ÇOCUKLARIN GÖZYAŞI, İNSANLIĞIN UTANCIDIR!

Fethi KARADENİZ
Eğitimci-Yazar
Bir çocuğun ağlaması, yalnızca bir evin sessizliğini bozmaz.
O ağlayış, insanlığın vicdanına bırakılmış ağır bir sorudur:
“Beni neden korumadınız?”
Bu sorunun cevabını verebiliyor muyuz?
Dünyanın bir yerinde çocuk bomba sesleriyle uyanırken, başka bir yerde çocuk okul çantasını sırtına alıp dersine gidiyor. Bir çocuk enkazın altında annesini ararken, başka bir çocuk oyun arkadaşlarıyla gülüyor.
Elbette çocukların gülmesi güzeldir.
Ama dünyanın bir köşesindeki çocuğun gözyaşı, dünyanın diğer köşesindeki çocuğun huzurunu sorgulatıyorsa, burada hepimizin düşünmesi gereken bir mesele vardır.
Çünkü çocukların milliyeti yoktur.
Savaşların tarafı değildir onlar.
İktidar hesaplarından, sınır tartışmalarından, siyasi çıkarlardan, toprak kavgalarından ve silahlardan anlamazlar.
Onların dünyası çok daha basittir.
Bir ev isterler.
Bir anne-baba isterler.
Bir okul isterler.
Bir parça ekmek, bir oyuncak ve güven içinde oynayabilecekleri bir sokak isterler.
Hepsi bu kadar.
Ama biz yetişkinler, çocuklara bırakmamız gereken dünyayı onların ellerinden alıyoruz.
BİR ÇOCUĞUN ÇOCUKLUĞUNU ÇALMAK
Kimi çocuk okul sıralarında olması gerekirken sokakta çalışıyor.
Kimi ağır yüklerin altında çocukluğunu kaybediyor.
Kimi açlıkla mücadele ediyor.
Kimi savaşın ortasında büyüyor.
Kimi bir bombardımandan sonra annesini, babasını ya da kardeşini arıyor.
Kimi daha hayatın ne olduğunu anlayamadan yetim kalıyor.
Ve biz bütün bunları çoğu zaman ekranlardan izliyoruz.
Bir haber…
Bir görüntü…
Birkaç saniyelik bir şaşkınlık…
Sonra başka bir haber.
Sonra başka bir gündem.
Sonra hayatımıza devam ediyoruz.
Peki ya o çocuk?
O çocuk hayatına devam edebiliyor mu?
İşte asıl soru budur.
Bir çocuğun eline kalem yerine silahın gölgesi düşüyorsa, okul çantası yerine korku taşıyorsa, oyun oynayacağı sokak bir savaş alanına dönüşüyorsa bunun adı yalnızca savaş değildir.
Bunun adı, insanlığın ortak vicdanındaki büyük çöküştür.
MASALARDA HESAPLAR, ENKAZLARDA ÇOCUKLAR
Dünyanın güçlüleri masalarda sınırları, toprakları, enerji kaynaklarını, siyasi dengeleri ve çıkarlarını konuşuyor.
Çocuklar ise enkazların arasında oyuncaklarını arıyor.
Birileri savaşın hesabını yapıyor.
Çocuklar hayatlarının hesabını veriyor.
Birileri “stratejik hedef” diyor.
Çocuklar hayatta kalmaya çalışıyor.
Birileri “kaçınılmaz sonuç” diyor.
Çocuklar annelerinin elini bırakmamaya çalışıyor.
İşte burada durup düşünmek zorundayız.
Bir çocuğun ölümünü hangi siyasi hesap açıklayabilir?
Bir çocuğun yetim kalmasının hangi stratejik gerekçesi olabilir?
Bir çocuğun sakat bırakılmasını hangi harita, hangi sınır, hangi çıkar haklı gösterebilir?
Hiçbiri!
Çünkü çocukların ölümü için üretilen hiçbir gerekçe, vicdanın önünde geçerli değildir.
