KUŞADASI KENT MEYDANI’NDA RANT TARTIŞMASI: FAZLA İMALATLAR NEDEN YIKILIYOR?

Yıllardır tartışılan Kent Meydanı projesinde dikkat çeken gelişme: Ruhsat aşamasında ortaya çıkan fazla imalatlar nedeniyle bazı bölümlerin yıkımına başlandı
Kuşadası’nın merkezinde yıllardır tamamlanması ve hizmete açılması beklenen Lütfi Suyolcu Kent Meydanı ve Yaşam Merkezi projesinde dikkat çeken bir gelişme yaşanıyor.
Kuşadalılar “Kent Meydanı ne zaman bitecek, ne zaman açılacak?” diye beklerken, proje kapsamında daha önce yapılan bazı iş yerleri ve imalatların yıkılmaya başlanması yeni bir tartışmayı da beraberinde getirdi.
Peki, bu yapılar neden yapıldı ve neden şimdi yıkılıyor?
Asıl soru tam da burada başlıyor.
TARTIŞMANIN MERKEZİNDE “FAZLA İMALAT” İDDİASI VAR
Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, proje kapsamında başlangıçta öngörülen alanların dışında bazı ek imalatlar ve iş yerleri oluşturuldu.
Bu konu uzun süredir çeşitli haber ve yayınlarla kamuoyunun gündemine taşındı.
Ancak iddialara göre asıl kritik aşama, bu yapıların ruhsatlandırılması sürecinde yaşandı.
Ruhsat başvuruları Belediye Başkan Vekili Tahsin Demirtaş’ın önüne geldiğinde, projeye aykırı veya fazla imalat bulunduğu gerekçesiyle ruhsatlandırmaya onay verilmediği ve Demirtaş’ın bu işlemin altına imza atmayı reddettiği ileri sürüldü.
Bunun ardından, ruhsatlandırılamayan bazı ek yapıların yıkımına başlandığı görülüyor.
Eğer süreç gerçekten bu şekilde geliştiyse, bugün yaşanan yıkımların anlamı oldukça açık:
Ruhsatlandırılamayan imalatlar artık ekonomik bir avantaja dönüşemiyor.
Ve yıllardır tartışılan “imar rantı” iddiaları da yeniden gündeme geliyor.
BU NOKTAYA NASIL GELİNDİ?
Kent Meydanı projesinin hikâyesi, eski Kuşadası Belediyesi hizmet binasının yıkılmasıyla başladı.
Belediyenin açıklamalarında eski belediye binasının depreme dayanıksız olduğu ve bu nedenle yıkıldığı belirtiliyor.
Ancak burada kamuoyunun hâlâ yeterince açık biçimde cevaplanmasını beklediği bazı sorular bulunuyor:
Binanın depreme dayanıksız olduğu hangi teknik rapora dayanıyordu?
Bu rapor kamuoyuyla neden ayrıntılı biçimde paylaşılmadı?
Yıkım kararı hangi belgeler ve teknik tespitler üzerinden verildi?
Çünkü sonuçta yalnızca bir belediye binası yıkılmadı.
Kent merkezindeki çok sayıda iş yeri, esnafın kullandığı alanlar ve mevcut ticari yapı da ortadan kaldırıldı.
Ardından bölgenin yeniden düzenlenmesi ve yeni bir yaşam merkezi oluşturulması için özel bir firma devreye girdi.
Belediyenin bugün yaptığı açıklamaya göre proje belediyenin mülkiyetinde bulunuyor ve proje kapsamında ticari üniteler de yer alıyor.
Ancak projenin hangi hukuki modelle ve hangi ihale yöntemiyle gerçekleştirildiği konusu da kamuoyundaki tartışmanın önemli başlıklarından biri.
2886 MI, 3996 MI?
Kent Meydanı projesiyle ilgili en önemli hukuki tartışmalardan biri de burada ortaya çıkıyor.
Kamuoyunda projenin 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu kapsamında üst hakkı yöntemiyle gerçekleştirildiği ifade edilirken, projenin niteliği itibarıyla 3996 sayılı Yap-İşlet-Devret Kanunu kapsamında değerlendirilmesi gerektiği yönünde de görüşler bulunuyor.
