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld de detaylandırmıştı projeyi, aşamalarını, yol haritasını elemanlara tevdi etmişti…
Yine CIA Orta Doğu ve Türkiye uzmanı Henri Barkey de muğlak kalmasın diye tam da adresleri vermişti açık açık.
Çok ilginç diğer konu da “Yeni Türkiye” diyorlardı hep birlikte. Kitaplar yazmışlardı.
Tüm bunlar açık kaynaklardan, internette sorgulanabilir.
Başta Sayın Cengiz Özakıncı, kitaplarında kronolojik sıralamayla Türkiye’ye biçilen yeni rolü, sistemi, rejimi detaylıca anlatmış, belgeleriyle koymuştu kitaplarına. Onlarca yazar, düşünür açık açık yazmış, söylemişlerdi.
Ne diyordu ABD Dışişleri Bakanı, CIA analistleri, istasyon şefleri, onların buradaki etki ajanları olan 2. Cumhuriyetçiler, küreselciler, Atlantikçiler ve nihayet en son ABD Büyükelçisi Tom Barrack!?
“Önümüzdeki en büyük engeller, Türk Ordusu ve CHP, onun temsil ettiği inançlı, kararlı, derin birikimdir.
- Türk Ordusu kafeslenmelidir, dağıtılmalıdır.
- Ve ardından CHP dağıtılmalıdır, kapanmalıdır.
- ‘Tarihî misyonunu tamamladı, vakıf olmalı’ diyerek ‘tarihe gömülmelidir’ diyorlardı.”
Hatırlatırım, CHP içinden bazı gruplar da zamanında bunu söylemeye cesaret etmişlerdi, sonra halkın tepkisinden vazgeçmişlerdi. (O. Kağan Salıcı ve grubu)
Eh, Türk Ordusu’nun başına gelenleri biliyoruz.
Ergenekon, Balyoz süreçlerini çok iyi hatırlayın. Millet nelere inandı?
Bu milletin en kahraman evlatları, yine kendi mahkemelerinde çakalların önüne atılıp boğduruldu. Bunun bir “kumpas” olduğuna inanmadılar. Silivri önlerinde bunun mücadelesini vermiştik, haykırmıştık, uyandıramadık!
Çünkü medya öylesine dizayn edilmişti ki aykırı bir sese yer verilmedi.
7/24 algıyla, yalanlarla, sahtekârlıkla yaptılar.
Milletin çoğu da inandı, destek verdi. Bu hain kumpasla kendi çocuklarının boğulmasına adeta sevinir oldular.
Şimdi?
Şimdi sıra önlerindeki son engel, kalan son kale CHP’ye geldi.
Aynı taktikler, aynı kumpaslar, yalanlar, medyayla yaratılmış düşmanlaştırma, şeytanlaştırma, kardeşleri birbirine düşman etme propagandaları…
Bakın, CHP’yi de CHP’lilere yıktırıyorlar; yaratılan nefret objeleri üzerinden yükselen öfkeye binerek, kavramların içeriklerini boşaltıp “Butlan da, butlan” tekerlemesiyle…
Toplum mühendisliği başka nedir ki?
Şimdi, ordusuz kalmanın bizleri aslında nereye sürüklediğini yaşayarak öğreniyoruz, acıyla.
Projenin önündeki son engel CHP’siz kalmanın nelere yol açacağını da göreceğiz.
“Sevr 2” denilen yasanın Meclis’ten geçmesiyle bir aşamasının daha gerçekleştiği BOP’un bizi nerelere sürükleyeceğini göreceğiz.
O “zayıf” hâliyle tezkereye geçit vermeyen CHP yok artık.
“Ülkenin birinci partisiyiz” diyen Yeni’cilerin tutumunu, aslında bir iradeye sahip olmadıklarını, Atatürk ilkeleri, CHP misyonu ile bir alakalarının olmadığını da gördük işte.
Düne kadar CHP tepelerinde, onu yönetiyordu bu kadrolar. Unutulmasın, bu da aslında CHP’nin nasıl bir işgal altında olup çürütüldüğünün, parçalanıp yok edilmek istendiğinin kanıtıydı zaten…
Yıllardır;
“CHP, CHP’li olmayanların işgali altındadır. CHP’yi kurtarmadan ülkeyi kurtaramazsınız” diye boşuna feryat etmiyorduk yani…
Durum budur, net olarak anlaşılan da budur.
Şimdi tüm bunların ışığında soralım:
Proje CHP’nin parçalanması mıdır?
Evet…
CHP’nin parçalanması, bu Cumhuriyetin, üniter, ulusal devletin, yani aslında ülkenin parçalanması anlamına gelir mi?
Evet…
Bu projeye herhangi bir şekilde destek olmak aslında ülkeye ihanet etmek midir?
Evet…
İşte bu yüzden;
Tüm bunlara karşı her koşulda CHP’yi savunmak, aslında vatanı savunmaktır, vatan mevzisinde olmaktır..!
Vedat Reçber
Köşe Yazısı
Egeden Medya Haber
















































