ETİKETİN GÖLGESİNDE YAŞAMAK

VELİ YALÇIN | KÖŞE YAZISI
“Arada bir aynaya bakmalı insan. Güzel miyim diye değil, insan mıyım diye.”
— Tuncel Kurtiz
Bazı insanlar için adının önündeki etiket, adının kendisinden daha değerlidir. Çünkü etiket, onların kim olduğunu anlatmaktan çok, kimin yanında durduğunu gösterir. Bir siyasi parti, bir makam, bir cemaat, bir güç odağı ya da nüfuz sahibi bir kişi… Önemli olan düşünce değil, aidiyettir. Önemli olan hakikat değil, kimin güçlü olduğudur.
Böyle insanlar kendi başlarına bir fikir üretmekte, bağımsız bir tutum geliştirmekte ve gerektiğinde kendi taraflarını eleştirmekte zorlanırlar. Çünkü bağımsız düşünce sorumluluk ister. Duruş ise bedel ödemeyi göze almayı gerektirir. Oysa güce yaslanmak daha kolaydır. Güçlü olanın yanında durduğunuzda sorgulanmaz, itiraz etmez, bedel ödemezsiniz. Tıpkı eski bakan Fatma Betül Sayan Kaya’nın, siyasi konjonktür değişince önceki tutumlarından uzaklaşmasında gördüğümüz gibi.
Dahası, gücün değişmesiyle birlikte saf değiştirmek de onlar için büyük bir sorun değildir. Dün göklere çıkardıkları kişiyi bugün yerden yere vurabilir, dün ağır biçimde eleştirdikleri kişiyi bugün büyük bir lider gibi sunabilirler. Dün “asla olmaz” dedikleri şeyi bugün savunurken yüzleri bile kızarmaz. Çünkü onların temel ölçüsü tutarlılık değildir. Ölçü, güçtür. Güç kimdeyse haklı olan da odur.
Bu anlayışın en dikkat çekici tarafı ise kişinin kendi çelişkilerini fark etmek istememesidir. Çünkü insan, kendisini çıkarcı, yalancı veya biat eden biri olarak görmek istemez. Bu nedenle davranışlarına mutlaka bir gerekçe bulur. Dün söylediğini bugün inkâr ederken “şartlar değişti” der. Dün karşı çıktığı şeyi bugün savunurken “ülkenin menfaati” ya da “şehrin yararı” der. Güce yaklaşmasını “tecrübe”, susmasını “devlet aklı”, itaatini ise “sadakat” olarak adlandırır. Böylece çıkar, ilke kılığına sokulur. Asıl sorun da burada başlar.
Çünkü demokratik toplumların en büyük güvencesi, insanların herhangi bir partiye, lidere veya iktidara koşulsuz bağlı olması değil; gerektiğinde kendi desteklediği kişiye, gruba, partiye veya devletine bile “Yanlış yapıyorsun.” diyebilmesidir.
Gerçek sadakat, kişiye değil ilkeye gösterilir. Gerçek yurtseverlik, iktidarın yanında durmak değil; iktidar yanlış yaptığında bunu söyleyebilmektir. Gerçek siyasal bilinç, kendi tarafının hatasını da görebilmektir. Sürünün içinden biri olmaya itiraz etmektir.
Çünkü biat etmek kolaydır; düşünmek zordur. Biat eden insanın yükü hafiftir. Kararlarını başkası verir, savunmasını başkası yapar, sorumluluğunu da başkasına yükler. Kendi vicdanıyla hesaplaşmak zorunda kalmaz. Bugün başka, yarın başka konuşsa bile kendisine bir açıklama bulabilir. Ama bağımsız insan için durum farklıdır.
Bağımsız insan gerektiğinde kendi mahallesine itiraz eder. Kendi partisinin yanlışını söyler. Kendi liderini eleştirir. Dün savunduğu bir düşüncenin yanlış olduğunu gördüğünde bunu kabul eder. Çünkü onun amacı haklı çıkmak değil, doğruyu bulmaktır.
İşte karakter ile etiket arasındaki fark tam da burada ortaya çıkar. Etiket insanı değerli yapmaz. İnsan, etikete değer kazandırır. Bir insanın makamı, unvanı, mensubu olduğu parti veya arkasındaki güç onun karakterinin ölçüsü değildir. Asıl ölçü, kimse alkışlamasa da doğru bildiğinin arkasında durabilmesidir.
Güç el değiştirdiğinde karakteri değişmeyen insan değerlidir. Çünkü bazıları için değişen yalnızca iktidardır. Onların söylemleri, savundukları kişiler ve hatta “ilkeleri” bile iktidarla birlikte değişir. Dün başka bir gücün önünde eğilirken bugün başka bir gücün önünde eğilmeleri, onların fikir değiştirdiğini değil, güce olan bağlılıklarının değişmediğini gösterir.
Bu yüzden toplumların en büyük sorunu yalnızca kötü yöneticiler değildir. Bazen daha büyük sorun, kötü yöneticileri her dönemde haklı çıkaracak insanların bulunmasıdır. Çünkü iktidarlar değişebilir. Partiler değişebilir. Liderler değişebilir. Makamlar el değiştirebilir. Ama biat kültürü değişmediği sürece, yalnızca biat edilen kişi değişir.
Ve belki de asıl sorgulamamız gereken şudur: Bir insanın önündeki etiketi mi konuşmalıyız, yoksa o etiket çıkarıldığında geriye gerçekten bir kişilik, bir fikir ve bir vicdan kalıp kalmadığını mı?
Çünkü insanı değerli kılan taşıdığı etiket değil, o etiket çıkarıldığında geriye kalan karakteridir.
“Kişiliğinizi sildiğinizde geriye 0 kalır.”













