Buradaki temel soru şu:
Ortada mevcut bir yapı bulunmadan, yapılması planlanan bir tesis için “üst hakkı” yöntemi kullanılarak 2886 sayılı Kanun üzerinden işlem yapılması hukuken doğru muydu?
Bu sorunun cevabı, yalnızca siyasi tartışmayla değil, hukuk ve kamu ihale mevzuatı açısından açık biçimde ortaya konulmalı.
Çünkü mesele yalnızca bir bina yapmak değildir.
Mesele, kamuya ait bir taşınmazın hangi yöntemle, hangi şartlarla ve ne kadar süreyle özel bir işletmeciye bırakıldığıdır.
SAYIŞTAY RAPORU DA TARTIŞMAYA YENİ BİR BOYUT KATIYOR
Kuşadası Belediyesi’nin ilgili dönemine ilişkin Sayıştay denetim raporunda da proje ve ihale uygulamaları açısından dikkat çekici tespitler bulunuyor.
Raporda, rekreasyon alanında şartnamede yer almayan bazı ek alanların avan projede yer aldığı ve bunun 2886 sayılı Kanun’un ilgili hükümleri açısından aykırılık oluşturduğu belirtiliyor.
Raporda ayrıca sözleşme ve idari şartnamede belirli düzenlemeler nedeniyle yükleniciye avantaj sağlanmasının da 2886 sayılı Kanun açısından sorun oluşturduğu ifade ediliyor.
Bu nedenle bugün ortaya çıkan “fazla imalat” tartışmasını yalnızca bugünün meselesi olarak görmek doğru değil.
Sorunun geçmişe uzanan bir boyutu var.
PEKİ, O DÖNEMDE BELEDİYENİN DENETİM MEKANİZMASI NEREDEYDİ?
İşte asıl cevaplanması gereken soru burada.
Bir inşaat yapılırken;
– Projeyi kontrol eden mühendisler,
– teknik personel,
– yapı kontrol birimleri,
– imza yetkilileri,
– ilgili belediye yöneticileri
hangi aşamada denetim yaptı?
Eğer bugün ruhsat verilemeyecek kadar fazla imalat bulunduğu söyleniyorsa, bu fazlalıklar neden inşaat devam ederken tespit edilmedi?
Neden inşaat tamamlanma aşamasına geldikten sonra gündeme geldi?
Ve daha önemlisi:
Kamuya ait bir alanda projeye aykırı olduğu ileri sürülen imalatlar yapılırken belediyenin ilgili birimleri ne yaptı?
Bu soruların muhatabı yalnızca siyasi makamlar değil, aynı zamanda teknik ve idari süreçte imza atan bütün görevlilerdir.
Çünkü belediyenin görevi yalnızca vatandaşın yaptığı yapıyı denetlemek değildir.
Kamu adına yapılan büyük projeyi de denetlemektir.

VATANDAŞA UYGULANAN DENETİM NEDEN KAMU PROJESİNDE AYNI KARARLILIKLA UYGULANMADI?
Kuşadası’nda geçmiş yıllarda vatandaşların küçük yapı ve eklentileri nedeniyle ağır idari işlemlerle karşı karşıya kaldığı örnekler kamuoyunun hafızasında.
Pergole, balkon, depo, sundurma veya küçük bir yapı nedeniyle vatandaş hakkında işlem yapan belediye mekanizması, kent merkezinin göbeğinde milyonlarca liralık bir projede ortaya çıktığı ileri sürülen fazla imalatları neden zamanında görmedi?
İşte bu nedenle bugün yaşanan yıkım, yalnızca birkaç dükkânın sökülmesi olarak görülmemeli.
Bu olay aynı zamanda kamu denetiminin nasıl işletildiği sorusunu da gündeme getiriyor.
30 YILLIK BİR PROJEDE KAMU YARARI NASIL KORUNACAK?
Bir başka önemli konu ise projenin kullanım süresi.