EĞİTİMİN YERİNE SAVAŞI KOYAMAYIZ
Bir eğitimci olarak biliyorum ki bir çocuğun geleceği, yalnızca ailesinin değil, toplumun ve insanlığın sorumluluğudur.
Çocuğu koruyamayan bir toplum, geleceğini de koruyamaz.
Okuldan uzaklaştırılan, oyun hakkı elinden alınan, çalıştırılan, aç bırakılan, korkuyla büyütülen her çocuk; aslında bizden eksilen bir gelecektir.
Çünkü eğitim yalnızca çocuğa bilgi vermek değildir.
Eğitim, ona insanca yaşama hakkını öğretmektir.
Güven duygusunu öğretmektir.
Birlikte yaşamayı öğretmektir.
Başkasının acısını anlayabilmeyi öğretmektir.
Peki biz çocuklara bunları anlatırken, dünyanın başka yerlerinde onların üzerine bomba yağmasına nasıl sessiz kalabiliriz?
Bu çelişkiyi görmezden gelemeyiz.
ARTIK YETER!
Çocukların ölümünü seyretmeye hakkımız yok.
Yetim kalmalarını kabullenmeye hakkımız yok.
Sakat bırakılmalarını “savaşın kaçınılmaz sonucu” diyerek geçiştirmeye hakkımız yok.
Çünkü savaşların gerçek kazananı yoktur.
Birileri kendisini galip ilan edebilir.
Haritalar değişebilir.
Sınırlar değişebilir.
İktidarlar değişebilir.
Ama ölen çocuklar geri gelmez.
Bir çocuğun yarım kalan hayatını hiçbir zafer tamamlayamaz.
Bir çocuğun susturulan kahkahasını hiçbir madalya geri getiremez.
Çocukların kaybettiği bir dünyada, yetişkinlerin kazandığını söylemek mümkün değildir.
ÇOCUKLARA BIRAKACAĞIMIZ DÜNYA
Dünyanın bütün liderlerine, yöneticilerine ve karar vericilerine sesleniyorum:
Silahlarınızdan önce çocukların gözlerine bakın.
O gözlerde savaş yok.
İktidar hırsı yok.
Toprak kavgası yok.
Siyasi hesap yok.
Sadece yaşamak isteyen, sevilmek isteyen, oyun oynamak ve gülmek isteyen bir çocuk var.
Belki de insanlığın kurtuluşu, tam da o gözlerde saklı.
Çocuklar okula gitmeli; çalıştırılmamalı.
Çocuklar oyun oynamalı; bombalardan kaçmamalı.
Çocuklar anne ve babalarının ellerini tutmalı; mezar taşlarına sarılmamalı.
Çocuklar korkuyla değil, umutla büyümeli.
Ve sokaklar yeniden çocukların kahkahalarıyla dolmalı.
Çünkü biz bu dünyayı çocuklardan miras almadık.
Onlardan ödünç aldık.
Şimdi kendimize sormamız gereken soru çok basit:
Biz bu dünyayı çocuklara nasıl teslim edeceğiz?
Savaşlarla mı?
Yıkımlarla mı?
Kin ve nefretle mi?
Yoksa barışla, eğitimle, sevgiyle ve insanlık onuruyla mı?
Ben ikinci yolu seçiyorum.
Çünkü çocukların gülmediği bir dünyanın geleceği yoktur.
Artık savaşlar bitsin.
Silahlar sussun.
Okullar açılsın.
Oyun alanları çocuklara bırakılsın.
Dünyanın neresinde olursa olsun her çocuk güven içinde büyüsün.
Ve biz yetişkinler, çocukların gözlerine baktığımızda utanmak zorunda kalmayacağımız bir dünya kuralım.
Çünkü unutmayalım:
Bir çocuğun gözyaşı yalnızca onun acısı değildir.
O gözyaşı, insanlığın vicdanına düşen bir damladır.
Ve o damlalar çoğaldıkça, insanlık biraz daha eksilir.
ÇOCUKLARIN GÖZYAŞI, İNSANLIĞIN UTANCIDIR!














































