Devlet Ciddiyeti, Bürokrasi ve Unutulan Bir Dönem

Banka Müfettişliği mesleğine geçmeden önce, yaklaşık dört yıl gibi kısa sayılabilecek bir süre devlet memurluğu yaptım. O süre içinde görev yaptığım yer, Hazine Genel Müdürlüğü’nün “Ödemeler Dengesi” Şubesi idi. Bu vesileyle, Türkiye’nin yetiştirdiği en sıra dışı, en yetkin bürokratlardan biriyle çalışma şansım oldu: Rahmetli Ali Kocatürk.
Ali Kocatürk, Hesap Uzmanları Kurulu’nun gözbebeği bir baş hesap uzmanıydı. Doğrudan Hazine Genel Müdür Yardımcılığı’na atanmıştı. Son derece zeki, çalışkan ve düşünsel olarak Marksistti. Bu yönüyle dönemin siyasal iktidarına tamamen ters bir yerde durmasına rağmen, devlet nezdinde tartışmasız bir ağırlığı vardı. Onu yaşamım boyunca unutamam.
Süleyman Demirel, bakanlarına bile güvenmeyip dış borçlar konusunda doğrudan Ali Kocatürk’ten bilgi alırdı. IMF ile yürütülen süreçler, dış borç müzakereleri, ülke lehine anlaşmaların yapılması… Hepsi Ali Bey’in omuzlarındaydı. Çalışma koşullarını, mesai saatlerini kendi belirlerdi. Kimse de “neden” diye sormazdı. Çünkü işini çok iyi yapardı.
O yıllarda IMF ile iki ya da üç yıllık stand-by anlaşmaları imzalanır, IMF heyetleri üç ayda bir Türkiye’ye gelirdi. Sırasıyla Başbakanlık, Maliye Bakanlığı, Merkez Bankası ve DPT ziyaret edilir, son durak Hazine olurdu. Saatler süren o son toplantıyı Ali Kocatürk yapardı. Rakamlarla konuşur, gerektiğinde IMF heyetini ikna ederdi. Toplantı biter, kredi limitleri serbest bırakılırdı.
Bir gün Ali Bey, IMF ile yapılacak toplantıya benim de katılmamı istedi. İngilizcemin iyi olmadığını, Almanca bildiğimi söyledim. “Gel” dedi. Mithatpaşa Caddesi’ndeki eski TUSLOG binasında yapılan toplantıya birlikte gittik. Tarih 1980 yazıydı.
IMF’yi temsilen iki Hintli, bir de Amerikalı uzman vardı. Ekip başı Hintliydi. İlk bir saat sorunsuz geçti. Sonra bir anda Ali Bey’in sesi yükseldi. İngilizce bağırıyor, sert çıkışlar yapıyordu. Bir şeylerin ters gittiğini anladım ama detayları tam kavrayamıyordum. Döndü bana:
“Basri, toplantı bitti. Kalk, gidiyoruz.”
Meğer Hintli ekip başı, Ali Bey’e şu soruyu sormuş: “IMF’ye bu yıl buğday taban fiyatını taahhüt ettiğiniz rakamdan köylüye neden beş kuruş fazla veriyorsunuz?”
Ali Kocatürk, hem Türkiye’yi küçümseyen bu üsluba hem de Başbakan Demirel’in köylüye verdiği beş kuruşu sorgulayan anlayışa öfkelenmişti. IMF heyetine açıkça hakaret etmiş, “Git, kendi köylüne sahip çık” diyerek toplantıyı terk etmişti.
Sonra kendisine, “Ali Bey, bu iş Demirel’in kulağına giderse sizi görevden alabilir” dedim.
Gülümsedi: “Demirel bir şey demez. Köylüyü koruyoruz, yanlış bir iş yapmadım. Duyarsa memnun bile olur.”
Nitekim IMF, Ali Bey’i Demirel’e şikâyet etmiş. Demirel’in verdiği yanıt Hazinede dilden dile dolaşmıştı: “Ali Bey komünisttir ama işini çok iyi yapar. Yerini değiştiremem.”
O Hintli uzmanlar bir daha Türkiye’ye gelmedi.
Ali Kocatürk yalnız değildi. DPT’de görev yapan, hemşehrim Dr. Yaman Erdal (Sosyal Planlama Daire Başkanı) ve İstatistik Şube Müdürü Tevfik Bey de düşünsel olarak Demirel’e taban tabana zıttı. Ekonomik politikaları açıkça eleştirirlerdi. Demirel yıllarca bu kadrolarla çalıştı. Çünkü onun için ölçü şuydu: “Komünist olabilirler, düşünceleri beni ilgilendirmez. Bu ülke için yararlı insanlardır.”
Bugün böyle bürokratların bırakın kendisini, gölgesi bile devlet dairelerinde dolaşamaz.
Özal 1984’te iktidara geldiğinde, bürokraside ne kadar donanımlı, ülkesini seven, aykırı ve bağımsız insan varsa hızla tasfiye etti. Ali Kocatürk, 1984–85 yıllarında Özal’la yapılan bir toplantıda Başbakan’la masada tartıştı ve orada istifa etti. Ardından FAO Genel Müdürlüğü’ne geçti.
Düşünebiliyor musunuz? Bir bürokrat, Başbakan’la herkesin gözü önünde tartışıyor. Bugün bu mümkün mü?
Yaman Erdal, DPT’den tasfiye edildikten sonra İstanbul’daki büyük bir gruba çok iyi koşullarla danışman oldu. Tevfik Bey’in akıbetini ise bugün bilmiyorum.

Gelelim bugüne…
“IMF’ye borcumuz kalmadı, istersek borç veririz” söylemi koskoca bir kandırmacadır. Eskiden bütçeyi IMF yönlendirirdi, bugün onun yerini uluslararası finans kuruluşları ve küresel bankalar aldı: Morgan Stanley, Deutsche Bank, Citibank…
Asgari ücret zamlarını, Merkez Bankası’nın politika faizini daha Türkiye açıklamadan önce onların telaffuz etmesi boşuna mı?
Mehmet Şimşek’in “IMF ile görüşmüyoruz” söylemi de gerçeği perdelemektedir. IMF’nin rolünü artık bu uluslararası finans çevreleri üstlenmiştir. Şimşek bir finansçıdır; ekonomiden anladığı iddiasına girerim.
Bu yazı, Türkiye’nin yönetim kadrolarının nereden nereye savrulduğunu anlatıyor.
Siyasallaşmış, tek sesli, aykırı söz söyleme şansı olmayan bir bürokrasiyle bu ülkenin hiçbir yere varamayacağı ise artık açık ve nettir.

Ali KOCATÜRK
1945 yılında Kelkit’te doğdu.1962’de Trabzon Lisesi’ni ve 1967’de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi.
Aynı yıl içinde açılan giriş sınavını kazanarak Hesap Uzman Muavinliği’ne ve yeterlik sınavında da başarı göstererek 21.8.1971’de Hesap Uzmanlığı’na atandı.20.5.1978’de Baş Hesap Uzmanı oldu.
22.5.1978’de Hazine Genel Müdür Muavinliği’ne atanarak Kurul’dan ayrılan KOCATÜRK, bir süre Bankacılık Genel Müdürlüğü ve OECD nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliği Maliye ve Ekonomi Müşavirliği, Birleşmiş Milletler nezdinde Türkiye Daimi Temsilcisi Yardımcısı görevinde bulundu.
İngilizce bilmekte olup, İngiltere’de etüd ve incelemeler yapmıştır.
Evli olan Ali Kocatürk 27.06.2011 tarihinde vefat etmiştir.
















