Kamuya ait bir alanda yapılan ticari yapıların uzun yıllar özel işletme konusu olması, ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor:
Bu proje Kuşadası halkına uzun vadede ne kazandıracak?
Çünkü 30 yıllık bir kullanım süresi söz konusu olduğunda, bugün yapılan yapıların ekonomik ömrü, bakım maliyetleri, yenileme ihtiyacı ve sözleşme sonunda taşınmazın hangi durumda kamuya devredileceği gibi konular büyük önem taşıyor.
Kuşadası Belediyesi ise projenin belediyenin mülkiyetinde kalacağını ve kent meydanındaki ticari ünitelerden elde edilecek gelirin eski yapıdaki ticari alanlardan elde edilen gelirin çok üzerinde olacağını açıklıyor.
Ancak kamu yararı açısından bunun ölçüsü yalnızca “belediyeye gelir sağlayacak mı?” sorusu olmamalı.
Kuşadası halkı bu projeden ne kazanacak?
Kamu taşınmazının gerçek ekonomik değeri ne?
Sözleşme şartları belediyenin menfaatini yeterince koruyor mu?
Proje sonunda kamu elinde ne kalacak?
Bunların tamamı şeffaf biçimde açıklanmalı.
TAHSİN DEMİRTAŞ’IN KARARI NEDEN ÖNEMLİ?
Bugün gelinen noktada ise farklı bir tablo ortaya çıkıyor.
İddialara göre Belediye Başkan Vekili Tahsin Demirtaş, ruhsat aşamasına gelen ve projede fazlalık olduğu değerlendirilen imalatlara onay vermedi.
Bu kararın sonucunda da bazı yapıların yıkımına başlandı.
Eğer süreç gerçekten bu şekilde gerçekleştiyse, burada siyasi görüşlerden bağımsız olarak önemli bir kamu yönetimi ilkesi ortaya çıkıyor:
Yanlış olduğuna inanılan bir işlemin altına imza atmamak.
Bizler gazeteciler olarak yalnızca yanlış gördüğümüz uygulamaları eleştirmekle yükümlü değiliz.
Doğru bir adım atıldığında onu da kamuoyuna aktarmak zorundayız.
Bu nedenle, ruhsatlandırma aşamasında projeye aykırı olduğu düşünülen imalatlara onay vermediği belirtilen Başkan Vekili Tahsin Demirtaş’ın bu tavrını kamu yararı ve belediyenin sorumluluğu açısından olumlu buluyoruz.
Ancak bu kararın devamının gelmesi gerekiyor.
ŞİMDİ SORUŞTURULMASI GEREKEN ASIL KONU
Bugün bazı yapıların yıkılması elbette önemli.
Ama bundan daha önemli olan, bu yapıların neden ilk etapta yapılabildiğinin ortaya çıkarılmasıdır.
Eğer gerçekten projeye aykırı veya ruhsatlandırılamayacak imalatlar yapıldıysa;
Kim yaptı?
Kim onayladı?
Kim denetlemedi?
Kim göz yumdu?
Hangi teknik personelin sorumluluğu var?
Hangi imza sahipleri süreçte görev aldı?
Neden zamanında işlem yapılmadı?
Ve en önemlisi:
Kamu zararına yol açabilecek bir durum oluştuysa, bunun hesabı kimden sorulacak?
Bu soruların cevabı verilmeden birkaç yapının yıkılmasıyla meselenin kapandığını düşünmek mümkün değil.
Çünkü mesele birkaç dükkân değildir.
Mesele Kuşadası halkının ortak malı olan bir alanın nasıl kullanıldığıdır.
ARTIK “RANTA DUR” DENİLECEK Mİ?
Kuşadası’nda yıllardır tartışılan imar uygulamaları, kamu taşınmazları ve kent merkezindeki projeler açısından yeni bir döneme ihtiyaç var.
Kent meydanı gerçekten halkın meydanı olacaksa;
Şeffaf olacak.
Denetlenebilir olacak.
Sözleşmeleri kamuoyuna açık olacak.
İhale süreçleri tartışmaya yer bırakmayacak.
Projeye aykırı imalatlara izin verilmeyecek.
Ve en önemlisi, kamu malı üzerinde özel çıkar oluşturulmasına izin verilmeyecek.
Bugün başlayan yıkım bu açıdan yalnızca bir son değil, yeni bir başlangıç olabilir.
Başkan Vekili Tahsin Demirtaş’ın ruhsat konusunda aldığı iddia edilen kararın devamının gelmesi ve geçmişteki bütün süreçlerin de bağımsız biçimde incelenmesi gerekiyor.
Çünkü Kuşadası halkının hakkı yalnızca bugün değil, 30 yıl sonrası da düşünülerek korunmalı.
Kamu adına görev yapan herkesin görevi de tam olarak budur.
Kuşadası’nın malı Kuşadası halkınındır.
Ve kamu adına kullanılan hiçbir alan, hiçbir ihale, hiçbir imar uygulaması kişisel veya ticari rant tartışmasının gölgesinde kalmamalıdır.
Egeden Medya Haber olarak soruyoruz:
Kent Meydanı’nda bugün yıkılan fazla imalatları kim yaptı, kim denetledi ve neden zamanında durdurulmadı?
Bu sorunun cevabı verilmeden, Kuşadası’nda “imar rantına gerçekten dur denildi” demek için henüz erken.
Ama bugün atılan adım, doğru yönde atılmış bir adım ise, devamının gelmesini bekliyoruz.

Bir başka soru: Rahmi Dilligil dosyasında uygulanan ölçü burada da uygulanacak mı?
Kuşadası kamuoyunun hafızasında henüz tazeliğini koruyan bir başka olay daha var.
Devlet Tiyatroları’nın duayen isimlerinden, emekli Genel Müdür Rahmi Dilligil ailesine ait küçük bir depo yapısıyla ilgili olarak, söz konusu yapının imara aykırı olduğu ve çevre kirliliğine neden olduğu gerekçesiyle belediye tarafından işlem yapılmış, tebligatlar gönderilmişti. Sürecin sonunda yapı yıkıldı ve 80 bin liranın üzerinde olduğu belirtilen idari para cezası ödendi.
Ancak süreç bununla da sınırlı kalmadı. Söz konusu yapının eşi Şebnem Dilligil’in adına olması nedeniyle, olayla ilgili adli süreç de gündeme geldi ve dosyanın yargılamasının halen devam ettiği belirtiliyor.
Şimdi Kuşadası halkının sormaya hakkı olan çok basit ama önemli bir soru var:
Küçük bir depo için bu kadar hassas davranan belediye, Kent Meydanı’nda ruhsat aşamasında ortaya çıktığı belirtilen fazla imalatlar konusunda da aynı hassasiyeti gösterecek mi?
Rahmi Dilligil’in yapısı için yıkım, para cezası ve adli süreç işletilirken, Kent Meydanı’ndaki iddia edilen fazla imalatlar için süreç yalnızca “yıkım” ile mi sınırlı kalacak?
Yoksa burada da kim tarafından yapıldığı, kimlerin kontrol ettiği, hangi aşamada fark edildiği ve kamu adına herhangi bir sorumluluk doğup doğmadığı araştırılacak mı?
İşte asıl mesele tam da burada düğümleniyor.
Vatandaşın küçük bir yapısında imara aykırılık tespit edildiğinde hukuk ve mevzuat bütün ağırlığıyla uygulanıyorsa, milyonluk bir kent projesinde ortaya çıkan iddia edilen aykırılıklar karşısında da aynı hukuk terazisinin çalışması gerekmez mi?
Kuşadası kamuoyu şimdi bu sorunun cevabını bekliyor.
Çünkü mesele yalnızca birkaç metrekarenin yıkılması değil; mesele, kuralların herkes için aynı olup olmadığıdır.
Kamu yararı için…
Kuşadası için…
Kuşadası halkının hakkı için.











































